Okumayı öğreneceğim diye, okuluna bir yıl ara verdi. “Okumayı öğreneceğim” Diyordu. Bunun için kendini “Taş mağaraya” kapattı. Okumayı söktüğünde, okuyabilmeyi öğretselerdi böyle olmazdım. Okuma, okuyanın dahi olması gerektiğini bilmektir.
Kaderin çizdiği yolda yürümek, kişiye acı gelmez. Mantığıyla doğruya ulaşmaya çalışırdı. Hedefine varmakta olan bir konu, düşünmekle düzeltilemezdi. Çünkü, yoluna iyi veya kötü devam ediyordu.
Mağarasına çekilir, elindeki mevcut eseri, çektiği zorluğu umursamadan, çalışırdı. Eseri öğrendiği yöntemle inceler, eleştirir ve doğruyu belirlerdi. Katlandığı bu zor ve kötü şartlarda daha dikkatli olması gerektiğine inanırdı.
Eserde anlatılanı bütün olarak kavrama yerine, cümlelerin ve cümleler arasında anlatılmak isteneni çözmek, ona kafa yormaktı hedefi.
Talihi onu mağaraya sürüklediğinde, daha dikkatli okumasını uyarmıştı. Boşuna uğraşmamayı düşler. Cümleler, kelimeler ve aralarından çıkarttığı manalarla ne demek istediğini hangi şartlara sahip olduğunu ortaya koyardı. Yazarın, sosyal ve psikolojik yönünü, kalabalıkta ve kimsenin olmadığı yerde ortaya koyacağı davranışı çözmeye çalışırdı.
Su taşkınları gibi, mağaranın dışına çıkmak istiyordu. Mağara dışı, sosyal ve psikolojik olarak öğrendiklerini anlatabilmekti. Taşkınlar gibi bitkileri kökünden sökmeyecek, onları bilinçli sulayacaktı. Çünkü bitkinin sel suyuyla boğulmasını istemiyordu. Şartları zorlayarak öğrenebildiği bilgileri, karşısındaki kişilere aktarmak öğretmek değildi. Onun için, önce okumayı öğretmek gerekiyordu.
Taşkın sularını kanallara alacak, daha ilerilere götürecek ve kontrollü depolayacaktı. Yosun ve bakteri oluşumuna ihtimal vermeyecekti.
Okumayı öğrenenin belleğinde beyaz sayfa açacak ve o sayfaya öğrenilen bilgilerin alacağı kadar işlenmesini sağlayacaktı.
Belleğinde açtığı beyaz sayfanın boyutunu maalesef tayin edemiyordu. Çünkü bu konu, ana ve babadan gelen genlerle belirleniyordu. Yine de kişinin, arzulaması ve zorunlu olması esastı.
Taş mağarasında aylarca okumayı öğrendi. O süre içerisinde hiçbir dış etkide kalmadı. “Öğreneceğim ve kesinlikle başaracağım,” Diyebildi.
Öğrenmek için, önce eğitim gerekliydi. Eğitim, öğrenmeye hazırlıktı. Bu sayede, bellekteki beyaz sayfaların, bilgi kirliliğini atmak, öğrenebilme idealini yerleştirmekti. Böyle bir eğitimde kararlılık ve dengeli hareket esastır. Düşünün yapacağınız yarım saatlik sabah sporu bile eğitimdir.
Beleğin dengeli olması öğrenmek için, temiz bir sayfayı açmakla başlar.
Bellek eğitimi ve öğrenmeye hazırlanması, dahi bir okumaya başlama temrinlerle beslenmelidir. Dış etkide kalmadan, mağaranın soğuk ortamında, beynin algıladığı komutlarla okumayla ilgili bilgileri sıralardı. Yeri geldi “Ne yapıyorum” dedi. Mağarasını terk etmek istedi. Okuduğu kitabı, yazdığı defteri kapattı. Sakinleştikten sonra, ne yaptığını sorguladı ve yeniden açtı. Hiçbir şey olmamış gibi çalışmaya başladı. Elde ettiği ip uçlarını şansa bırakmak istemiyordu. Şansa bırakırsam yıkılırım. Benden bu kadar dediğinde, ancak şansı başlayacaktı.
Taş mağarasında azim ve kararlılıkla okumakla öğrendiği bilgilerin aynısını öğrenciden istemek gereksiz bir metod olurdu. Öğrenme ortamını hazırlamak, beyaz sayfasına yazdığı bilgileri kabul etmek suretiyle öğrenebildiğini yaşatmak. Yeter ki bilgileri beyaz sayfaya yazma çabasında olsun.
Öğrenmek isteyen kişiler, adak, hırslı ve hedefe kilitlenirler. Hedefe ulaşmada, zaman da önemlidir. Zamanı iyi kullanmak, hata yapmamak ve öğrendiğin yoldan şaşmamak gerekir.
Anlık değişen şartlarda, okuyan kişi, zekâsını da aynı doğrultuda kullanıp yeni bir yol izleyebilmelidir.
Öğrenmenin yolu, taş mağaradan geçer. Üniversite son sınıf öğrencisi odasının kapısına, “Taş mağara” yazmasının nedenini anlıyor musunuz?
Taş mağarasında, birtakım alışkanlıklarından vazgeçerken, çok önemli kabiliyetler de kazandı.




















