Çocukluk yıllarımda Gülgün Feyman televizyona çıktığında evde bir sessizlik olurdu. Dönemin tek kadın haber spikeri olarak; diksiyonu, hitabeti ve konuya hâkimiyetiyle yalnızca haber sunmaz, sözüyle izleyiciyi ekrana bağlardı. Spikerlik, tesadüfen değil; ciddi bir eğitim ve disiplinle kazanılan bir ehliyettir.
Bugün ekranlara baktığımızda ise bambaşka bir tablo görüyoruz. Stüdyolar adeta podyuma dönüşmüş durumda. Ezbere dayalı, samimiyetten uzak sorular ve sunumlar… Oysa söz, doğru kullanıldığında güçlü bir etkidir. Ne yazık ki artık Feymanlar az. Sadece ekranlarda değil; kürsü arkasında, sahnede, kamusal alanda da konusuna hâkim, diliyle güven veren liderlere hasret kaldık.
Siyasette hitabet önemlidir. Kimi liderler fazla doğal, hatta ciddiyetten uzak; kimileri ise prompter’a mahkûm. Profesör unvanına sahip olmak bilgi göstergesidir elbette, ancak bu bilginin topluma nasıl aktarıldığı asıl meseledir. Akademik dil çoğu zaman kürsüden halka ulaşamaz. Oysa önemli olan, bilgiyi sadeleştirerek, temas kurarak anlatabilmektir.
Geçtiğimiz günlerde Mersin Şinasi Develi Kent Ödülü törenine katıldım. Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Vahap Seçer’in kısa ama son derece etkili konuşması bu açıdan dikkat çekiciydi. Günün anlamını, sanatın kent yaşamındaki yerini ve yapılan çalışmaları; süresini aşmadan, dinleyiciyi yormadan aktardı. Hepimizin dikkat süresi sınırlı. Marifet, bu kısa zamanda yoğun ve anlamlı bir aktarım yapabilmektir. Tam da bunu yaptı.
Sözler sihirlidir. “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” denir ama tatlı olmak tek başına yetmez. Nitelik, derinlik ve samimiyet gerekir. Sıklığı azalan her şey gibi, iyi söz de bugün daha kıymetlidir. Bu noktada hitabet gücüyle öne çıkan isimleri anmadan geçmemek gerekir; Muharrem İnce’nin konuşma yeteneği de siyasette bu alanda önemli bir örnektir.
Ancak mesele yalnızca kürsüde söylenen sözler değildir. Siyasetin ritüelleri de artık sorgulanmalıdır. Karşılama, uğurlama, açılışlar, konvoylar, süslemeler… Bütün bunlar çoğu zaman amacını aşan bir gösteriye dönüşüyor.
Dört yıl önce kardeş şehir Almanya Schöneberg’de Mezitli Parkı’nın açılışına katılmıştık. Hava soğuktu. Schöneberg Belediye Başkanı sırt çantasıyla, bisikletiyle geldi. Yanında yalnızca birkaç kişi vardı. Ne kürsü, ne müzik, ne basın ordusu… Parkın önünde durdu, teşekkür etti ve gitti. Hepsi buydu. Hepimiz şaşkındık.
Bizde ise bir açılış için günler öncesinden yollar yıkanır, trafik kesilir, konvoylar oluşturulur. Yerelde bunun daha küçük ama aynı mantıkla yapılmış kopyalarını görüyoruz. Üstelik çoğu zaman saatinde bile başlanmaz.
Artık sadeleşme zamanı. Şovdan uzak, içeriği güçlü bir siyaset anlayışına ihtiyaç var. Gençler bu görüntülerden sıkılıyor. Hatta sadece gençler değil; bizler de sıkıldık. Değişime ayak uydurmak zorundayız. Biraz daha spontane, biraz daha sahici olmak mümkün.
Sözün gücünü yeniden hatırlamak dileğiyle…






















