İlk dersin mahmurluğunu cetveli kafamızda şakımasıyla giderdi. Cetvelin kenarı doğru fakat kafamızda şakıması yanlıştı. Sayılarla ilgili formülü yazsan da yazmasan da cetvelin şakıması gerçekleşirdi. Gerçek olan acı tablo esasında beynimize acı veriyordu.
Rakamları çarpar ve bölersek güzel şaklama, toplar ve çıkarırsak çirkin şaklamayla sonuçlanan bir eylemle karşılaşırdık. Formülünü yaz veya yazma cetvel kafaya inerdi. Her seferinde tepki veriyorduk fakat öğretmen dinlemiyordu.
“Matematik sevilirse çözülür, geometrik şekiller bilinirse rakamlar doğrulanır.” Diyordu matematik öğretmeni.
Öğretmen cetveli önce kendine, sonra öğrencilere vurmak şeklinde kişilik bozukluğu da gösteriyordu. Artık bir şekilde cetvel kırılmıştı. Kırık cetvel her kafamıza indiğinde öyle ses çıkarıyordu ki, ürkmemek elde değildi. Matematik dersi sınıfta sevgi yerine nefretle anılır olmuştu.
Matematik öğretmeni “Çözemez kimse dünya denilen kör düğümü.” Diyordu.
Halbuki gençleri birleştiren değer hükümleri öğrenciliği hoş gösterir. Güzel bir espri sınıfı bütünler, dersi sevdirir. Beden eğitimi öğretmeni, “Pergellerinizi biraz daha açın ve hızlanın.” Derdi. Arkadaşlar geometrik şekilleri matematik öğretmeninden daha iyi biliyor.” Diyor ve gülüyorduk.
Bir gün geometrik şekilleri masanın üzerine koymuş, bazılarını da boynuna asmış, ayakta bekliyor. Zil çaldı oturduk. Matematik öğretmeni, bit pazarında gibi eşyalar arasında kaybolmuştu. Konuşmaya başladığında yine neler yumurtlayacak dedik. Zekâ ötesi değil, zekâdır matematik sözüyle başladı. Kitapları açtığımda bir deryanın içinde bulurum kendimi. Rakamlar belli sayılar olarak dönüyor bana, sonuca vardığımın farkında bile olmuyorum. Stabilize yoldaki kamyonet gibi ağır aksak yol alıyor ve sayılarla uğraşıyorum fakat sonuca varamıyorum. Çorak yerde sebze yetiştirmek gibi bir şey.
Masada oturmuş ayaklarını uzatmış ve konuşmuyordu. Arkadaş, öğretmenim niçin sustunuz dedi. Öğretmen, “hayal dünyamda geziniyorum.” Dedi. Arkadaşın sorduğu bir havuz sorusuna, “Öyle sorularla uğraşmayın boyunuzu çok aşar.” Dedi. Yine arkadaş yaz tatilinde karşılaştığı bir soruyu sordu. Öğretmen, “Tatilin ruhuna uygun değil.” Diyerek ilgilenmedi.
Matematik düzenli çalışma ister. Bıraktın mı? Seni tanımaz. Yoksa uyur gezer gibi, matematikle oynanmaz. Öğretmen matematiği o hâliyle kabul etmişti. Beyin hücrelerinde yoğurmayı hiç düşünmüyordu. Hayalleri de sınıfın ses yoğunluğunda kaybolup gitmişti. Gücünün olmadığını söylüyordu. Aksi hâlde soruların hepsini çözebilirdi. Donuk bakıyordu ve çok zamandır da gülmemişti.
“Oturmuşta bir türkü tutturmuşum.” Dediğinde çok gülmüştük.
Matematiği bir deryadır manasında, “Şimşek mürekkep olmalıdır, yıldırım kalem.” Dediğinde de gülmüştük. Öğretmen bir problem için, “öğrenmeye hazırsanız öğrenirsiniz, birinizin doğrusu diğerine doğru gelmez.” Dedi.
Okula başladığı yıllardaki bir anısını anlattı; Babası bakkaldaki alışverişini ona hesap ettirmiş. Oğlum matematik bu işte demiş. Matematiğe “Alışveriş” dersi derim demişti. O yıl matematiğe adeta küstük. Cetvel kafamıza indi kalktı. Yıl sonuna doğru ne olduysa sınıftan alındı. Üstü başı yırtık olanın yakasındaki gülün anormal görülmesi gibi öğretmen de bize öyle görünüyordu. Sınıftan alındıktan sonra rahat ettik.
Yeni gelen öğretmen ile birlikte alışveriş dersi bitmiş, matematik dersi devreye girmişti. Sayılar ve geometrik şekiller değerini buldu. Derse ilgimiz arttı. Sınıf olarak daha çok çalışıp aradaki boşluğu kapatmaya gayret ettik.
Güneşin gücü kör insana da yolunu buldurur.
Hasan TANRIVERDİ




















