Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Tek Sen Kalmıştın Ağlamadık Bay Çiçek!

KAMUSAL TEPKİLER
Mehmet Halil ARIK

03 Eylül 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

Önce Usta başlattı!..

Gündelik yaşamda, gözyaşlarının ileri demokrasi adına siyasete malzeme oluşuna rastlamamıştık daha önce!.. Usta başlattı önce!..

Ağladı, ağlattı!.. Kökenden öğrenik gelmişti zaten !..

Bakanları takip etti onu!.. Arkasından kendi elleriyle tek tek özenle seçtiği vekilleri…

Yazık, gözyaşı zaten hiç dinmemişti başyardımcılardan birisinin!..

Vekillerin seçiminde de, “ağlama yeteneği” kıstas alınmış mıdır bilemeyiz ama, vekillerin, Usta ve yakın çevresindekiler, ağlasa da ağlasak, diye bekleştikleri kesin!..

Okyanus ötesindeki asıl Başusta’dan anlaya bildiğimiz kadarıyla; gözyaşlarına salya sümük karıştığı oranda sevabı ve getirisi de o oranda artıyor olmalı!..

İkide bir, o büyük sevaptan kazanmak istercesine salya sümük karşımıza çıkan gılman bakışlı zat; ağlama sorunlu bakan mı; sözcü mü yoksa, gözyaşlarıyla bedensel ve ruhsal temizlikten sorumlu elaman mı diye düşünürken; zırt diye sen çıktın karşımıza Bay Çiçek!..
Tek sen kalmıştın ağlamadık!..

Koro tamamlandı!..
Bunca getirisi ve müşterisi olan bir eylemin araştırılması şart oldu artık!..
Nedir ağlama?, Kimler ağlar? Niçin ağlar? Faydalı mı?..zararı var mı? Sadece insanlara mı özgüdür!?….Bedensel midir; ruhsal mıdır!?
Nereden ve nasıl beslenir de ortamın havasına uygun, hıçkırık destekli mesaj iletir çevreye?..
Bir araştıralım istedik.. Bakın neler gördük, neler!..
Boşuna değilmiş, işbaşındakilerin fırsat buldukça gözyaşı dökmeleri, cümbür cemaat ağlama merasimleri düzenleyip eksiksiz katılmaları !..
Öncelikle belirtelim; ağlama insani bir duygudur.. Aksi kanıtlanmış değildir henüz!.. Bakmayın timsahın gözyaşlarına.. Ağlama değil onunkisi. Avını zevkle yutarken, göz kenarlarındaki bezlere yapılan aşırı baskı sonucunda oluşan zorunlu sıvı fışkırması…
Sonuçlar çok çarpıcı. İnsani ve timsahi gözyaşlarının ayırt edilmesi de yine insani bir görev!..

* “İstatistikler, insanların ortalama 70 yıllık yaşamı boyunca 95 litre, yaklaşık 10 kova gözyaşı döktüğünü söylüyor”muş!..
Kültür farlılıklarını da göz önüne aldığımızda, “bizimkilerin” istatistikleri altüst ettiği aşikar!.. Okyanus Ötesi Üstadı nereye koyarsınız bilemem!.. 10 kova, haftalık imalatı bence!..

* “Bazı bilim adamları ağlamayı, bedenin ve ruhun duyduğu ıslak temizliğin bir gereği olarak ele almaktalar”mış!..
Bu anlayışa göre, temiz bir beden, temiz bir ruh; niçin ıslak bir temizliğe ihtiyaç duysun!.. da; her fırsatta temizlenme adına hıçkırıklara boğulsun!.. Eylem ihtiyaçtan doğar..

* İlginç bir sonuç daha!..: “Yetişkinler; duygularını gözyaşlarına çevirmek için genellikle 19-22 saatler arasını seçmekteler”miş!..
Bay Çiçek’inde, gözyaşlarının iftar saatlerine denk düşmesi ilahi bir rastlantı olsa gerek!..

* “Bir damla gözyaşı 15 miligram ağırlığında”ymış. Zerre bişey!..“Oysa küçük göründüğüne bakmayın; yarattığı etki çok büyük!..” diyor araştırmacı bilim adamı!.. “Özellikle ağlayan bir kadın, ya da çocuk ya da politikacı, herkesin şefkat ve koruma duygularını harekete geçirmeye yetiyor”muş!. (İtiraf ediyorum; politikacı sözcüğünü ben ekledim)
İş bilenin kılıç kuşananın!.. Ağlamasını bilen, mağduru oynamasını da bilendir. Ağlamayana meme yok!.. Doğaldır ki oy da yok!..

* “Ağlama, insana doğuştan gelen bir davranış motif. Taleplerin çevreye iletilmesinde başvurulan en ilkel bir yöntem”miş!…
İlkelliğine bakmayın, büyüyünce de işe yaradığı kanıtlanmış!..
Bu ilkel iletişim yönteminin, politik amaçlar için kullanılmasının siyaseti kirlettiği açık. Yaygın adıyla, duygu sömürüsüdür bu ve erdemli bir davranış değildir.
Ne var ki; siyasette, ‘amaca ulaşmada her yol mübah’ fetvasıyla yola çıkanlar için, işin erdem boyutu, baştan diskalifiye edilmiş!..

* Bakın bu çok önemli!.. “Yaşamın zor koşullarıyla yüzleşince, sığınıla bilecek tek liman”mış gözyaşları!. Öyle diyor bir bilim adamı.
Bay Çiçek’in şehit ailelerine verdiği yemekte, analar ağlamasın sözüne rağmen anaların her gün daha çok niçin ağladığı sorusuna cevap bulamayınca, çaresizliğin gözyaşlarıyla ifade edilmesinin nedeni, şimdi daha iyi anlaşılacaktır sanırım !..

* ”Ağlamak evrensel bir olgu. Her kültürde var gözyaşı. Sümerlerin yaklaşık 4000 yıl önce yazdığı destanda karamsarlığa kapılan Gılgamış’ın nasıl gözyaşı döktüğü ayrıntılı tasvir edilmekte” diye yazıyor tarihi bir araştırma.
Bu tarihi araştırma da göstermekte ki; gözyaşı bir karamsarlığın, bir acziyetin ifadesi!.. Gılgamış’tan farklı değil; Çiçek’in ortaya koyduğu davranış!.. Akan gözyaşları bir acziyet-çaresizlik-umutsuzluk ifadesi olarak yansımıştır kamu oyuna!..
Oysa Çiçek’ten beklenen, gözyaşı dökmek değil, gözyaşlarını dindirmekti!..
O yüce kurumun TBMM başkanının; çaresizlik gözyaşları toplumda bir umutsuzluk yaratırken, terör örgütüne moral desteği yarattığı açık değil mi!?..
Mağduruyet adına döke geldiğiniz gözyaşları, bari şehit yakınlarının sofralarına uzanıp, teröristleri sevindirmeseydi!..

*”Yine istatistiklere göre, Çinli erkekler ancak üç ayda bir kez, Amerikalı erkekler aynı dönemde 5-6 kez, Alman erkekler 4-5 kez, İspanyol erkekler 1-2 kez ağlaya biliyorlar”mış.
Biz Türkler nedense istatistiğe dahil edilmemişiz.
Siyasilerimizin, ağlamanın gerçek nedeni olması gereken, ortak acı, akraba ya da arkadaşların ölümü, aşk acısı, ayrılık, kavga, dışlanmışlık gibi acı deneyimler; evlenme, terfi, ödül gibi mutluluklar; müzik, duygusal filmler.. yerine sadece mağduriyeti ağlama nedeni olarak seçmiş olmalarının istatistik dışı kalmada bir etkisi olmuş mudur acaba!?!?..
Bir köşe yazarımız, bu tür ağlamaya “zırlama” adını takmış!..
Acaba, mağduriyet, gözyaşlarından medet umarak iktidarlarını pekiştirmeye çalışan başka ülkeler de var mıdır!? Koro halinde her fırsatta zırlayanlar yani!..

* “Ağlamaya prolaktin hormonunun neden olduğu iddiası da yabana atılır değil”miş.
Ancak şaşırtıcı olanı şu ki; Prolaktin ne menem bi hormondur ki, pozitif ayrımcılıkla, hep benzer siyasi görüştekileri seçmekte!.. Tıpkı, Tanrı’nın, en akıllı, en becerikli en işbilir evlatları verirken de ayni sınıftan siyasileri seçtiği gibi..
Veya, şehitlik mertebesine ulaştırmak için o kesimden kimsenin evlatlarını seçmediği gibi!..

*Adına “tıp yemini” edilen Hippokrates’i hepimiz biliriz. Hipokrates, ağlamayı bir sağaltım-tedavi aracı olarak görmekte. Bu olayı tanımlamak için, “temizlenme” anlamına gelen “katarsis” kelimesini kullanmış. “Ağlamak yararlı” diyor!.. Ne de olsa sürekli gözyaşı üretiliyor ve bunun dar kafatasından dışarı atılması gerekiyordu. Ağlamak da kusmak, dışkı ve idrar atımı gibi işlediğini söylüyor. Neden,ağlamak da istenmeyen atıkları vücuttan uzaklaştırıyor olmasın? Hem gözyaşı diğerleri gibi kötü de kokmuyor!..,
Hem zaten duygular kötü kokmaz ki…
Bizimkiler; boşa atılacağına siyaseten bir işe bari yarasın diye düşünmüş olamazlar mı!?..

* Ağlayan ağlayana!.. Daha doğrusu, o köşe yazarımızın tabiriyle zırlayan zırlayana!..
Sadece; anaların akan gözyaşları gerçek!..
Bugünlerde; zırlama kervanına Deniz Feneri davasından 4 gün sorguda kalıp salıverilen bir “delikanlı” da katıldı. İşe yaradığını görmüş olmalı.
Kafası bastırılarak arabaya sokulmadan; hatıra fotoğrafları çektirerek tek başına uçakla gittiği sorguda, çocuğundan ve ailesinden uzak kaldığı o 4 günün acılarını anlatmakta gözyaşlarıyla!. Hatırası kendisine kar kalacakmış!..
————————-
4 gün değil 4 yıldır, sıcak yuvasından, yavrularından uzak kalan,
Yetmeyip tek başlarına hücrelere tıkılan,
Yetmeyip, halkın tevdi ettiği yüce görevden bile mahrum bırakılan; onca insanların gözyaşlarını gördünüz mü hiç!?..
Onlar ağlarsa adam gibi, içlerine dönerek ağlarlar!..
Meydanlara zırlamazlar!..
Timsah gözyaşları değildir döktükleri!..
Temizlenmek adına değildir ağlamaları!..
Gözyaşları kendileri için değil, çöken cumhuriyet içindir!..
Hortlayan Sevr içindir!.. Cumhuriyetin yıkılan kurumları içindir!..
İpe çekilen hukuk içindir!.. Ülkenin bekası içindir!..
*********
Unutulmasın!..
Umut bir tohumdur. Yeşerir ortamını bulunca … Yeter ki kaybolmasın umut!..
İşte bu nedenle UMUT koydum torunumun adını!..
Yine göz yaşları akacak bu ülkede!.. Çığlıklar duyulacak!.. İnanıyorum buna!..
Ama o gözyaşları tartışmasız, sevinç, mutluluk, coşku, heyecan ve yaşam için akacak!.. Çığlıklar; mutlu bir yaşamı haykıracak!..
“İnsanın değerini varlığı değil yokluğu gösterir. Ki, yokluğu birşey değiştirmeyenin, varlığı gereksizdir.”diyor; Dostoyevski

Zırlayanların varlığı gereksize düşecektir gelecekte!..
Yoklukları da hiç hissedilmeyecektir!..
Tarih, yokluğu birşey değiştirmeyenleri sayfalarına gömmekle meşguldür asırlar boyu!..

Okunma Sayısı: 65
Etiketler: ,

Yazarın Diğer Yazıları

Ciddiyet Beyler!… Ciddiye!…

(Haftanın makalesi) Salgın son hızla yayılıyor, İstanbul başı çekiyor, resmi ağızlar borazan olmuş bunu duyuruyor,...

Amasya Genelgesi Bugünlere Ayna Tutar mı?

Amasya’da ateşlenen Kemalist Devrimin İşaret Fişeği (20-22 Haziran 1919) bir Özgürlük Bildirgesi’dir aynı zamanda. Mustafa...

Saray Erbabının Gözünde Bak Sen Nesin Eyyy AKP’li Kardeşim

Seni yönetenlerin sana bakış açısını iyi bil…   Söylem ve eylemleriyle, sana reva gördükleri sıfatı ben...

Şaşıp Kalıyorum….

Bir ülke ki, anayasasında “demokratik, laik, sosyal bir HUKUK DEVLETİ” olarak tanımlanmakta… Ne var ki;...

Soma Faili Belli Bir Katliamdı!..

Tarih 13 Mayıs 2014. Azrail toplu kurban arıyor olmalıydı o gün. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş’nin...