Dostlara güneşli bir Pazar armağanı olsun…
“Yanağım Yanağında” Öykü Kitabımda yer alacak.
Tek katlı, eskilerin “müstakil” dediği bir evdi.
Çok yakınından Ölüdeniz yolu geçiyordu.
Kamyon, minibüs, otobüs, taksi, motosiklet gibi her çeşit taşıtın vızır vızır işlediği bir yoldu.
Evin girişinde üzüm bağı, portakal, zeytin, nar ve limon ağaçları karşılıyordu sizi. Bahçesinde de kayısı, turunç, şeftali, mandalina, erik, muşmula ağaçları vardı.
Daha ileride, içinde domates, patlıcan yetiştirilen cam seralar uzanıyordu.
Evin dışarıya açık büyük bir giriş-balkonu sizi “buyur” ediyor, artezyen kuyusu ve su dinamosu da dayanılmaz yaz sıcaklarında çevreyi serinletmek için hazır bekliyordu.

Haklı bir savaşta, onurlu bir davada son kurşununu atmadan teslim olmayan, direnen kahraman askere benziyordu..
Çevresindeki apartmanlara, inşaat yığıntılarına, toprak makinalarına, çimentolara, betonlara, korna, fren, araba seslerinin beyninizde uğuldayan bitmez gürültülerine karşın dimdik ayaktaydı.
Hele kuşlar..
Sabahları meyve ağaçlarına konup o melodik ötüşleri, cıvıldayışları “son güzel evin” yaşatılması ve korunması için bir yalvarış, bir çığırıştı adeta..
Sakın bunlar Sait Faik’in adasından kaçan, orada barınacakları yer kalmayınca uzaklaşan “son kuşlar” olmasın?
Ya buradan sonra nereye gidecekler?

Baba bir kaç yıl önce ölmüş, şimdi evde yalnızca anne kalmıştı. Annenin bayramlarda, yaz tatillerinde kızları, oğulları, torunları, damatları geliyor, evde bir kaç günlüğüne kalabalık, şen-şakrak bir hava esiyor, ardından yine tek kişilk yalnızlığıyla kalıyordu anne.
Apartmana vermek istiyorlardı bu güzel, bahçeli evi annenin oğulları.
Annenin gönlü razı değildi bu işe,ama çevre dayatıyordu. Çirkin, uyumsuz yapılar etrafını sarmış, gökyüzü küçülmüş, gün geçtikçe artan gürültü yaşam zevkini alıp götürmüştü.
Yüklenici sonunda burayı alacak, yaptığı dairelerin yarısını anneye verecek, birinde oturacak olan anne diğerlerini kiraya verecek, kiracılarıyla da yalnızlığını giderecekti.
Özlemi, umudu buydu annenin, çaresizliği de..
Biliyorum bu ev de yıkılacak, ama yıkılan sadece ev mi olacak?
Onunla beraber ağaçlar; zeytini, mandalinası, portakalı, limonu, turunçu, şeftalisi ve narıyla o hayat kokan, yeşillik saçan ağaçlar, 
Hepsi, hepsi yok olup gidecek bir bir..
Ya son güzel evin fotoğrafları ve öyküsü?
Onların da ne kadar yaşayacağını kim bilebilir?
Ya şu adına “apartman” denilen beton yığınları kaç yıllık ömre sahip sizce? Bir kitapta, doğanın da zaman zaman intikam aldığını okumuştum.
Üstelik çok da “sert” olduğunu söylerler..













