Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Özgürlük Projesi


08 Eylül 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

Özgür birey oluşturma paralelinde özgür yurt/vatan oluşturma gayreti…

Allah, insanları O’nu tanıması için yaratmıştır.

O’nu tanımasının işareti olan O’na ibadet etmeyi bu bağlamda farz kılmıştır.

İbn Abbas, peygamberimizin a.s: “Ben cinleri ve insanları ancak bana ‘ibadet’ etsinler diye yarattım.[1]” ayetindeki ‘ibadet’ kelimesini ‘tanısınlar’ diye açıkladığını söylemektedir.

Yani Allah, insanları ibadet-itaat etmek kaydıyla O’nu tanıdıklarını göstermeleri için yaratmıştır. Ve bunu “egosunu” tatmin için yapmamıştır…

Peki niçin yaratmıştır?

O’nu tanımak suretiyle; özgür bireylerin oluşmasını sağlamak ve bunun neticesinde düşüncenin özgürce söylemleştirme alanını oluşturarak özgür bir yurt-vatan oluşturmaktır.

Olamaz mı?

Çünkü insanlık tarihine baktığımızda sembolize olmuş üç örnek kişilik vardır: İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem, Hz. Musa ve Hz. Muhammed a.s.

İlk insan ve paygamber olan Hz. Adem a.s’a; ilmi (eşyanın hakikatını öğrenme yetisini-melekesini) vererek, ilk insanları cehaletten özgürleştirme görevini veren Allah, Hz. Musa a.s’a insanları-yahudileri, zalimin-firavunun esaretinden kurtarma-özgürleştirme görevini ve Hz. Muhammed’e de tüm insanlığı özgürleştirme görevini verdiğini görüyoruz. Zira Allah, Hz. Muhammed’i alemlere gönderdiğini şöyle açıklamaktadır: “(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.[2]”

Bana göre Allah’ı tanımak; bir özgürleştirme projesidir.

Yani Allah, “varlığının bilinmesinin” iradesinde dahi, özgür bireylerin oluşmasını, düşünceyi söylemleştirecek özgür bir alan ve özgür bir yurt-vatanın oluşmasını hedeflemiştir.

Nasıl mı?

Allah bilinse; kimse başkasına zulüm yapamaz. Çünkü Allah, “Zulümü kendisine dahi haram kıldığını ve bunu insanlara da haram kıldığını”[3] söylemektedir. “Allah kullarına zulmedici değildir.[4]” Zulmün olmadığı yerlerde; düşüncenin özgürce söylemleştirileceği alanların oluşacağı aşikardır. Bunun neticesinde özgür bireyler oluşacak ve özgür bireylerin yaşadığı yerlerin de özgür yurt-vatan olacağı kesindir.

Yani zulüm olmazsa, bireyler özgürleşecek ve gerçek manada özgürleşen bireyler, özgür bir yurt-vatan oluşturacaklar…

Allah’ın özgürlüğe verdiği değeri daha iyi kavramamız adına; O’nu tanımayanları (Hatta onun varolmadığını iddia edenleri dahi), hoş görerek, belirlenen vakte kadar yaşattığını anımsatmakta yarar görüyoruz. Tarihte helak edilen-olunan kavimlerin helakının sebebi de zaten O’nu tanımama ve ya O’na ibadet etmemeleri değil, O’nu tanımadıklarından dolayı başkalarının hak-hukuna tecavüzün yattığını görüyoruz.

Zaten Allah’ın, herkesi O’nu tanıyan, O’na itaat eden bireyler olarak yaratabilecek kudreti olmasına rağmen, insanları O’nu tanımak ve tanımamak, varlığını kabul eden ve ya red eden, O’na itaat eden ve etmeyen iradeye sahip bireyler olarak yaratması ve iradelerini kullanarak bu şıklardan herhangi birisini seçmelerine müsade etmesi, özgürlüğe verdiği değerin başka bir versiyonudur.

Tabi hangi şıkkı seçtiklerinde nelere göğüs germelerinin gerekeceğini de açıklamıştır, özgürce… Bunun için kitap ve peygamberler göndermiştir….

Ve bir bakıma Allah, kendini sorumlu kılmıştır ki, bu gereksinimi duymuştur… Ve bir bakıma Allah, kendini sorumlu kılmıştır ki, bu gereksinimi duymuştur… Yani Allah, kendini dahi sorgular ve başkalarınca sorgulanacağını da deklare eder ve buna cevap olacak nitelikte der ki; bana itiraz edilmesin diye, “And olsun ki, her ümmete (ırka/millete): ‘Allah’a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının’ diyen peygamber göndermişizdir.[5]” “(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahmân’ı inkâr ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın.[6]” “Andolsun biz Nuh’u ve İbrâhîm’i (peygamber olarak) gönderdik. Peygamberliği de, kitabı da onların nesillerine verdik.[7]”

Burada bir bakıma Allah; ben sorgulanacaksam, sorgulanmayacak kimse de yoktur demek istemiş olamaz mı? Ve bu, son safhaya ulaşan bir özgürlüğü sembolize etmiyor mu?

Peki, bunların tümünde Allah, bizim de özgürlüğe ve özgürlüklere değer vermemizi istemiş olamaz mı? Kendisinden örneklendirmelerle, kişinin ve ya toplumun büyüklüğünün “özgürlüğe” verdiği değer nisbetinde olacağını vurgulamış olamaz mı? Peki biz ne kadar büyük bir birey ve ya toplumuz?

Peki, son din olan İslam’ın gereksinimlerini-farzlarını yerine getirmeyen ve ya yasakladıklarını işleyen mükelleflere çoğunlukla; ilkin bir köleyi azad etme-özgürleştirme olgusu sizce nedir ve nasıl anlaşılmalıdır?

Peki özgürlüğü bu kadar önemseyen Allah’ı ve dinini köleleştirme aracı kılanlara ne demeli?

Sizce Allah böylelerine ne yapar?

Kendimizden başlayarak özgürleşen ve özgürleştirenlerden olmamız dileğiyle…
*********

[1] – Zariyat 51/56

[2] – Enbiya 21/107

[3] – Tac c.5 s. 269 h. No: 477

[4] – Enfal 8/51

[5] – Nahl 16/36

[6] – Ra’d 13/30

[7] – Hadid 57/26

Okunma Sayısı: 83

Yazarın Diğer Yazıları

Ahlaksızlığın Göstergesi

Ahlak, bir kitabın cildine benzer. Nasıl ki: “Cilt bozulunca sayfalar dağılır”, ahlak da bozulunca: Ne...

İslam’ın En Büyük Hedefi

Günlerden haftalar, haftalardan aylar, aylardan yıllar ve yıllardan da hem tarih hem de insan ömrü...

Vermeyeceğini İlham Etmeyen Bir Rab

Madem beraatı ilham etti, demek ki af edecek… ‘Selam olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti...

Emekçinin Elini Öpen Peygamber!

Allah Resulü (s.a.s), kendisini ve sahabeyi Tebük seferi dönüşünde karşılayan Sa’d bn. Muaz’ın ellerinin nasırlaştığını...

Korku ve Ümit Arasında Yaşamak

Bizler, umarken korkmayı, korkarken de umudu korumayı tavsiye edilen bir ümmetiz. Allah’ın azabından emin olmak...