Zaman buldukça, sulu boya çalışıyordu. Yaptığı tablolara herkes hayran oluyordu. Resim atölyesini karargâh olarak kullanıyordu.
Reşat yeteneğiyle, sınıfımızın maskotuydu. Orta boylu, siyah saçlarını uzatmaz, kulaklarımın duyması azalıyor, diyerek sınıfı güldürürdü. Sportmen vücut yapısıyla koşulara da katılıyordu. Ona bırak koşmayı da sınıfı anlatan bir tablonu görelim, demiştik. Reşat arkadaşımızda bizi kırmamış ve atölyede çalışmalarını sürdürmüştü.
Okulda resim sergisine en çok onun tabloları girmişti. Öğretmen Reşat’ı resim bölümüne birinci sırada aday gösteriyordu.
Sınıf için yaptığı tabloyu, sarıp sarmalayıp getirdiği gün, resim dersinde büyük alkış almıştı. Yalnız başkan aramızda kura çekelim ve çıkan, tabloyu sınıf adına saklasın. Gerektiği yere getirsin, dedi. Reşat tabloyu açtı ve bir alkış daha aldı.
Seçime geçildi, sınıf adına tabloyu saklama görevi bana çıktı. Arkadaşlara hepinizin istediği gibi tabloyu koruyacağım. İstendiği yerde tabloyla olacağıma söz veriyorum, dedim.
Arkadaşlardan biri tablonun fotoğrafını çekelim, isteyene verelim, böylece korunma problemi hallolur, dedi. Sargısını açıp göstermek istedi. Çabuk açarken kenarından yırtıldı. Yırtılan yeri ve tablonun arkasına kartonu yapıştırdım. Çerçevelettim, eve de odaya astım.
Reşat’ın sınıf adına yaptığı tabloyu iki defa toplantıya getirdim. Hayat meşguliyetleri artınca sınıf adına toplantı da olmayınca belki on beş yıldır, tabloyu bir yere götürmedim.
Otuz beş yıl sonra, sınıf arkadaşları olarak, okul bahçesinde toplanmaya karar verdik. Tabloyu hazırladım. Çerçevesini vernikledim. Paketledim ve toplantı yerine vardım.
Baş şehirde Reşat’ı ziyarete giden arkadaşımız, toplantıya gelemeyeceği için bir mektup göndermiş. Konuşmacı sınıf içi yoklamayı yaptı. Gelmeyen arkadaşlarımız arasında vefat edenlere Allah rahmet eylesin, dedikten sonra da Reşat’ın mektubu okundu.
Kalktım ve tabloyu kürsünün önüne açıp bıraktım. Sınıftaki “ilk alkış” gibi ellerin birbirine çarpma sesi yükseldi.
Konuşmacı olan sınıf başkanının, üzgün olduğu gözden kaçmamıştı. Bizler onun vefat edenlere ve hasta olup gelemeyenlere üzgün olduğunu zannettik. Konuşmasını kesti, bekledi ve Reşat dedi. Tabloyla birlikte yine büyük alkış koptu. Peşinden acı haberi verdi. Reşat dün acı bir kaza sonucu hayatını kaybetti, dedi. Alkış kesilmedi.
Reşat tablosu ve vefat haberiyle birlikte alkışlanmıştı.
Başkan, alkış ve üzüntünün şoku geçtikten sonra, Reşat’ın gönderdiği mektubu okudu.
Canım sınıf arkadaşlarım;
Her birinize bir tablo yapıp hediye etmediğim için pişmanım. Yalnız hepiniz adına okuluma bir tablo gönderiyorum. Bizleri en güzel şekilde hayata hazırlayan, yetiştiren değerli okulumuza ve tüm öğretmenlerimize, vefa borcumuzu ödemeye çalışacağız. Hepsini çok seviyoruz.
Hepimiz göz yaşları içerisinde ayağa kalkıp alkışladık.
Yıl dönümümüz acısı büyük bir haberle sona erdi. Tabloyu aldım, arkadaşlara; bugüne kadar adınıza sakladım. Bugün izninizle okuluma veriyorum, dedim. Belki son defa toplu alkış ile okul yönetimine yürüdük.
Günümüz emekli olmayan arkadaşlara, emekli olmayın sözümüzü kabul ettirdik. Okulda kutlama komitesinin verdiği yemekten sonra dağıldık. Kalmak isteyenlere okul hazırlık yapmıştı. Kalanlarla akşam da beraber olduk.
Okuldaki ilk günümüzü buruk ve göz yaşları içerisinde konuştuk. İçimizden neler kopmadı ki. Vefat eden öğretmenlerimizden sonra okul müdürümüzü andık. Hayatın cilvesi dedi arkadaş numarasını yutuyoruz. Buna rağmen hayat güzel, yine de yaşamaya değiyor.
Günü gününe uymaya emekli arkadaşlar resim kâğıdı ve sulu boya temin etmiştik.
Hasan TANRIVERDİ






















