Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Kara Bir Leke


05 Aralık 2020 00:01

Yorum Yapılmamış

Bu ara aklı hep okullarda Bahar´ın… Okulda… Öğrenciliğinde… Öğretmenliğinde… Dolaşır da
dolaşır, oradan oraya… Kimi zaman hepsini birden, kimi zaman da tek tek konuk eder; anılarını. Onlar ki, kimi mutlulukla yüreğini ısıtan, kimi hüzünle yüreğini acıtıp donduran anılar…

Bahar, okulda öğrenci bugün, öğretmen değil. Öğretmen okulu öğrencisi… Ortaokul ikinci
sınıfta… Çalışkan, başarılı bir öğrenci hem de. Sınıfta, okulda, birçok etkinlikte görevi var. Müzik
salonu ve kitaplık en çok gittiği yerler. Koroda şarkı söylüyor, mandolin topluluğunda mandolin
çalıyor, şan dersi alıyor, müzikte zorlanan arkadaşlarına yardımcı oluyor. Öyküler yazıyor, şiir
yarışmalarına katılıyor. Bu çalışmaları ders ile etüt arasındaki iki saate sığdırabilmek için nefes nefese koşturup duruyor. Ama zor gelmiyor; bu koşuşmaca O´na. Dersten sonra kitaplığa, müzik odasına gitmek, en sevdiği uğraşlar içinde… Mutluluk veriyor yalnızca, yorgunluk değil.
Yetenekli olduğunu söylüyordu müzik öğretmenleri. Yeteneğini geliştirmeliydi, belki müzik
öğretmeni olurdu. Belki!.. Hem piyano çalan kim vardı ki sınıfta, Bahar´dan başka. Türkçe öğretmeni de kitaba olan sevgisinden memnun, yeni yeni listeler öneriyordu. Yeni bir dünya idi; her kitap!
Kocaman bir dünyası olmuştu. Roman, öykü, şiir… Doyamıyordu, okumaya ve öykü yazmaya. Türkçe ve müzik öğretmenleri inanıyor, güveniyorlardı ya… Çok şey değil, yalnızca çalışmak kalıyordu Bahar´a. ‘´Öğretmen çalışkan olmalı, aydın olmalı, iyi insan olmalıydı. Olmalıydı ki, öğrencilerini de kendisi gibi yetiştirmeliydi.” Böyle söylüyordu, sevgili öğretmenleri.
Çalışmak güzeldi, güzel olmasına da… Güzelliğinin yanında bir yararı daha vardı Bahar için.
Yatılı okulda ailesinden uzaktı. Yalnızdı. Bu boşluğu dolduran bir uğraşı olmalıydı. Varsa uğraşı, sıla özlemine, anne, kardeş özlemine katlanmak daha kolay oluyordu. Babası yoktu, sonsuzluktaydı…
Yüreği yangın yeriydi; çoğu zaman andıkça babasını. Unutamıyordu hiç. Unutamıyordu ya…
Arkadaşları vardı; kardeş yerine sevdiği, sevildiği. Öğretmenleri vardı; sevecen, öğrencilerini evlat gibi görüp değer veren. Babacan, anaç öğretmenleri… Yaşlı, genç, sevgi dolu öğretmenleri…
Sevgi dolu muydu tümü? Değildi kuşkusuz. Sevgisizliği öğreten öğretmenler de vardı. Bahar
hiç yakıştıramıyordu; bunu bir öğretmene.
Çalışmayı seviyor, başarılı olmayı seviyordu O. Elişi dersi de sevdiklerindendi. Dersi de,
öğretmenini de seviyordu. Güzelliğin ayrıntıda olduğunu bilenlerdendi öğretmeni. Kolay kolay iş
beğenmezdi. Beğendiği işlerden birer tane örnek alırdı; yılsonunda sergilemek için.
Bahar´ın işinden de almıştı yine o gün. Evine götürmesini istemişti; seçtiği elişlerini. Kendine
güvenildiği için sevindi. Sevindi de… Sonraki ders beden eğitimiydi. İş atölyesinden çıkınca koşarak yetişilirdi spor salonuna. Bu durumda nasıl yetişecekti? Biraz zordu. Öğretmene de hayır denir mi? Diyemezdi.
Olsun; başka bir öğretmen görev verdiği için gecikebilirdi. Anlayışla karşılardı, öğretmeni
mutlaka!
Çok sert bir bayandı; beden eğitimi öğretmeni. Ödü kopardı herkesin. Yüzü gülmez, alaycı mı
alaycı… Kendisinden sonra derse girilemezdi asla. ´´Ama olsun yetişemesem de, öğretmenim
görevlendirdiği için gecikiyordum. Şimdiye kadar hiç gecikmedim ki.´´ diye korkusunu geçiştirmeye, kendini yüreklendirmeye çalışıyordu.

Spor salonuna girdiğinde, arkadaşları eşofmanlarını giyip sıra olmuş; öğretmeni bekliyorlardı.
Soyunma odasına koşup üstünü değiştirdi ama… Eyvah! Yetişemedi. Öğretmen henüz ‘´Günaydın´´
demişti ki sınıfa, sıradaki yerini aldı hemen. Aldı almasına da o kadar kolay olmadığını anlayacaktı birazdan. Ateş saçan gözlerle kendisine bakan öğretmenin sorusunu, neden geciktiğini, bir görevi yerine getirmenin çocukça gururuyla, yanıtladı. Ne bilebilirdi, gururunun boş olduğunu, kendisine inanılmayacağını?
´´Yalan söylüyorsun!´´ dedi, öğretmen…
Arkadaşları biliyordu bilmesine, yalan olmadığını da, kimse ses çıkaramazdı; O öğretmene.
Sorsaydı eğer elişi öğretmeni ne, yalan söylemediğini öğrenecekti öğrencisinin ama ah o
önyargı yok mu, önyargı!.. Yüzde yüz gerçeği söyleyen bir öğrenciyi bile yalancı yapardı o!
Yatılı bir okulda, savunmasızdı Bahar. ‘´Hayır, öğretmen hanım, benim çocuğum yalan
söylemez´´ diyebilecek kimsesi olmadığı için, boynu bükük kalakaldı.
Utanmıştı, şaşkındı, üzgündü. İnanamıyordu.
Yalan söylemeyi bilmezdi ki O. Çalışmayı öğrenmişti de yalan söylemeyi öğrenememişti
nedense. Öğrenmeyi düşünmemişti bile. Sıcak bir yuvada ,sevgi dolu bir dünyada büyümüştü; çünkü O. Kendinden küçük üç kardeşine ablalık yapmıştı. Örnek olmuştu. O dünyada yalanın yeri olmamıştı hiç. Sonra…
Sonra mı?
Tüm derslerden başarılı olan Bahar, beden eğitimi dersinden bütünlemeye kaldı o yıl. Önemli olan, başarısız olmak değildi. Başarılı olduğunu biliyordu çünkü. Önemli olan, bütünlemeye kalmak da değildi. Daha önce kalan arkadaşları sınava geldiklerinde eğlendiklerini bile söylüyorlardı.
Yalancı olmakla suçlanmasıydı, önemli ve acı olan. Yalan söylemeden, hak edilmeden verilmiş
bir cezaydı bu.
Bahar, o yıl bütünlemeye kaldığını, sınavda en iyi notu alarak sınıfını geçtiğini hiç unutamadı.
O “sözde öğretmen”i de…
UNUTMADI; UNUTAMADI.
Kara bir leke olarak kaldı hep belleğinde.

26/11/2020
Fazilet ÖZKAN POR
fazilet.por@gmail.com

Bu yazı Fazilet ÖZKAN POR aittir

Okunma Sayısı: 134
Kategori: Hüseyin ERKAN

Yazarın Diğer Yazıları

Plakçılar Kralı (II)

“Makamıyla, parasıyla, şöhretiyle övünenler, güldürmeye başladı beni. Zülfü Livaneli Ticarete sıfırdan başlayıp da çalmadan çırpmadan...

Plakçılar Kralı (I)

 Doğup büyüdüğü köyü, kasabayı, kenti sevmeyen bir insan olabilir mi? İster kurak ve çorak bir...

Atatürk Olmak Kolay Değil

Memleketim, memleketim, memleketim, ne kasketim kaldı senin ora işi, ne yollarını taşımış ayakkabım, son mintanın...

İleri Görüşlü Bir Müdür

sakın siyasete girmeyin derim ben yalan söylemeyi bilmiyorsanız. H.E. Yaygın olarak söylenen öyle sözler var...

Hocanın Vurduğu Yerde Ne Biter?

Doğru sanılarak, ağızlara sakız olmuş öyle yanlış sözlerimiz var ki… Sözgelişi, “Devlet malı deniz, yemeyen...