İneklerin beslenmesinde kullanılan önemli gereçlerden biri de yal kazanıdır. Yal kazanı kara ateşte yal pişirmeye uygun büyüklüktedir. Kazan, kulpu sayesinde ocağın kara zincirine asılan, bakır kaptır. Yal kazanının kara ateş ve kara zincirle kurduğu birliktelik, köylünün simgesidir.
Bahçeden çayır ve sebzelerin yaprakları kesildikten sonra, bol suda yıkanır ve kazana doğranır. Kazanda pişmeye bırakılır. Ayrıca aile kazana mutfak atıkları gibi hiçbir şeyi zayi etmeden atar. Örneğin meyve kabukları, içleri, yenmeyen sebzeler, karpuz, kabak kabukları ve ekmek parçaları kazanda yerini alır.
Kazana, tuz, irmik unu, her zaman olmasa da mısır unu atılır. Annemde damar sertliği çıktıktan sonra, tansiyonu yüksekten seyretmeye başladı. Doktor mısır ekmeğini yasakladı. Annem, doktora; seksen beş senedir, lahana çorbası ve yoğurdu mısır ekmeğiyle yiyorum. Bundan böyle nasıl vazgeçerim, sözüne doktor, onun için bu hastalığa yakalandın, dedi. Hastalık seni mısır ekmeği yediğin için, buldu. Annem doktora bakarken, “Haklısın” Dedi. Mısır unu da yala katılmaya başlandı.
İneğin sevdiği türlü yal kazanında piştiğinde, inekler de otlamadan gelir. Ahıra gider ve bağlanırlar. Annem her zaman ki, gibi onların yalını verir. Yal kazandan küleklerine eski maşrapa ile boşaltılır. Külekler aşhaneden ahıra açılan kepenkten indirilir ve ineklerin önüne konur. İnekler türlüsünü yerken, annem de özel kıyafetini giyer ve maşrapasıyla süt sağımı için, ineğin yanına varır. Sağım işleminden sonra süt tencereye dökülür ve eve kuzinenin üzerine pişmek üzere gider.
Sağım olayından sonra, külek ineğin önünden alınır. İneklere kuru çayır ve mısır sapı, bazen de kuru yonca atılır. İnekler gece uyandığında yemediklerini yerler. Son olarak, altları, yatacakları yerler temizlenir ve kuru yaprak serilir.
Annem sabah erkenden ineklerin altlarını tekrar temizler. İrmikli ve mısır unlu sıcak suyunu verir. Sağım işlemini yapardı. Okula gitmeden, süt pişer ve kahvaltıya hazır hâle gelirdi. Annem bizden sonra havanın durumuna göre inekleri çimene çıkarırdı. Onlar oynar, koşar ve sularını içerlerdi.
Köyde inek bakmazsan geçinmen mümkün değildir. Ailenin ekonomik yapısı ineklere endekslidir. Devletin köylüye bilgi akışında bile hiçbir katkısı yoktur. Ailenin korunması ve geliştirilmesine inekler de dahil edilirdi. Aile geleneksel yapısını, bilgisini devam ettirmeye çalışırdı.
Son yıllarda ailenin iş ve çalışma anlayışı çok değişmiştir. Köylüler çocuklarını okutmuş ve “Devlete bir anahtar da sen uydur.” Anlayışıyla kul olmuşlardır. Çocuklar masa başında iken, baba toprağı, boş bırakılmış veya terk edilmiştir. Kendine yeterli üretim yapılmamaktadır. Olayı ülke düzeyinde düşünürsek, toplum tüketici durumuna düşmüştür. “Tüketim toplumu” beslenmede ve besin bulmada dışa bağımlı olacaktır. Günümüzde de istenen böyle bir durum olduğu için, herkesin hayatından memnun görünmesi doğaldır.
Bahçe tarımı bitmişse, toprak işlenmiyorsa ve hayvan bakımı yapılmıyorsa; yal kazanının zincire asılı kalması mümkün değildir. Yal kazanının kulpu kopar veya zincir kesilir, kazan ocağın üzerine düşer. Böylece kara ateşten bahsedilmez, olur. Geleneksel sosyal yapı kaybolur.
Kara ateşin közü kararmış, zincir pas tutmuş ve kazan pörsümüştü.
Ailenin değerli kazanı hurdaya gitmiş ve adından bahsedilmez olmuştu. Böylece yüzyılların geleneğinden ve kültürel yapısından bahsedilmiyordu. Yaşadığı değerlerden habersiz, geçmişini unutmuş dejenere insanlar olarak ortada somurtmuş hâldeyiz.
Her şeyin menfaat adına ölçüldüğü, Machiavelli anlayışla tek düze bir yaşantıyı sel suları yıkar götürür. Baygın hâldeyiz nereye gittiğimizi bilemiyoruz. Sürüklenirken bile insanlar görünüşe önem veriyor. Kimse nereye gittiğini bilmiyor.
Yal kazanı kara zincire asılı olarak, ineklerin beslenmesi işlemleri için, beklemektedir.
Bu gidişle iyi ve güzel günleri, idare lâmbasıyla arayacağız.




















