Üniversiteye girdiğim yıl, sevgi sığınağımdan ayrıldım. Ayrılık bana sevinç ve hüznü birlikte yaşattı. Fakat annem ve babam bana, ayrılığın havasını hissettirmediler. Çünkü şehirde ev tutup yerleştik. Böylece sevgi atmosferim, yuvadan ayrılmayı hissettirmemiş oldu.
Anne ve babamın köye döndüğü, ilk günler, hüzünlü geçti. Peşinden üzüntünün, büyüğü vurdu ve yıktı geçti. Birinci dönemi başarıyla geçtim. Fakat ikinci dönemin başında Maraş depremiyle sarsıldık.
Anne ve babama, haber saldım. Niyetimizde yakında gelmek var, şeklinde cevapladılar. Haberi aldığımda sevindim, ev arkadaşımla o akşam anne sevgisinden bahsetmiştik.
Haberden iki gün sonra, beklenmeyen kazayla hayatın savurduğu ve yıkıp geçtiği bir kişiye döndüm. Annem ve babam hastanede üç gün kendilerinden habersiz yattılar. Yalnız soluk alıyorlardı. Günün sonunda o da son buldu.
Büyük depremde, sağ kurtulanlar, trafiğe takılıp hayatlarını kaybetmişlerdi.
İşte böyle, ilk günler nasıl bir eziyet içerisinde geçti bilemiyorum. Artık benim için her şeyim, sevgi sığınağım, olan büyüklerim, anılarımda yaşayacaktı.
Hukuk fakültesini bitirdiğimde, yirmi dört yaşındaydım. Bu süre zarfında, amcazadem sahip çıktı. Açıkçası beni de okuttular. Amcamın kızı da koleji bitirdi. Ciddi, temiz ve düzenli bir kızdı. Onunla evlenmemi istediler.
Bir yıl sonra sade bir düğünle evlendik. Evlendikten sonra günlerimi; sevgi sığınağıma bahar geldi olarak nitelendirdim. Gönlüm rengarenk çiçeklerle doldu.
Başıma gelenler üzerine evlenmek, büyük bir geçitti. Amcalardan Allah razı olsun, her şeyi gönlümce yaptılar. Tarihi bir şatoya geçtim. Günlerimiz çok mutlu geçiyordu. Hanımı istediği turistik yerlere, yurt dışına ve memleketin her yerine götürdüm.
Mutluluğunu, anlatmaya zamanı yetmiyordu. Bir gün Paris’i diğer gün Barselona’yı anlatıyordu. Sevgi çemberime, Roma ve Milano’dan niçin bahsetmiyorsun dediğimde, anlatmaya kelimeler yetmez diyordu. Bu durum yerini bayılmaya, korku nöbetlerine ve psikolojik bunalım geçirmeye başladı. Bir yere çıkmaz ve sürekli yatmak isterdi.
Evliliğimizde hiçbir sorun yaşamazken, hastane ve doktor, kalıcı adresimiz oldu. ABD ve Almanya hastanelerine de baş vurduk. İlaç ve iğne peşinde kaldık. İyileşme emareleri bir iki gün görülse de yeniden eski duruma dönüyordu.
Artık yaşamıyor gibiydim. Amcam akıl hastanesinden söz etti. Kesinlikle kabul etmedim. İyileşeceğine inanıyorum, dedim. Hastalık beyinle ilgiliydi. Bu tür hastası olan kim nereden fayda görmüşse oraya gittim. Çare aramadığım yer kalmadı. Hocaların otlarından, sulardan hiçbir yarar sağlayamadık.
Büyük şehirde kalıtsal testler yaptırdım. Amcamın gözlerindeki şefkatin ve acımanın farkındaydım.
Artık müzmin bir hastalıkla mücadele ediyordum. Galip geleceğime olan inancımı kalıtsal testlerden sonra yitirmiştim. Test içi yurt dışındaki doktorlara ulaştım. Ümidim hiç kırılmamış gibi davrandım. Sonuç bir ay sonra geldi. Olumsuzluğu kabullenemedim.
Doktorların yeni verilere göre araştırmaya devam etmelerini söyledim.
Arkadaş, hastalığının sonuçlarını anlatmaya devam edecekti.
Hasan TANRIVERDİ























