SUSUZ VADİ
Vadiye, ırak düştük. Her şeye rağmen, anılarımız canlandı gözümde. Sırnaşık köpeğimizle geçtik vadiye. Suyun kenarını oyduğu, düz taşta oturup balıkları izledik.
Kızılağaçlar, dereye bir tünel havası veriyordu. Fakat zaman içerisinde selin tahribatı da korkunçtu. Düz taştan suya atlar ve köpeğimizi yıkardık. Balık yuvalarıyla oyalanırdık. Suyun serinliği içimize işlerdi. Dere büyük bir nimet, diyorduk.
Rüyada gibiydik. Suyun önünü kesen kardeşim balık peşindeydi. Köpeğe, koşma, gelen olursa karışma diye tembihlerdik. Yoksa denize iner, dalganın önüne atılırsın, derdik.
Elimizdeki baltayla kırılmış dalları keserdik.
Günler bitmiş ve yollar kısalmıştı. Vadiye ulaşmak içim kıpır kıpır coşkundu. İşte özlem böyle bir şeydi. Yaşanacak olan ve yaşanan. Dere kenarından aldığımız çamuru sebzeliğe döktüğümüz günler, gözümün önüne geldi ve içim sıkıldı. O günleri anmak adına, arkadaşlara anlattım.
Bir iki gün dinlendikten sonra, kardeşimle vadiye indik. Vadiye indik, sözü geçerli içimdeki duyguları cezbeden. Hayretler içinde kaldım. Kardeşime bu ne hal dedim. Bu kadar mı değişim olur da haberimiz olmaz.
Vadide dere akmıyor. Ağaçlar kesilmiş, taşlar parçalanmış, kenara duvar yapılmış kaşıya geçmek mümkün değil.
Vadiyi bu şekilde göreceğim hiç aklıma gelmezdi. Bir defa o güzelim çağlayanlar yok olmuştu.
“Susuz vadi,” diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Hiç mi vicdanınız sızlamadı. Hiç mi o taşlarda oturmadınız. Hiç mi balık tutmadınız?
Kardeşim, turistlerle ilgili bir hikâye anlattı. Turist demiş ki, dereler boşuna akıyor sizlerde bakıyorsunuz. Suyu bahçelerinizi sulamakta kullansanız ya demiş. Şimdi suya ulaşılmasın diye duvar yapıldı. Zaten suyu kaldırdılar.
Kardeşime bari biraz daha izleyelim vadinin garipliklerini dedim. İzledik.
Balık avlamak, tünel gibi ağaçlar ve yeşillik artık yok olmuştu. Sevinsinler.
Hayvanlara yuva ve dereye çağlayan oluşumuyla, balıklara yem sahası oluşturan çınar ve kızıl ağaçları. Küçükten büyüğe kesildiniz, köklerinizi dahi bırakmadılar.
Dere yatağı, akan suyunu, esans kokan çiçeklerini ve yaprağın yeşilliğini unutmuş. Hiçbir zaman istemediği, çamur kokusunu hisseder olmuş.
Dere, gücünü kullanıp çalıştırdığın değirmenlere ne oldu. Değirmenler küf bağladı. Kenarlarında mantar bitti. Sevimsizlik diz boyu, neye üzülsen, göz yaşları neyi halleder.
Dere akar, köylü bakmazdı. Sevgiyle bakar, neşelenirdi. Çünkü; kumunu, çakılını ve çayırını temin eder ve ineğini yayardı. Şimdi dere yatağına çekilen duvar ile içeriye bile girilemiyor.
Kokuşmuş dere yatağı, kaçırılmış su ve kesilen ağaçlar. Köylünün ne hale düşürüldüğünü ve acı halini görmek gerek. Tarihin sosyal yapısı ve geçim arzusu morali yok edilmiştir.
Hikâyesi sonlandırılan insanlar, mülkünde, toprağında köleleştirildiler. Maraba durumuna düştüler. Bu durum yetmemiş gibi bir böceğe teslim edildiniz. Çiftçiler ne mutlu sizlere.
Köpeğimizle zor anlardan sonra, eve çıktık.














