Meclis Göreve: İdamı Geri Getirin!
Türkiye, bin yıllık devlet geleneğiyle ayakta duran bir millettir. Bu devlet, tarih boyunca nice saldırıları, nice ihanetleri ve nice krizleri aşmış; her defasında daha da güçlenerek yoluna devam etmiştir.
Çünkü Türk devleti, söz konusu vatan olduğunda kararlılığını tartışmaya açmaz.
Bugün de milletin vicdanını yaralayan ağır suçlar karşısında aynı kararlılığı göstermek zorundayız.
Mustafa Kemal Atatürk’ün açık ve net sözleriyle:
“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.”
Eğer egemenlik gerçekten milletinse, o zaman milletin güvenliği ve huzuru her türlü hukuki tartışmanın üzerinde tutulmalıdır.
Devletin en temel görevi, masumları korumak ve suçlulara hak ettikleri cezayı vermektir. Ancak son yıllarda toplum vicdanını derinden yaralayan olaylar, mevcut ceza sisteminin caydırıcılığı konusunda ciddi bir tartışmayı beraberinde getirmiştir.
Teröristler…
Vatana ihanet edenler…
Seri katiller…
Çocuklara yönelik insanlık dışı suçlar işleyen sapıklar…
Bu suçların hiçbiri sıradan değildir.
Bu suçların her biri yalnızca bireylere değil, doğrudan doğruya topluma ve devlete yönelmiş ağır saldırılardır.
Dünyaya baktığımızda gerçek çok nettir.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok eyalet idam cezasını uygulamaya devam etmektedir.
Çin, Singapur ve Endonezya gibi ülkelerde ağır suçlara karşı en sert yaptırımlar yürürlüktedir. Bazı Orta Doğu ülkeleri ise terör ve vahşi cinayetlerde idamı en güçlü caydırıcı araç olarak görmektedir.
İsrail’de dahi olağanüstü durumlarda ve savaş suçlarında idam cezası istisnai olarak gündeme gelebilmektedir.
Türkiye’de ise idam cezası 2004 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle tamamen kaldırılmıştır. O günün şartlarında verilen bu karar, bugün yeniden tartışılmaktadır.
Çünkü milletin vicdanı bazı suçlar karşısında tek bir soruyu sormaktadır:
Bu kadar ağır suçların karşılığı gerçekten bu kadar hafif mi olmalıdır?
Devletin merhameti masumlara olmalıdır, suçlulara değil.
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önünde tarihî bir sorumluluk bulunmaktadır.
Anayasa ve ceza hukuku yeniden ele alınmalı; özellikle terör, vatana ihanet, seri cinayetler ve çocuklara yönelik ağır istismar suçları için en güçlü caydırıcı yaptırımlar tartışılmalıdır.
Ayrıca Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler de devletin güvenliği ve milletin huzuru açısından yeniden değerlendirilmelidir.
Çünkü hiçbir uluslararası metin, bir devletin kendi milletini koruma hakkından daha üstün değildir.
Devlet dediğimiz yapı yalnızca bir yönetim sistemi değildir.
Devlet; güvenliktir, adalettir, caydırıcılıktır. Eğer adalet caydırıcı olmazsa, toplum vicdanı yaralanır; eğer devlet suç karşısında kararsız görünürse, suçlular cesaret bulur.
Türkiye böyle bir devlet değildir.
Bu millet, tarih boyunca gerektiğinde dünyanın en büyük güçlerine meydan okumuş bir millettir. Devleti zayıf değil, güçlü görmek ister.
Adaleti yumuşak değil, caydırıcı görmek ister.
Artık söz Meclis’tedir.
Milletin sesini duymak, toplum vicdanını gözetmek ve devletin caydırıcı gücünü yeniden tesis etmek Meclis’in sorumluluğudur.
Çünkü güçlü devletler suçlulara değil, masumlara merhamet gösterir.
Ve unutulmamalıdır:
Adaletin zayıf olduğu yerde suç büyür.
Devletin güçlü olduğu yerde ise suç başını kaldıramaz.
Türkiye Cumhuriyeti, bin yıllık devlet aklının mirasçısıdır. Bu devlet, milletini korumayı da, ihanet edenlere hak ettikleri cezayı vermeyi de gayet iyi bilir.
Milletin huzuru için…
Devletin itibarı için…
Adaletin caydırıcılığı için…
Meclis artık harekete geçmelidir.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
























