Yabancı dil, benim için ölüm kalım sınavıydı. Sınavdan geçtiğimizde, düzlüğe çıkışımızı belgeleyecektik. Kısacası mezun olacaktık. Yalnız “ne öğrendik ki sınav oluyorduk.” Açıkçası öğrenci olaylarından, ders yapamamıştık.
Sınavda sözlük kullanmak serbestmiş. Hoşumuza giden bu sözü acaba birileri ortaya atmış olmasın. Çünkü böyle durumlarda biri bir laf ortaya atar, daha sonra aynı söze, kendi de inanırdı.
Beklemeden sözlük almaya koştum. Heyecandan sözlüğün nasıl bir şey olacağını irdelememiştim. Zaman kaybetmeksizin sözlüğü aldım ve okula döndüm. Aldığım sözlük “Yabancı dilden Türkçeye” karşılığı olanmış. O arada sözlüğü gören birkaç kişi güldü ama niçin güldüğünü anlamadım. Yoksa aldığım yerden değiştirirdim.
Yabancı dil sözlüğü almıştım ve gururluydum. Kelimelerin karşılığını bilecektim. Avına pusu kurmuş sırtlan gibi sözlüğe bakıyordum.
Sınavın boğucu havasından bunaldım. Nerede ise yutkunamayacak hale geldim. Boğulacağıma az zaman kala görevliler soru ve boş kâğıtları dağıttılar.
Gerekli bilgileri doldurduk. Başlayın dediler ama nereye başlayacaksın. Sözlük işe yaramıyor ve bir tane soruyu anlamış değilim.
İyi ki gerekli bilgiyi düzenli şekilde doldurmuştum. Aradan beş dakika geçti ve ter gömleğimden söktü.
Salondaki öğrencilerin sloganları, her tarafı tuttu. Bağrışmalar o kadar ileri gitti ki, ne yapacağımızı şaşırdık. Sınav salonundan çıkanda oldu, slogan atan öğrencilere katıldılar. Öğrenciler kapıyı tekmeleyip açtılar ve sınav olamaz dışarıya, dediler.
Sınav salonu matematik bölümünün Kerim Erim salonuydu. Bu defa ben rahat ettim. Sorumlu kızardı, balon balığı gibi oldu. Nerede ise patlayacaktı. Onlara söz vermediler ve salonu boşalttık. Rahat bir soluk aldım. Ayaklarım birbirine dolanarak dışarı çıkarken, sözlüğü masanın üzerine bıraktım.
Yanıma arkadaş yaklaştı. Mezun durumunda mısın? Dedi. Evet dedim. Yabancı dil hocalarına gidelim ve derdimizi anlatalım, Çok doğru karşıladım, haklıydı. Beyazıt’tan geri döndük. Yabancı dil için öğretmenlerin odalarını sorduk.
Çiçek bozuğu ve koca suratlı öğretmeni gözümüz aradı. Arkadaş bahçıvan kılıklı olan dersimize girmişti onunla konuşurum, dedi. Aradan bir saat geçmiş bana göre bir ay olmuştu. Odada, koyun satan pazarcı gibi duran, öğretmen koltuğa yaslanmış gülüyordu.
Gülersiniz tabii ki derdiniz yok. Bizim gibi selin önüne düşmüş olsanız, dedim. Arkadaş yavaş konuş, dedi. Öğretmen sesimi duymuştur ama ne dediğimi anlamamıştır, dedim.
Öğretmene mezun olduğumuzu öğrenci işlerinden öğrenebilirsiniz. Öğretmenin yüzü kızardı, alnındaki kırışıklıklar belirlendi. Gözlerini açtı ve kapadı. Ter içinde kaldık. Üzüntümüz sonsuzdu. Ruhum daraldı ve patlamaya hazırdı. Fakat öğretmene derdimizi anlatabildik.
Duygusal olarak, tökezledik, adama yalvarıyoruz. Yapacağımız hiçbir seçeneğimizin kalmadığını söyledik. Geçer not verip gönderse. Yaşantımız en güzel çiçeklerle süslenecekti.
Öğretmen sakindi, resmi kâğıda geçer not verdi ve öğrenci işlerine gönderdi.
Kalktık ve elini öptük. Burada mısınız? Diye sorduk. Çıktık ve çikolata alıp odaya götürdük.
Bize başarılar dilediler, çünkü, mezun olmuştuk.























