Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

‘Ötenin Ötesi’ İle Mücadele


18 Eylül 2020 00:02

1 Yorum

Soğuk Savaş sonrası tedavüle giren “Yeni Dünya Düzeni” kavramı son yıllarda bilhassa uluslararası ilişkilerde ve siyasi söylemlerde en çok kullanılan kavramdır. Doğrusu yönüyle “albeni”si de vardır bu kavramın.

ABD’nin 1990’ların başında siyasi, ekonomik ama en çok askeri gücünü kullanarak yeni bir “dünya düzeni” oluşturması kendi hakimiyetini dünyaya kabul ettirmesi demekti. Lakin dünya artık yeni bir düzene gebe ve bu yeni düzene geçişin semptomları her yerde karşımıza çıkıyor.

Bilhassa ekonomide liberalizmin iflasının ilan edilmesi ve Amerika’nın en büyük rakibinin Çin olması ABD’nin Ortadoğu politikasında mecburen makas değiştirdi. Bununla beraber, Çin/Pasifik merkezli yeni çatışma alanlarının oluşması sebebiyle içinde bulunduğumuz bölgede yeni durumlar oluştu. Bu yeni durumlar yeni ve “tehdit içerikli denklemlerin” kurulmasını beraberinde getirdi. Öyle ki NATO üyesi ülkelerin kendi aralarındaki anlaşmazlıkları soğuk savaş günlerini anımsatıyor.

Doğu Akdeniz’de Yunanistan, GKRK ve Fransa Türkiye’nin uluslararası hukuka dayanan haklarını gasp etmeye çalışırken, Türkiye’nin bu haksızlığa karşı dik duruşundan dolayı Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un son aylarda yaptığı açıklamaları bu “tehdit içerikli denklemler” bağlamında değerlendirmemiz icab eder, çünkü Sykes-Picot ile bölgemizi pâymal eden Fransa yeni dönemde de bölgede varlığını sürdürmek için giriştiği angajmanlar ile Türkiye’yi durdurmaya çalışıyor.

Dünyada ilk diplomatik temsilciliğini 1536’da İstanbul’da açan Batı Akdeniz ülkesi Fransa’nın, bugün Doğu Akdeniz ile ilgilenmesi 19. Yüzyılın sonu ile 20. Yüzyılın başında elde ettiği avantajlardan kaynaklanıyor. Fransa gibi ülkelerin Ortadoğu’da Türkiye’nin karşısına çıkmasının nedeni bu ülkelerin sahip oldukları “caydırıcı güçtür.” Yoksa emperyalist devletlerin bu coğrafyada bir tek gün dayanmaları, kendilerine destek bulmaları mümkün değil.

Fransa aynı Fransa; Osmanlı Devleti’nin son yüz yılında ülkemize düşmanca davrandı. Önce Paris’te Ermenileri organize ederek Osmanlı’ya cephe aldı. 1850’lerde Jön Türkler’e ev sahipliği yaptı ve ayrılıkçı Ermenilerle Jön Türkleri bir araya getirerek Osmanlı’ya karşı güç birliği yapmalarını sağladı. Kurtuluş savaşı öncesi Osmanlı topraklarını; Hatay, Adana, Maraş ve Gaziantep illerini işgal eden Fransa, Ermeni terör örgütü ASALA’nın ev sahipliğini de yapmıştı. Şimdi de PKK/YPG ve DAİŞ’e kol kanat geren yine aynı Fransa’dır. Tek dertleri var:

Türkiye Akdeniz’de hak sahibi olamasın.

Çünkü Türkiye Doğu Akdeniz’de en fazla hak sahibi olan bir ülkedir. Bu hak, hem Türkiye’nin aynı zamanda Akdeniz ülkesi de olması hem KKTC’ye garantör ülke olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Doğu Akdeniz’de “yarının yakıtı” olarak kabul edilen doğalgaz rezervlerinde hakkımız vardır ve bu hakkımızı terk etmek gibi bir lüksümüz yoktur.

2050 yılında dünya doğal gaz tüketiminin 6.3 milyar metre küp olması bekleniyor. 2018 itibariyle doğalgaz tüketiminin dünyada 3.6 milyar metre küp olduğunu düşündüğümüzde önümüzdeki 20-30 yılda dünyanın petrol değil, doğalgaza rağbet edeceğini görebiliriz.

Dünya çok çok daha az kirliliğe sebep olan doğalgazın peşinde. Kendi rezervlerini tüketen ve tüketecek olan ülkelerin gözü Doğu Akdeniz’in zengin rezervlerinde. Güçlü bir Türkiye, caydırıcı gücü olan ülkelerin binlerce km öteden gelip bölgesinin kaynaklarını sömürmesine izin vermeyeceğini biliyorlar ve bu yüzden önce Türkiye’nin bu denklemden çıkarılmasının hesaplarını yapıyorlar. Fransa, ortakları olan PKK ile bunu başaramadı. Bir yandan Rumlarla Yunanistan’ı kışkırtarak, öbür yandan Ermenileri gıdıklayarak, belki sonraki safhalarda içimizdeki elemanlarını daha aktif hale getirerek hepsini birden karşımıza çıkarabilirler.

Fransa, sınır ötesi komşularımız olan kukla rejimleri de yanına alarak çok yönlü mücadele vermemizi gerektirecek angajmanlara girişebilir ve dolayısıyla yeni düzen, eski dostlukları yıkabilir. Ama hiçbir durum bizi haklarımızdan vazgeçiremez. Bu meyanda Cumhurbaşkanı Sayın R. Tayyip Erdoğan’ın, “Türkiye olarak aynı anda bir cephede çetin bir mücadele veriyoruz. İçeride, sınır ötesinde, ötenin ötesinde de mücadele veriyoruz… bir asır önce nasıl ki Sevr’i yırtıp tarihin çöplüğüne mahkum ettiysek, bugün de Mavi Vatan’ı aynı kararlılıkla savunacağız…” kararlılığı, dosta-düşmana Türkiye’nin pozisyonunu ve bu uğurda göze aldığı bedeli göstermiştir.

Enerjinin sadece evlerde, sanayide, araçlarda yakıt olarak kullanılmadığını, devletlerin birbirine karşı kullandıkları en güçlü silahlardan olduğunu biliyoruz. Kimsenin bize ait silahlarla bizi vurmasına izin vermeyeceğiz.

MİLAT

Okunma Sayısı: 369
Kategori: Ahmet AY

Yazarın Diğer Yazıları

Macron’un Aradığı Müslüman

Kendi din ve dindarına ihanet eden Hristiyan Batı medeniyeti, şimdi de İslam dinini kendi dinlerine...

Kafkasya Sorunu

Azerbaycan’ın cephede ilerleyişine cephe savaşında karşılık veremeyen Ermenistan, uzaktan Azerbaycan şehirlerine füze atmak suretiyle savaşı...

KKTC Seçimleri ve Ersin Tatar

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turunda %50 üzeri oy alan bir aday çıkmadığı...

CHP’den FETÖ Taktiği

TSK’ya kurdukları kumpasları ile dalaverelerini sergileyenlerin FETÖ olduğunu (geç de olsa) öğrenmiştik. Lakin asıl şantaj...

Azerbaycan-Ermenistan Sorunu

Ruslar için “kordon temizleyici” bir vazife gören Kafkasya, tarih boyunca İran, Rusya ve Türklerin çekişme...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Mustafa HAYIRLI dedi ki:

    Bu yazarın, Ahmet AY’ın, “Anadolu Kıyamı” adlı kitabını, Ankara’da her yerde aradım, bulamadım. // Bu kitabı, internet ortamında aradım ve buldum. Ama kitabın bazı bölümlerine ve özellikle “Fettullah GÜLEN” ile ilgili bölümlerine,sayfalarına ulaşılamadığını gördüm. Belli ki, bu kitabın bu bölümlerine ulaşılması engellenmiş. Acaba niye ve gizlenmek istenen ne! // Buralarda yazdıklarınız bir yana; açık ve şeffaf, doğru ve düzgün olun biraz: Vicdan, ahlâk diye bir şey var!