Düğün dansı öğreten kurslar var şimdilerde. Kimse bilmiyor artık şöyle güzel bir hüdayda, harmandalı, çiftetelli, çaydaçıra, mavilim, çekirge filan oynamayı.
Eskiden de olurdu başka kültürlerin tüm dünyayı etkileyen dansları düğünlerde, tüm dünyayı kasıp kavuran Tvist’i, Avarama’yı (avare) Rasputin’i unutmadık.
Yahu artık ne düğünler düğün, ne kınalar kına gibi. Düğün organizasyoncusu denen çetelerin eline geçmiş herşey. Gece kulübü gibi ışıklandırılmış düğün salonları.
Ne o öyle dumanların içinden atlaya zıplaya çıkan dar ve kısa paçalı çorapsız damatlar.
Dudakları ördek gagası denli botokslu, çipil gözleri fırça gibi takma kirpikli, çırnak gibi tırnaklı komik işaretler yapan kombinezon giymiş gelinler.
İfrit olunası bir komedi. Üstelik de bi kucak para veriliyor o komedilerin sergilendiği o parıldak ışıklı salonlara.
Yazık çok yazık. Artık yüksek yüksek tepelere ev yapılmıyor zati, otuz katlı oldu evler.
Çok yüksek volümlü, kulakları sağır eden acayip müzikler, patlatılan maytaplar, gözü göze göstermeyen acayip dumanlar daha neler neler.
Hele aşağı köyün davulcusu gibi davulları omuzlamış kızlar, gelinler.
Aşrı aşrı memleketlere kız da verilse, dokuz tutam kızların dili, fırın küreği gibi heryere uzanıyor.
İşte bu yüzden yurt da kurulamıyor yuva da.
Oysa bu ülkeyi yalnız ve yalnız aile mefhumuydu ayakta tutan.
Yazık oldu memlekete.
Şükran Uçkaç Yargı Sazsızozan
16.06.2024 Ankara























