SARI LAMBA
Sarı lambayı eline aldı ve gülümsedi. Ona, gözümle bakarsanız anlarsınız, dedi. Aynı masadaki cam ışığını da yanındaki arkadaşına satın aldı.
Asırlardır evleri süsleyen sarı lamba, kalplere taht kurmuştu. Lamba yılları eskitmiş, çok özeldi. Her şeyi değerli metallerden oluşmuştu.
Açık pazara doğru, yürüdü. Tezgâhın yanındaki masayı, koyacak yerim olmadığı için almadım, dedi. Antika eşyaya değerli bir örnekti. Biraz ileride ise Osmanlı ibriğini gördüm. İbrik Osmanlı gümüşünden yapılıydı. Satıcıyla pazarlık yapıp onu da aldım. Böyle bir ibriğe sahip olduğum için sevindim.
Pazardan iki parça eşya almıştım. Sevincime diyecek yoktu. Ayaklarım yere basmıyordu. Özellikle gümüş ibrik, çok güzeldi. Dolmuşa bindim ve şehir meydanında indim. Karşıma çıkan iki kişi Pazar yerini sordu. Taksiyi işret ettim ve götürür, dedim. Yanımdaki grup arkadaşımmış gibi bir şeyler sorar gibi yaptım. Aceleden çekip gittiler.
Otele geldim. Aldıklarımı çıkarttım. Onları kuru bezle sildim. İbriğin içerisinden altın lira düştü. Altın lira niçin içerisinden düşmüştü. Acaba bir şifre miydi? Kafamdan bin bir türlü şeyler geçiyordu.
Şehirde gezmek dahi tehlikeliydi, diye düşündüm. Bu arada biletimi bir hafta öne alıp memlekete döndüm. Problemsiz olarak hava alanına indim. İki aydan sonra, antikacıya, ibriği götürdüm. Antikacının görüşü önemliydi. Antikacı, Osmanlı gümüşü değerli, dedi. İçinden altın liranın düşmesini sordum. Onu da ibriğin değerli olduğunu alan bilsin diye içine atılıyormuş, dedi.
Antikacıdan çıktım. Yanıma yaklaşan bir kişi, ibriği satar mısın? Dedi. İbriği bir ay öncesinden sattığımı söyledim. Gerçek havası vermek için de İspanyol antikacısının adını kâğıtta gördüm ve verdim. Ayrıldım.
Kuşkulandım ve ibriğin bir özelliği olduğuna veya böyle bir özellikte ibrik olduğuna, kanaat getirdim. Takip edildiğimin sonucuna da vardım.
Bundan sonra, doğru dürüst şehre çıkmadım. Antika işini de ağzıma almadım. Telefondan resimleri de sildim. Aklıma gelenleri kendim yorumluyordum. Eşya antika, belki iki yüz yıl önce yapılmış olabilirdi. Fakat antikanın hikâyesi daha önemliydi.
Çünkü eşyayı Osmanlı padişahı yaptırmış ve Roma kralına hediye etmiş olabilirdi. Ellerde değerlenen antika, kim bilir daha ne özellikler kazanmıştır. Belki de bir imparatorluğu veya krallığı temsilen ellerde dolaşmıştır.
Savaş komutanlarına hediye edilmiş ve tekrar saraylara dönmüş olabilir. Bu durumda antika eşyanın hikâyesinin ağırlığını, taşımak her bünyenin harcı, değildi.
O gün aldığım iki antikanın ilki olan sarı lamba, ibriğin yanında sönük kaldı. Halbuki ışık da çok değerliydi. Çünkü Avrupa da aydınlanma aracıydı ve yapılışında değerli madenler kullanılmıştı.
İbriği korumak; şehre çıkmamak ve telefona bakmamakla olacak gibi değildi. İbriği satmayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Antika meraklısı arkadaşıma sarı lambayı söyledim. Çok hoşuna gitti.
İki eşya aldım ve antika kaldım. Onu güvenli bir yerde tutuyorum. Bulmaları mümkün değil. Arada bakıyorum, gerçekten yapılışı da harika.
Yeni yapılmış ve bir kültürü temsil ediyor gibi.
Hasan TANRIVERDİ













