Birkaç satırla hatırlanırdık. Bazen zevkle, bazen de hüzünle zarfı açardık.
Hayatımdan, zevkle ve hüzünle okunan, beyaz kâğıtlar geçti…
“Sarı zarf” denilen yaşantıma balyoz gibi inen “hüzünlü zarf” şansızlığına da uğradım.
Bir gün müdür bey tarafından çağrıldım. Masanın başındaki kelli felli adamın karşısına oturmamı işaret etti. Zarfı gösterdi. Nedir? Dedim.
Keli felli adam, soramazsın, çünkü “sanıksın,” dedi.
Niçin sanık oluyorum? Diye sordum.
Kelli felli adam, “müfettişim,” dedi.
Müfettiş isen “soru sorulmaz insan,” değilsin herhalde, dedim.
Müfettiş çantasını karıştırdı ve kâğıtlarını çıkarttı. Not almaya başladı.
“Bana bakıp yazıyorsunuz. Amacınız önceden belli,” dedim.
Müfettiş söylediğim olayda neredeydiniz? Diye sordu.
“Program elinizde, dikkat ederseniz görürsünüz,” dedim.
Müfettiş “nasıl olur seni şehirde görmüşler,” dedi.
“Görenlere soracaksınız?” Dedim.
Müfettiş şarap fıçısı gibiydi. Kafasında üç beş saç teli televizyon anteni gibiydi. Yüzü kararmış toprak kabın pörsümüş haline benziyordu. İri gözleri cam gibi parlıyordu. Çocukluktaki alışkanlıklar, ileri yaşlarda da tekrarlanırmış. Eliyle burnunu siliyordu.
Müfettiş, “av bekleyen kartal” gibi kayada tünemiş ve saatlerce yerinden ırganmadı. Kartalın çevresinde kimseyi barındırmaması gibi müfettişte müdürü dahi dışarı çıkarttı. Sanki seri katil soruşturması yapıyordu. Müfettişe beyefendi abartmıyor musunuz? Dedim.
Yalnız aptallık yapmayacak kadar, yol yordam biliyordu. Çünkü elindeki kâğıda bakıyor ve suçlayacak bir şey bulamıyordu. Sakinleşir gibi yaptı. Burada bırakalım derken, pardon şu kâğıdı doldurman gerekir, dedi.
Beynindeki kötülükler meyvesini vermeden, yok olması gerekiyordu. Köhnemiş ideolojilerden, duygusal olarak O da zarar görebilirdi. Kararsızlık geçirdi, psikolojik durgunluğunu bana yansıtmak istese de benim dikkate değer bulmamam karşısında buz gibi eridi.
Bekleyiniz müdür beyi görüp geleyim, dedi.
Müdür beye okuldaki çalışma, uyum, devamlılığım ve ilişkilerimi sormuş. Olumlu cevap alınca rahatlamış bir halde geldi.” Toparlanıp gidebilirsin,” dedi.
Teşekkür ettim, sizleri üzmüş veya meşgul etmişsem özür dilerim, dedim.
Birkaç gün sonra, ismimin yanlışlıkla verildiğini öğrendim. Çünkü diğer öğretmenler sorgulanmış ve sürülmüşlerdi.
Mektup, iletişimin eksik olduğu zamanda önemliydi. Olumlu bir mektup duman içinde kalan bir kişiye pencere açmak gibiydi. Dumanın etkisinden kurtulurdun. Aksi halde kalbine iğne batmış gibi durumuna düşmüş olurdun.
İyi haberli mektup; iğneleyici sözleri beyinden terk ettirirdi.
Mektup sarı zarfla kalbe iğnesini atardı.
Hasan TANRIVERDİ























