Hanidir yeni yazı yazamadım, hep arşivden önceki yazdıklarımdan paylaşıyorum.
Çünkü tatlı mı tatlı bir misafirim var. Torunum gelmiş hoşgelmiş.
Ağır misafir yani sizin anlayacağınız. Günler öncesinden oyuncakları alındı, yolları gözlendi, bir hazırlık bir heyecanlı bekleyiş sorma gitsin.
Sonunda koca kuş getiriverdi onu bulutların üstünden uçurarak, vizeli pasapotrlu yârimi.
Çocuk oldum onunla, oyunlar oynuyoruz, şarkı ve şiir de var tabi.
Merdivenlerden inerken;
‘Tak tak tak
Kim o?
Aç kapıyı bak!
Sen kimsin?
Ben Mete’yim
Ben kimim?
Mete’nin Nene’siiii’…
Ben zor iniyorum ya üç katı, o bana eşlik ediyor, şiirler de uzayıp gidiyor.
Dede’ye de gittik dün, dualar ettik. Nene biraz ağlasa da
hepimiz sevindik, biliyorum en çok da dedenin ruhu şad oldu.
Keşke dedenin biraz Anadolu, biraz Ankara, biraz memleket biraz mutlaka Eyüp Sabri’den alınmış limon kolonyası kokan bağrına başımızı yaslayabilseydik.
Suladık ama bolca ‘dedenin yeni’ evini, rahmetler diledik.
Hani dedim ya çocuk oldum diye onunla.
Üç dört yaşlarındayım işte…
Lego diziyorum, balon üflüyorum, arada şekerler de atıyorum ağzıma.
Dün alışveriş sonrası bir parka da uğradık.
Sallandık, kaydık, atladık zıpladık Mete’yle bu çocuk Şükra’nın yüreğiydi.
Nene olanı ise hemen ordaki masada oturmuş bize bakıyordu.
Sonra da memleket lezzetleri kokan ekmek arası yiyeceklerimizi yedik, ayranlar çaylar eşliğinde.
Eve dönme zamanı gelince epeyce direndik ikimiz de.
‘Biraz daha kalalım daha hiç oynamadık’ diye.
En güzel çocuk repliğiymiş bu. Her çocuk mutlaka söylemiştir ve söyler.
Günün incisi Mete’dendi yine.
Üzerine naylon çuvallar bağlanmış bir arabayı gören Mete’nin:
‘Aaa, bak nene yastıklı araba, çok komik’.
Bayılırım çocuk benzetmelerine, çocuk diline.
Haklıydı çocuk, bütün çocuklar kadar, komikti yastıklı araba.
Şükran Uçkaç Yargı
26 Nisan Ankara























