İçeriden bir zil sesi geldi. Selim kapıdan çıkacağı sırada geri döndü. Zil sesi kesildi. Zil sesine geri dönmesini zor da olsa sordum. Fakat üzüleceğim bir bilgi vereceğini bilsem sormazdım. Selim, duyacağım şekilde, anemin sesi çıkmıyor da “nazar boncuklu zille bizlere sesleniyor,” dedi. “İnşallah iyileşir,” diyebildim. Üzüldüğümü yavaşta olsa söyledim.
Okul yıllarıydı, kanımız deli akıyordu. Derslerimizi çalışıyor ve birlikte çalışmanın çok yararını görüyorduk. Üç aydır, bizde çalışıyorduk. Çünkü Selimin annesi çok hastaydı. Yine de hafta sonu tenis oynamaya gitsem de bahçede anne ve babama yardım ederdim.
Annesi zili çıngırdattığında, hemen koşarlarmış. Anne derdini ancak böyle iletebiliyormuş. Çünkü sesi çıkmıyormuş. Yatağına bağlı kalması ve sesinin gitmesi aileyi çok üzse de doktora göre bekleyeceğiz diyormuş. Selim ilaçların etkisini bekliyoruz, diyordu.
Selim ile bir bilgiyi öğrenmeden geçmezdik. Olayın mantığını öğrenirdik. Yine de çözümleyemediğimiz noktaları öğretmene sorardık.
Okuma parçasını çalışıyorduk. Paragrafı okuyordum. Söylediğini duymadım. Zili mi getireyim dediğinde üzüldüm. Çünkü annesinin kötü hastalığa yakalandığını ve iyi olmadığını biliyordum. Demek ki zile o derece alışmışlardı. Onun için zil olayını şaka olarak da kullanabiliyordu.
Selim’e Müzik öğretmeni için inek çanı getirsek yine duymaz, dedim, Çok güldük. Öğretmenimiz hem çalar hem de söylerken ona bir şey sorsak duymaz kendi havasında nota okumaya devam ederdi. O noktada çanı kulağının yanında sallasak, ancak belki bize cevap verirdi.
Nazar boncuklu zil, aramızda işitmeyen için şaka kaynağımız olmuştu. Özellikle kardeşim ile duyulması gerekmeyen yerde elimi zil sallar gibi yapardım ve gülme krizine tutulurduk. Yaşlılardan işitmeyenlere “çan” derdik.
Sınıfımızı geçtik ve yaz tatilinde aile olarak yaylaya gittik. Herkes kendi yolunu seçmişti. Yakınlarının yanına gidenler oluyordu. Böylece arkadaşlar bir taraflara dağılıyordu. Yaylalar insanı adeta çekerdi. Ormanlar, kaynak suları ve tepeler. Çekim kuvveti yüksek yerlerdi.
Selimin annesi o yaz rahmetli olmuş. Selimin ailesi de çıkar yolu şehre göç etmekte bulmuştu. Büyük şehir onları da yutmuş ve bir daha haberleşemedik.
Göç konusu ailevi yaralar açıyordu. Fakat Selimler için başka çareleri yoktu. Çünkü iş bulup çalışmaları gerekiyordu. Baba çocuklarını okutacağım, dediğini duyunca sevinmiştik. Birbirine bağlı bir aile başta anneyi kaybedince dağılmaktan kurtaramıyordu.
Selimin annesi önlerinden gidince, aile bir arada kalamadı. Yuvayı dağılmaktan koruyan annedir. Annelerin değeri her zaman bilinmelidir.
İnsanlar kuş misali bir taraf uçuyorlardı.
Hasan TANRIVERDİ






















