Elbet bir gün aynaya baktığımızda, yüzümüzdeki ince çizgilerden öte, ruhumuzdaki boşlukları, eksik kalan dokunuşları göreceğiz.
Önemli olan: Aynada ki o aksimize öpücük gönderebiliyor muyuz?
Bence o da olur.
Nasıl mı?
Gündelik koşuşturmanın girdabında, en kıymetli olanı gözden kaçırıyoruz. Yaşlılık kaçınılmaz bir akış olsa da, onu nasıl karşıladığımız, nasıl doldurduğumuz tamamen bizim elimizde.
Kalp, sevginin sıcak yağmuruyla beslenmezse yavaş yavaş solar; zihin de merakın bereketli toprağından mahrum kalınca çorak bir çöle döner.
Kederle ağırlaşan bir ruh, demansı usulca kapıya davet eder.
Beden ise ruhun narin evi; ihmal edildiğinde, o evde huzur değil, yalnızlığın soğuk rüzgârları eser.
“Bedenimiz, ruhumuzu emanet ettiğimiz bir bahçedir; irade ise onun bahçıvanı. Bahçıvan uyursa, bahçeyi yabani otlar sarar.”
Dr. Mehmet Öğütçü’nün “İnsanı ileri yaşlarda asıl yaşlandıran şey; ruhun yalnızlığı ve sosyal izolasyondur” tezi hepimizin içten içe hissettiği o derin gerçeği, bilimsel verilerle önümüze seriyor. Hayat ise her gün, sessiz fısıltılarla bunu doğruluyor.
Hareketsizlik, yaşlılığın en sadık gölgesi olur, adım adım peşimize takılır.
Pandemi sonrası dünya, görünmez duvarlarla örülü karantinalarla dolu. İnsanlık artık sadece dört duvar arasında değil, zihinlerinin dar hücrelerinde de mahkûm.
Ekranların soğuk parıltısı, elektromanyetik bir sis perdesi gibi sarmış etrafımızı; zaman akmıyor artık, ağır ağır sürükleniyor. Duran beden yavaşça çürür, duran ruh ise derin bir sessizliğe gömülür.
Bir anıyı paylaşmak isterim yürekten:
Mahallemizde her sabah aynı saatte, ağır adımlarla yürüyüşe çıkan yaşlı bir amca vardı. Eşini kaybettikten sonra dünyayla bağlarını koparmış, sessiz bir gölgeye dönmüştü.
Bir gün elinde eski bir kitapla yürümeye başladı. Sonra bir bankta, yabancı birine kitapların büyülü dünyasından söz ederken gördük onu.
Aylar geçti; adımları hafifledi, gözleri yeniden parladı, yüzüne bahar çiçekleri açtı sanki. Değişen neydi?
Hayatı değil; hayata tutunduğu dal, o ince umut ipi değişmişti.
Çözüm, sandığımızdan çok daha yakın ve basit:
Hareket, bedeni uyanan bir bahar gibi canlandırır.
Hobi, ruhu taze bir yağmurla yıkar, yeşertir.
Kitap, zihni sonsuz ufuklara açılan bir kapı gibi diri tutar.
Dostluk ise kalbi, sıcacık bir güneş ışığıyla hayata sıkıca bağlar.
Çünkü en derin hakikat şudur:
“İnsan, insanın en güçlü şifasıdır.”
Kalbi yoran yalnızlık değil, yankısız kalan o boş çığlıktır.
Ve içten bir muhabbet, en nadir ilaçtan bile önce, damarlara karışan bir hayat iksiri olur.
Ne dersiniz?
Emine Pişiren
Dip not:
Akdenizli şair dostum Şaban Aktaş’a, Dr. Mehmet Öğütçü’nün “İnsanı ileri yaşlarda asıl yaşlandıran şey; ruhun yalnızlığı ve sosyal izolasyondur” tezini okumamı sağladığı için sonsuz teşekkür ederim.























