Babam, meyveli dalı keserek, çimene çıkarırdı. Kuşlarda peşindeydi. Ne demek istediklerini de anlamış değildim. Belki de meyveleri yemek istiyorlardı. Babamın getirdiği kesik dalı kuşlarla birlikte, göz hapsine alırdık.
Babama niçin dalı kestin? Diye sorduk. Babam birkaç neden arasında dalın kesilmesinin taraftarıydı. Çünkü dal büyür, diyordu. Meyveyi toplama sırasında ağaca zarar verilecek, derdi.
Dalı iyice yıkadık ve meyveyi tozundan arındırdık. Sonra hepimiz dala üşüştük. Meyveleri serinlemiş haliyle yedik. Karanlıkta türkü söyleyen çocuk gibi tatlı ve sulu kirazın karşısında dilimiz çözüldü.
Kesilen dalın yeni filiz vermesi beklenirdi. Bir yıl sonra yeni dal yine meyve vermeye devam edecekti. Bizlerin de meyve zevki bu kadar güzel tatmin olmuştu. Dalın kırmızı kirazını büyük bir iştahla yedik. Ayakların yere basarken daldan kiraz yemek büyük bir zevkti. Hoş bir görüntü de ortaya çıkmıştı.
Toplamanın zorluğuna karşılık olarak, artık meyveyi kesik daldan yiyeceğimiz belli olmuştu. Dalın kesilmesi belki problemdi ama toplama, zahmetinden kurtarmıştık. Bu arada kaşın üzerinden dereyi izlemek, daldaki meyveyi izlemek kadar hoştu.
Kardeşim, hayatın anlamını kesik dalda görüyorum, diyordu. Dal kesildiği için üzülmüyor, meyvesinin severek yenmesini istiyordu. Dalın meyvesi, istekli bir şekilde, talan edilircesine, bitiriliyordu.
Kesik dalın yaprakları arasında kalan kirazı dahi arardık.
Babam bir dal kiraz, yeterli oldu, dedi.
Hasan TANRIVERDİ























