Türkler, Güç ve Küresel Denge: Devletlerden Medeniyetlere Uzanan Bir Okuma.
SAVUNMAYI YENİDEN DÜŞÜNMEK
Türk toplumu, tarihsel olarak savaş ve ölümle yoğrulmuş bir iç disiplin, fedakârlık ve onur refleksini taşır; bu kolektif ruh, nesiller boyunca sessiz ama etkili biçimde devredilir.
Modern güç analizleri çoğu zaman devletlere odaklanır; ordular, ekonomi ve ittifaklar ölçülür. Oysa Türkler, tek devlete indirgenemeyecek geniş coğrafyada, tarihsel süreklilik, kolektif savunma anlayışı ve ruhuyla medeniyet ölçeğinde etkili bir aktördür. Bu nedenle “Türkiye kiminle savaşabilir?” sorusu, “Türkler kimler için denge bozucu bir güçtür?” sorusuyla eş değildir; ikinci soru daha derin, uzun vadeli ve gerçekçidir.
Türkleri yalnızca Türkiye ile sınırlamak yanlıştır. Anadolu’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Doğu Türkistan’a uzanan Türk toplulukları, tarih, dil, askerî kültür ve kolektif savunma anlayışıyla tek bir medeniyet bütününün parçalarıdır. Bu potansiyel parçalanarak kontrol edilmiştir. Mesele sevgi ya da düşmanlık değil, stratejik güç kapasitesidir. Birlik, güçtür.
TÜRKLER İÇİN ÖNE ÇIKAN KARŞI GÜÇ MERKEZLERİ
Türkler için öne çıkan dört güç aktörü vardır: ABD, Rusya, Çin ve birleşmiş Avrupa. ABD yapısal ve küresel sistem gücüyle, Rusya tarihsel ve jeopolitik çıkarlarla, Çin demografik ve kültürel baskıyla, Avrupa ise potansiyel çevreleme kapasitesiyle Türkleri dengelemeye çalışır. Hiçbiri doğrudan düşman değil; amaç uzun vadeli kontrol ve nüfuz, denge sağlamaktır.
Türklerin Asıl Gücü ve Asıl Zayıflığı
Türklerin en büyük gücü, adaptasyon kabiliyeti, köklü askerî gelenek ve geniş coğrafyaya yayılmış olmalarıdır; tek merkezden vurulamaz, krizlere hızla uyum sağlar ve yenilmesi pahalıdır. Ancak parçalı yapı, farklı devletler, çıkarlar ve yönelimler birleşik strateji üretmeyi zorlaştırır; zayıflıkları genellikle birbirinden koparılarak ortaya çıkar, bu da tarih boyunca sıkça görülen bir senaryodur. Türkler yenilerek değil, birbirinden koparılarak zayıflatılmıştır.
Bu sebeple savunma doktrinimiz coğrafi olsa bile Türkiye üzerinden hinterlandımızı ve heartlandımızı bilerek geleceğimizi birlikte inşa edeceğiz.
Tarihte yeniden çıkıp sahnede doğru yerimizi alacağız. Savunma ve ilerleme anlamında yepyeni sözlerimizi geçmişimizin onur kültünde, töremizde, köklerimizde buluyoruz. ‘’ Yurtta Sulh, Cihanda Sulh.’’ Ergenekon hayatımızdı. Şimdi çeliğe su verme zamanı. Sözü olan olacağız.
TEMEL SAVUNMA ANLAYIŞI
Türkler geniş coğrafyaya yayılmış, tek merkezden vurulamaz, askerî gelenekleri süreklidir ve zor şartlara hızla adapte olurlar. Bu yüzden tarih boyunca yenilerek değil, parçalanarak zayıflatılmışlardır. Türklerin asıl “düşmanı”, onları tek tek yenmek değil; birleşmelerini engelleyen güçlerdir. Yakın gelecek için, ABD, Rusya ve Çin bu listede öne çıkar, Avrupa ise ancak onlarla hizalanırsa etkili olur. Açık savaş değil, parçalama ve yönlendirme üzerinden yürüyen stratejik mücadele, birleşik Türk gücünü önlemek için tasarlanmıştır.Türkler hiçbir güce tam bağımlı olmaz. Birleşik bilinç, ekonomi, savunma ve kültürle adım adım inşa edilir.
YURTTA SULH CİHANDA SULH İLKESİNİN SONUNA GELDİK
Atatürk’ün bu savunma doktrini Türkiye için dar elbise oldu; sınırlar sabit değil, tehditler belirsiz ve tehlike yakın. Saf saldırı da mümkün değildir; kaynaklar sınırlı, uzun süreli yayılmacı savaş kaldırılamaz. Türkiye fiilen ileri savunma ve caydırıcı saldırı kapasitesiyle savaşı kendi topraklarında yaşamadan yönlendirir. Tek merkezden korunamayan Türkler için rol, saldırganlık değil, dengeleyici çekirdek güç olmaktır.
Türkiye’yi vazgeçilmez kılan, eski kalıplar değil; krizleri yöneten, taraf dayatmalarını bozan ve ileri savunma ile caydırıcılığı birleştiren yeni savunma ilkeleri olacaktır. Atatürk’ün barış ilkesi terk edilmemeli, 21. yüzyıl tehditlerine göre yeniden yorumlanmalıdır. Kumaş aynı, ama dar elbise istemiyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti İleri Savunma ve Caydırıcı Güç Doktrini
Yeni Türkiye Savunma anlayışımız; savaşı ve olası saldırıları ülke coğrafyasından uzak tutmayı hedefler. Tehditler sınırda beklenmez, kaynağında karşılanır. Askerî kapasite saldırı için değil caydırıcılık içindir; ancak hızlı, hassas ve asimetrik vuruş yeteneği daima hazır tutulur. Doktrin kara, hava ve denizle sınırlı değildir; siber, elektronik, bilgi ve uzay alanlarını kapsar. Stratejik özerklik esastır; kritik savunma sistemlerinde yerli üretim zorunludur. Türkiye askeri yayılmacı değildir. Bölgesel krizlerde denge kuran, yönlendiren ve gerektiğinde sert müdahale eden çekirdek güçtür. Amaç, kriz anlarında izin beklemeden hareket etmek, ulusal çıkarları korumak, müttefiklerle esnek ilişkiler sürdürmek ve caydırıcılığı kalıcı kılmaktır, gelecek nesiller için güvenliği teminat altına almak esastır.
Stratejik Savunma Mimarimize Giriş
Büyük güç baskısı ve yalnızlaştırma; doğrudan savaş olmadan yaptırım, diplomatik kuşatma, ekonomik baskı ve algı operasyonlarıyla Türkiye’yi sistem dışına itmeyi hedefleyecekler. Coğrafyamızdaki değerlere, doğal kaynaklarımıza ve bize ait olan her şeyi elde etme ve bizi pasifize edip etkisizleştirmek isteyeceklerdir. Bölme, parçalama bunun bir yönüdür. En riskli senaryodur.
Karşılık vereceğiz. Gelecekteki hedeflerimiz; stratejik özerklik, alternatif ticaret yolları ve görünür caydırıcılıktır. Türk dünyası odaklı denklem düşük olasılıklı fakat yüksek etkilidir; eşzamanlı baskı artar, Türkiye’nin ağırlığı sıçrar. Doğru yol pasif savunma veya yayılmacılık değil; ileri savunma, caydırıcılık ve stratejik dengedir, uzun vadede dönüştürücü sonuçlar üretir. Üretim ekonomisi, sürdürülebilir kalkınma olmadan caydırıcı bir savaş gücü yada savunma erki olma şansımız yoktur. Ruhun savaşa hazır olması yetmez. Bedeni savaşa hazırlamak gerekir.
İleri savunma ve caydırıcı güç, ulusal çıkarları esas alan gerçekçi bir denge üretir. Ancak bu güç, üretim ekonomisi, savunma sanayii ve sürdürülebilir kalkınma olmadan ayakta kalamaz. İrade tek başına yetmez; ekonomik, teknolojik ve toplumsal kapasite inşa edilmelidir.
İleri Savunma ve Caydırıcı Güce Dayalı Hibrit Ordu Yapısı
Türkiye’nin ordusu, klasik cephe savaşlarının değil; belirsiz, çok alanlı ve hızla değişen krizlerin ordusu olmak zorundadır. Amaç savaşı kazanmak değil, savaşı çıkmadan yönlendirmektir. Bu nedenle komuta yapısı, sivil irade ile askerî aklı birleştiren, hızlı karar üreten ve siyasi otoriteye gerçek seçenekler sunan bir merkez etrafında şekillenir. Kara kuvvetleri ağır ve sabit değil; modüler, esnek ve gerektiğinde girip çıkan bir yapıdadır. Hava kuvvetleri caydırıcılığın vitrini, ilk refleksi ve kriz bastırıcı gücüdür. Deniz kuvvetleri alan kilitler, erişimi bedelli hale, zorlayıcı hale getirir. Özel kuvvetler sessizdir ama stratejiktir; savaşı başlatmaz, ihtimalini boğar. Siber, elektronik, uzay ve istihbarat boyutları olmadan bu yapı eksik kalır. Bu ordu; yerli savunma sanayiiyle beslenen, ambargoya dayanıklı, küçük ama hızla büyüyebilen bir güçtür. Türkiye’yi saldırgan değil, hesap edilmesi zor kılar. “Türkiye’ye karşı bir adım atılırken, herkes iki kere düşünmelidir.’’ Türkiye saldırgan değil ama dokunulmaz ve caydırıcıdır.
GELECEK GELİYOR
Tarihten Ders Alan ve Geleceğe Umutla Bakan Türkiye için.
Coğrafya kader değildir; doğru yönetildiğinde stratejik bir güçtür. Türkiye’nin savunma yaklaşımı, çatışma üretmek yerine çatışmayı anlamsız kılmaya dayanır. Doğal savunma derinliği, güçlü kurumlar ve toplumsal dayanıklılık birbirini tamamlar. Düzenli ordu savunmanın temel omurgasını oluştururken, sivil alanlar hukuk, eğitim ve kriz yönetimiyle korunur. Toplum temelli savunma, vatandaşların bilinçli, hazırlıklı ve dayanışmacı olmasını amaçlar; militarizasyonu değil.
Stratejik özerklik, yerli üretim, teknoloji ve sürdürülebilir ekonomik temellerle desteklenir. Türkiye, komşularıyla barış içinde, uluslararası hukukla uyumlu ve çok boyutlu tehditlere karşı ölçülü, şeffaf ve hesap verebilir bir savunma mimarisi kurar. Ülke, saldırgan olmadan dokunulmaz ve güvenli kalır. Planlama, eğitim, afet hazırlığı, bilgi güvenliği ve iletişim kapasitesi bir araya gelerek barışı kalıcı, caydırıcılığı görünür kılar; toplumsal güveni güçlendirir ve krizlere direnç sağlar.
Türkiye’nin savunması yalnızca ordunun değil, devlet-millet bütünlüğünün sürekliliğini hedefler. Düzenli kuvvetler, sivil savunma, kritik altyapı güvenliği, kriz yönetimi ve bilgi güvenliği tek bir çerçevede birleştirilir. Ülke genelinde barınma, tahliye, iletişim ve temel hizmetlerin kesintisizliği için önceden planlanmış, bölgesel olarak dağıtılmış sivil savunma altyapıları oluşturulur. Eğitim sistemi, kriz bilinci ve temel hazırlık yetkinliklerini toplumun tamamına kazandırır. Kültürel hafıza ve hayati kayıtlar güvenli ortamlarda korunur.
Amaç saldırı değil, ülkeyi hedef almayı maliyetli ve sonuçsuz kılacak kalıcı güvenliktir. Türkiye, barışı esas alan ancak caydırıcılığı görünür kılan, dayanıklı ve hesap edilemez bir savunma düzeni inşa eder.
Gerçeğin dili için kısa notlar:
Türkiye, vatandaşını savunmaya topyekün hazırlamalıdır. savunma bir asker işi değil bir milletin ortak kaderinin geleceğinin korunması işidir. Bu bağlamda gayrı nizami ordu milis güçler de Türkiye savunmasının bir parçasıdır. Nükleer yada başka türlü bir saldırıya karşı dağlarımızda saklanma, korunma amaçlı tüneller, yerleşkeler hazır olmalıdır. Seferberlik emri verilmeden bile her kes kendi sathını korumak ve Anadolu’yu bir bütünün parçası olarak savunmak esastır. Bölünemez bir bütün. Türkiye, etrafından gelecek saldırılara karşı, bölgesel karargahları ve işbirlikçi düşman ülkelerin şehirleri ve savunma hatlarını vurabilecek uzun menzilli füzeleri, balistik füzeleri gerekirse nükleeer başlıklı füzeleri kendi üretmelidir. Üretim dönemsel değil kalıcı bir sanayi kapasitesi olarak caydırıcı ve devamlılık gücüne sahip olmalıdır. Daha önce tarihi anlamda saldırıya ve işgale uğramış tüm milletlerin başına gelen hafızanın, belgelerin, arşivlerin tapu ve nüfus gibi hayati kayıtların yok olmaması için, Türkçe eserler ve yazma eserlerimizin kayıtları, Türklerin ortak kültürel hafızası eserler saklanabilmelidir. Bu eserleri saklamaya en uygun yerler Kapadokya bölgemiz Hasan dağı ile Erciyes Dağı arasındaki yeraltı şehirler, cave/ mağara yapmaya uygun toprak zeminlerin daha derinlemesine kazılarak elde edilebilir. Savaşlarda geçmişe ait kültürel miraslar, belgeler, özellikle tapu ve nüfus kayıtları çok değerli belgelerdir. Korunamazsa, kaos çıkar. Güven zedelenir.
Türkiye, geleceğe hazırlanmak ve geleceği bugünden yarına görmek zorundadır. Hele hele nadir elementler, bor, toryum gibi geleceğe çağrı yapan yeni nesil teknolojik bilimlerin maddeye şekil vereceği bir asırda Maduro gibi madara olmamak adına ‘’ Türk, düşmanını tanı ve hazır ol.’’ diyoruz.
Gelecek kuşaklara düşen görev; korkuyla değil akılla hazırlanmak, üretimle güçlenmek ve caydırıcılığı kurumsal kapasiteyle tesis etmektir. Güvenlik, saldırganlık değil; hazırlık, dayanıklılık ve kalkınmanın sürekliliğidir. Hazır olan milletler sınanmaz.























