Yazıyı 2011′ de yazmışım, pek değişen birşey yok.
Evet haftalardır hazırlandılar, pencereler çiçeklerle süslendi, okul girişlerine kocaman ışıklı çam ağaçları kondu, kiliselerde, okullarda kreşlerde bile sahneler kuruldu İsa’nın doğumu temsili oyunlarla dramatize edildi, bu oyunların çoğunda gurbetçi Türklerin çocukları da rol aldı, hatta dün akşam öğrencilerimin hepsinin görevi ve sunumu olduğu için mahallemizde bulunan Petrs Kirsche’deki anma ve kutlama etkinliğine gittim. Günlerdir mumlarla, ışıltılı süslü fenerler yaptırıldı öğrencilere, yürüdüler, kutladılar, süslediler, saat gündüz iki üç gibi bütün dükkanlar ve marketler kapatıldı, sokaklar boşaldı, sessizleşti, sofralar kuruldu. Aile bireyleri, eşler dostlar bir araya geldi.
Şimdi de ulusça, milletçe hep beraber kutluyorlar. Niçin mi anlattım çoğunuzun bildiği şeyleri? Şunun için; biz böyle milletçe, tartışmadan gocunmadan, taraf ya da karşıt olup bölünmeden neyimizi kutlayabiliyoruz? Ne kutlayan kutlamayana ne de kutlamayan kutlayana lâf söyledi.
Neden bu kadar çok sesli bir milletiz? Hani her kafadan bir ses çıkıyor derler ya aynen öyleyiz.
Adamlar dini inançlarının gereği bir bayramı, bütün millet olarak kutluyorlar işte, bizim milletimize acıdım. Ramazan Bayramımıza yıllarca ‘şeker bayramı’ demek için yırtınmamıza, Kurban Bayramınından önce ve sonra sanki hiç hayvan kesilmiyormuş gibi bu dini vecibeyi katliam gibi göstermeye çalışan aptal çığırtkan televizyon kanallarına, kurban kesiyorum diye zavallı kurbanlığı cinayet işler gibi işkencelerle boğazlayıp kurban eden, çevreyi kirleten bilgisiz kaba insanlara mı yanayım hangi birini sayıp dökeyim neye yanayım ben.
Bayram günü iki akrabaya, eşe dosta, komşuya kapısını açmamak için tatile gidene mi daha kime kızayım? Bayramların sırf barışma ve birleşme vesilesi olduğunu bilmeyen yıllarca kardeşine ve annesine bile küsen hödüklere mi, yoksaa yıllardır dedelerimizin ninelerimizin öğretip anlattığı güzel dinimizi boza boza anlatan sözde din adamlarına mı yanayım.
Herkes kendini Mehdi zannediyor, komşusu, akrabası aç olanın kurbanını taaa Afrikalara göndermesine ne demeli ya.
Botoks detoks, takma kirpik de dahil her işe her şeye para bulanın, iş kurban kesmeye gelince birden ben fakirim demesine mi yanayım? Envai çeşit din adamının fetvalarıyla iyice karışan kafalarımıza mı yanayım?
Biri şeşi beş görüp bizi de şaşı yaptı, biri güzel kadınlara kediciklere taptı, biri sesini derunileştirdi Kur’ an hakkında bile şüpheler açtı, biri donunu bile bıraktı Amerika’ya kaçtı, saçı tarak görmemiş bir genç her şeyi sayılara şifrelere bağladı. Hazreti Muhammet Sallalahü ve Sellem’e aklına estikçe on ayrı defa ‘Kutlu Doğum Haftası’ yapanlar mı ararsın. Arabistandaki hilafet kavgasından doğan bir anlaşmazlığı taaa buralardan devam ettirip kendi kendini zincirleyip dövenlere mi yanarsın. Allah bir ve tek, eşi ortağı, benzeri yok, Kur’an bir, son peygamber birken bin çeşit cemaate, tarikate bölünen milletime mi yanayım, derdim çoktur hangisine yanayım.
Biz böyle bölüm bölüm bölünürken elin adamı Ermeni Katliamını kabul etmeyeni suçlu sayan yasayı bile kabul ettirdi, sen bölün parçalan ey milletim sen mitoz bölünmeyle bölüne dur hele, elin adamı cümbür cemaat WEİHNACH ABEND yemeğinde huşu ile hep beraber ulusça.
Büyük acı ve kayıplarından büyük dersler çıkarabilen milletler başarıyor sanırım bu birlik beraberliği. İnananların Weihnach Abend gününü kutluyorum, saygı duyarak dostça.
Şükran Uçkaç Yargı Sazsızozan
2011 24 Aralık Nürnberg























