15 Nisan Dünya Sanat Günü: Sanat Neden Rahatsız Eder?
Sanat çoğu zaman güzellikle anılır. Estetikle, uyumla, insanı iyi hissettiren bir alan olarak görülür. Oysa sanatın asıl gücü, insanı rahatlatmasında değil; huzurunu bozmasındadır. Çünkü sanat, sadece bakılan bir şey değildir. İçine girilen, temas edilen, hatta bazen kaçılmak istenen bir alandır. Ve insan, en çok kaçtığı şeyle karşılaştığında rahatsız olur.
Sanat düzeni bozar.
İnsanın kendine kurduğu küçük, güvenli dünyayı sarsar.
O dünyada her şey nettir: doğru bellidir, yanlış bellidir, kişi kendini tanımlar ve orada kalır. Ama sanat, bu düzenin içine girer ve basit olanı karmaşık hale getirir. Sorduğu sorularla, sunduğu imgelerle, gösterdiği gerçeklerle… O kurulu dengeyi bozar. Ve insan, bozulan her şeyden rahatsız olur.
Çünkü sanat soru sorar.
Ama bu sorular kolay sorular değildir.
“Sen gerçekten kimsin?”
“Savunduğun şeylere gerçekten inanıyor musun?”
“Gördüğün şey gerçek mi, yoksa görmek istediğin mi?”
Bu sorulara herkes hazır değildir. Özellikle de kendini hep “doğru” görenler. Çünkü sanat ayna tutar. Ve o aynada görülen şey, çoğu zaman insanın kendine anlattığı hikâyeyle örtüşmez. İşte o anda gerçek can yakar.
Sanatın rahatsız edici olması tesadüf değildir.
Bu, onun doğasıdır.
Sanat, en çok kendinden kaçan insanı rahatsız eder.
Çünkü kaçtığı şeyin karşısına çıkar.
Görmezden gelinen bir duygu, bastırılan bir düşünce, unutulmak istenen bir anı… Sanat bunları saklamaz. Tam tersine görünür kılar. İnsan, dış dünyadaki sorunlarla baş edebilir. Ama kendi içindekilerle yüzleşmek, çoğu zaman daha zordur.
Bu yüzden sanat herkese hitap etmez.
Daha doğrusu, herkes sanata açık değildir.
Kendini görmek istemeyen, sanattan da uzak durur.
Çünkü sanat kendini gösterir.
Bir tabloya bakarsın ama aslında kendine bakarsın. Bir şiir okursun ama satır aralarında kendi duygularını bulursun. Bir film izlersin ama hikâye bittiğinde içinde bir şey kalır. İşte o kalan şey, sanatın dokunduğu yerdir.
Hissetmekten korkanlar da sanattan uzak durur.
Çünkü sanat duyguyu büyütür.
Görmezden gelinen acıyı görünür kılar, bastırılan sevinci açığa çıkarır, unutulduğu sanılan duyguları yeniden yüzeye taşır. Bu yoğunluk herkese iyi gelmez. Bazıları için bu, bir zenginliktir. Ama bazıları için fazladır. Taşınamayacak kadar ağırdır.
Sanatı sevmeyenler, aslında sanatın gösterdiği şeyi sevmeyenlerdir.
Çünkü sanat dışarıyı değil, içeriyi anlatır.
Ve insan, kendi iç dünyasıyla her zaman barışık değildir.
Bazı düşünce yapıları ise sanata doğrudan mesafelidir.
“Doğru tektir, tartışılmaz” diyen bir anlayış için sanat tehlikelidir. Çünkü sanat çoklu anlam taşır. Aynı esere bakan iki insan, tamamen farklı şeyler görebilir. Bu durum, kesinlik arayan zihni rahatsız eder. Çünkü sanat, netlik değil ihtimal üretir.
Eleştiriyi kabul etmeyen, itaat isteyen düzenler de sanattan hoşlanmaz.
Çünkü sanat soru sorar.
Ve soru, kontrolü bozar.
Sorgulayan insan, itaat eden insan değildir. Bu yüzden sanat, sadece bireyleri değil, sistemleri de rahatsız eder.
Aynı şekilde “eskisi en doğrusudur” diyen bir düşünce de sanatla mesafelidir.
Çünkü sanat yenilik getirir.
Yeni bir bakış açısı, yeni bir anlatım dili, yeni bir anlam dünyası… Bu değişim, sabit kalmak isteyen zihni zorlar. Ve direnç doğurur.
Faydacılık üzerinden düşünen bir bakış açısı için de sanat çoğu zaman gereksizdir.
“İşe yaramıyorsa değersizdir” diyen bir anlayış, sanatı anlamakta zorlanır. Çünkü sanat doğrudan bir fayda sunmaz. Ölçülemez, tartılamaz, somut bir karşılık vermez. Ama insanın iç dünyasında bıraktığı etki, çoğu zaman hiçbir faydayla kıyaslanamayacak kadar derindir.
“Hissetmek gereksizdir” diyen bir yaklaşım ise sanatı tamamen reddeder.
Çünkü sanat duygu ister.
Duyguyu küçümseyen, onu zayıflık olarak gören bir anlayış için sanat anlamsızdır. Oysa insan sadece düşünen bir varlık değildir. Hisseden, etkilenebilen, değişebilen bir varlıktır. Sanat da tam olarak buraya dokunur.
Toplumsal düzeyde bakıldığında da benzer bir durum görülür.
Baskıcı ve otoriter yapılar, eleştirel sanatı tehdit olarak görür. Çünkü sanat, görünenin ötesini anlatır. Söylenmeyeni söyler. Bu da kontrol mekanizmalarını zorlar.
Aşırı kutuplaşmış toplumlarda sanat, çoğu zaman propaganda dışında bir alan bulamaz.
Çünkü her şey taraflara bölünmüştür.
Oysa sanat, taraf değil derinlik ister.
Sadece tüketim odaklı toplumlarda ise sanat yüzeyselleşir.
Hızlı tüketilen, çabuk unutulan bir içeriğe dönüşür.
Oysa sanat, durmak ister. Düşündürmek ister.
Eğitimde sorgulamanın olmadığı yapılarda ise sanat anlaşılmaz hale gelir.
Çünkü sanat, hazır bilgiyle değil, düşünmeyle anlaşılır.
Düşünmeyen zihin, sanatın karşısında sadece bakar ama göremez.
Sonuçta mesele şudur:
Sanat herkesi rahatsız etmez.
Ama rahatsız ettiği insan, çoğu zaman kendisiyle yüzleşmek istemeyen insandır.
Sanat rahatsız eder.
Çünkü düzeni bozar.
Çünkü soru sorar.
Çünkü ayna tutar.
Ve insan, en çok kendi gerçeğiyle karşılaştığında huzursuz olur.
Yazar: Suat Altınok















