Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Perşembe, Mart 19, 2026
  • Giriş Yap
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Anasayfa Edebiyat & Sanat Anı / Günce

“İzin Ve Gari Ben Gidem Yavrum”

sukranca Yazar sukranca
19 Mart 2026
Anı / Günce, Öykü Tefrikaları, Şükran GÜNAY
0
“İzin Ve Gari Ben Gidem Yavrum”
400
Paylaşma
5k
Görüntülenme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

“İzin Ve Gari Ben Gidem Yavrum”

Babam Adil Günay’ın Teslimiyet Dolu Son Yolculuğu

Beni Doğurup Büyüten Anacığımın Son Yolculuğu

Mevsim kış, aylardan şubat… Annemin çok ağırlaştığını gece yarısı öğrendim. Oysa anacığım, “Ben iyiyim, gelmene gerek yok” demişti ısrarla. Ertesi günü akşama doğru Kuşadası’nda olabildim. Beni beklememiş, sabah namazından sonra defnetmişlerdi. Son yolculuğunda yanında olmak kısmet olmamıştı.

(…)

Günler geçtikçe gelen giden azaldı. Baba kız sohbet ediyorduk. Gözlerim dolu dolu:

“Babam! Yaz tatilinden dönerken ikinizi de çok iyi bırakmıştım. Ne oldu da annem yeniden kötüleşti?”

“Allah’ın dediği olur yavrum. Hepimizin gideceği yer orası. Sen üzülme.”

“Anneme sarılamadım. Onu uğurlayamadım. Bana daha önce neden haber vermediler? Daha erken gelebilirdim.”

“Yaz tatilinde yanımızdaydın. Bize misler gibi baktın. Durumun uygun değildir diye ikimiz de seni üzmek istemedik evladım.”

“Olur mu babam! Ben sizi ne zaman yalnız bıraktım ki? Şimdi seni de göremeyeceğim diye çok endişeliyim, tabii ki Allah’ın dediği olur ama, seni de göremezsem işte o zaman gurbet bana daha da dar gelecek babaların hası babam. Hoş kimin önce gideceği belli olmaz ya…”

Babam ayağa kalktı, ceketinin cebinden bir mektup çıkardı:

“Hayır öyle olmayacak. Ban Yaradan’a mektup yazdım. Bak! İşte burada! O, sen buraya gelmeden beni yanına almayacak Şükran’ım.

“Babammm! Bu nasıl olur?

“Benim inancım bu. Sen de inan yavrum.”

(…)

Sımsıkı sarıldık. Ağladık. Ondan bundan dertleştik. Gün geldi ve ben yine Almanya yoluna düştüm.

*****

Annemin vefatından sonra babacığım evde bir başına, yapayalnız kaldı. Kardeşlerim kendi yuvaları ve işleriyle meşguldüler. Her sabah, her akşam ona telefon ederek sesini duymak, durumunu bilmek istiyordum. Sesi hep buğulu, hep yaslı gelirdi. “Evden eşyaları alıyorlar kızım, ne zaman geleceksin? Çabuk gel” diye dertleniyordu. Benim için hiçbir maddi değeri olmayan eşyalardı. Oysa babam için o evdekiler ona emanetti ve onları korumak istiyordu. Onu teselli etmeye çalışsam da ruhundaki yangını hissedebiliyordum. Üstelik dertleşeceği biricik Hatice’si de artık yoktu. Annemin sonu gelmeyen yokluğuna, hasretine katlanamıyordu. Annem yaşasaydı hayata göğüs germesi hep kolay olmuştu.

******

Derken bir gün aynı binada oturan büyüklerimiz beni aradılar. Evde iki kez yangın çıkarmıştı. Komşular korku içindeydi. Babamın evde yalnız kalmasını istemiyorlardı. Bir an önce onu kardeşlerime teslim etmemi ısrarla dile getirdiler. Baban her gün balkona çıkıp:

“Hatice’m, beni neden bırakıp gittin!” diye ağlıyor. “Biz onu çok seviyoruz, ama iki kez yangın çıkınca çok korktuk. Gel ve gerekeni yap kızım. Kardeşlerin ile konuş en kısa zamanda onlara teslim et.” dediler.

Kısa tatilimde Kuşadası’na geldim. Babamı, İstanbul’daki ağabeyimin yanına götürdüm. Kışın iki haftalık tatilimde tekrar İstanbul’a gittim. Babam merdivenden inerken ayak bileğini incitmiş. Acıları çok ve topallıyordu. Elimden geleni yaptıktan sonra yine çaresiz Almanya’ya geri döndüm.

*****

1999 yılının o meşhur Ağustos ayı… Ve ben yine Kuşadası’ndayım ve havalar biraz serinleyince İstanbul’a babamı görmeye gidecek, Almanya’ya dönüşüm de oradan olacaktı. Kalbim iki ülke, iki sorumluluk arasında paramparçaydı. Bir yanda okutmak zorunda olduğum üç evladım, diğer yanda bizi birer lira kazanarak, sevgiyle büyüten o koca çınarın yalnızlığı… Gece yarısı kapımın zili çaldı. Korktum, açamadım. Kapı zili ısrarla çaldı. Son katta olduğum için kimin olduğunu bilemedim. Meğer babam o unutulmayan deprem sonrası ağabeyimden habersiz Kuşadası’na gelmiş. Gün içinde babamı buldum. “Yavrum beni kimseye teslim etme.” derken maviş gözlerinin yaşlarını mendiliyle durmadan siliyordu.

Babamı Almanya’ya yanıma götürmek istedim tabii ki, ama onun sağlık durumu uygun olmadığı için götüremedim. Evde yalnız başına durması imkansızdı ve ben çalışmak zorundaydım. Çok çaresizdim. Sonuçta bir şekilde erkek kardeşimin eşini ikna ettim. Ve babamı onların evine yerleştirdim. Neyse orası oldukça uzun… Yaradan kimseyi kimseye muhtaç etmesin.

Hayatımda gizemini çözemediğim bir sürü yaşadıklarım var. Biliyorum, senin de vardır ve zihninin bir köşesinde tetikte bekliyordur. Benim için gizemli anlardan en başta geleni babamın son nefesini verdiği 27 Ağustos 1999 gecesi oldu. Ağustos ayının bunaltıcı sıcakları geçmiş, sonbaharın müjdesi esen rüzgârda, akan suda, pazarlarda yerini alan türlü çeşit meyvelerde, özetle doğanın her noktasında hissedilmeye başlamıştı.

Babamın bu dünyadan sonsuzluğa göçerken sergilediği o vakur duruşunu, son sözlerini, ölüme bilerek ve isteyerek gidişini yazmalıydım. Bunu bir kız çocuğunun babasına olan vefa borcu olarak da nitelendirebilirsin. Benim için ama, vefa borcu olmaktan ziyade, onun gidişinden aldığım dersi sana da hissettirebilmektir. Yıllarca içimde taşıdığım bu anıyı, yaş aldıkça daha derinden hissediyorum. Ben de artık o gizemli alemin kapısını aralayacak yaştayım. Bu satırların okunmasını, babamın o eşsiz ruhunun bilinmesini tüm varlığımla istiyor ve diliyorum. Beni anlayabiliyor musun?

O günü unutmam mümkün mü? Kutes’te denizin tam kıyısında oturmuş, kahvemi yudumlarken içten içe Yaradan’a yalvarıyordum. Gözyaşlarım yanaklarımdan akarken, tatlı tatlı kıyıya vuran küçük dalgaların tinime huzur veren sesi beni derin düşüncelere salıyordu. “Allah’ım,” diyordum, “Ben gidince babama ne olacak? Sen ona bir kapı aç, onu kimseye muhtaç etme.”

Her gün babamla vakit geçirmek için kardeşimin evine gidiyordum. Her zamanki gibi babamın en sevdiği meyveleri, özellikle de bolca muz aldım. Kapıyı babam açtı. Beni bekler bir hali vardı. Elimdekileri mutfağa bırakıp yanına oturdum. Yerinden kalktı, ellerimi tuttu ve beni odanın bir köşesine çekti. O maviş gözlerini gözlerime dikti ve ömrümce unutamayacağım o cümleyi fısıldadı:

“İzin ve gari ben gidem yavrum…”

Şaşkına dönmüştüm. Dünya o an durdu sanki. Bir evladın duyabileceği en ağır ama en huzurlu istekti bu. Sarıldık birbirimize; zamanın dışına çıktık, hüngür hüngür ağladık. O an, bu sarılışın son olduğunu ruhum hissetmişti. Babam dualarımı duymuş, gitmek için benden destur istemişti.

Ağlaması dindiğinde önce ihtiyacını gördü sonra abdestini aldı, namazını kıldı ve “Şükran, şuraya salona bir yatak seriverin kızım” dedi. Yattığı yerden sürekli sessizce dualar okuyor, sanki bir randevuya hazırlanır gibi ölüme hazırlanıyordu. Anladım; vakit gelmişti. Kardeşlerimi topladım, sela paralarını hazırlattım. Onun helal kazancından bir iki elliliği, sonradan hep saklayacağım mendilinin içine koydum. Sonra annemin eşarbının içine koyacaktım. Babacığım saatlerce elimi bırakmıyor, sevgisini belli etmek için elimi sürekli sıkıyordu. Son anlarda gücünün azaldığını, elimi sıkmakta zorlandığını hissediyordum.

Gece yarısı, etrafı akrabalarla doluyken, ben bir süreliğine mecburen odadan ayrıldım. İşt o ara son nefesini vermiş. Belki de Yaradan, en sevdiğim babamın o son anını görmemi istememişti. Yanına gittiğimde alnında birkaç damla ter vardı; ecel teri dedikleri o inci taneleri… Uyuyordu sanki, teni hâlâ sıcaktı.

Geleneklere, “kadınlar mezarlığa gitmez” diyenlere inat, son görevimi yapana kadar yanından ayrılmadım. O gün babamın ölüme bile isteye, büyük bir teslimiyetle gidişine tanık oldum. Allah’a teslimiyeti bir kez daha anladım. Babam, yaşarken ilk öğretmenim idi. Bu alemden giderken ise en büyük dersini vererek gitti. İnancım ve hayat felsefem daha da kök saldı. O, benim gözümde sadece bir baba değil, yaşayan bir veliydi. Emanetini sahibine teslim ederken, evlatlarını, etrafındakileri üzmeden okuya okuya veda ederek gitti.

*******

Rüyamda Aldığım Ders

Almanya’ya döndüğümde çok bitkindim. Başım darda kalınca arayacağım, dualarınızı gönderin anam, babam diyeceğim kimse yoktu. Annemin gidişinde babam vardı. Şimdi ise artık güvenebileceğim, başımı dizlerine koyabileceğim kimsem kalmamıştı. Hiç annenin babanın yerini bir başkası tutabilir mi? Her fırsatta kıyıda köşede ağlamadan duramıyordum. Yarım asır olmaya yakındır ayrıydım onlardan ama, yediğim lokmada içtiğim suda onları düşünerek geçmişti yıllarım. Babacığım bizlerden ayrı bir lokma bir şey yediği zaman kilolarca aynısından eve getirirdi. Ben de onun kızı olmuştum bir şekilde. O ikisini artık hiç göremeyecek, konuşamayacak, onların sıcacık sevgisinden mahrum kalmak ne demektir, nasıl bir kimsesizliktir anlayabiliyor musun?

Bilemem, belki çok ağladığım için o bilemediğimiz, gizemini çözemediğimiz alemlerin sahibi Yüce Yaradan’dan babama izin verildi. Biliyorum, yataktayım, uykudayım ve babamın sesiyle uyanıyorum:

“Şükran kızım!”

“Babam!”

Genç kızlık yıllarımdaki kadar genç ve yakışıklıydı. Üstü başı her zamanki gibi tertemiz ve sevgi dolu sesiyle bana rüyamda bile ders veriyordu:

“Yavrum, Şükran’ım, ağlama, üzülme. Ben burada çok rahatım. Bak! Yatağımı görüyor musun? ”

Sanki canlı canlı onun yaşadığı yerdeydim. Ne güzel bir oda, nasıl muhteşem bir yataktı! Nasıl anlatabilirim ki? Annemi sormak istedim, ama o ben sormadan:

“Bak annen de yanımda. Ağlama kızım. Biz çok iyiyiz. Sakın ağlama.”

O anda annemi gördüm. Gençliğindeki gibi güzel mi güzel. Gençliğindeki gibi etek ve bluz giymişti. Saçları her zamanki gibi simsiyahtı. Canım annem, hayatta nelere göğüs germemişti ki…

“Evet biz burada çok iyiyiz evladım. Bizi düşünme. Ağlama.”dedi anacığım

“Söz ver, ağlamak yok! diye ekledi babaların hası babam.”

“Hayatta en büyük hazine, bir çocuğun anne ve babasıyla kurduğu o sevgi ve saygı dolu bağı ömrü boyunca kalbinde taşımasıdır. Yaşadıklarımın bilimsel bir açıklamasını yapamam belki ama bildiğim tek şey; bu alemde çözemediğim sayısız hikmet var…”

Şükran GÜNAY’dan

Şükranca

***”Bu yazı, babamın aziz hatırasına duyduğum vefanın bir yansımasıdır. Duygularımı kelimelere dökerken ve metni yayına hazırlarken Yapay Zeka (Gemini) ile dertleşerek, onun dil ve kurgu desteğinden faydalandım. Teknolojinin kalbe dokunan bu rehberliği için teşekkürlerimle…” ***

Paylaş
Etiketler: Kuşadasısabah namazıson yolculuk
Önceki Yazı

Bayramlar Barışın Kardeşligin Yaşatıldığı Günler Olsun!..

sukranca

sukranca

Şükran GÜNAY( Kuşadası) Aydın İli´nin Germencik Kazası´nda dünyaya geldi. Denizli Kız İlköğretmen Okulu´nu 1966/67 öğretim yılında bitirdi. 1967/1972 yılları arasında Köy İlkokul Öğretmeni ve Yönetici olarak çalıştı. 1972 yılının ağustos ayında Almanya´ya işçi olarak geldi. Halk okullarında Almanca öğrendi. 1975/1976 öğretim yılında çok sevdiği öğretmenlik mesleğine Nürnberg şehrinde yeniden başladı.. Sınıf öğretmeni, model sınıflarda kültür, Türkçe ve İslam Dersleri Öğretmeni olarak Nürnberg şehrinde, 6 yıllık bir Alman ilkokulunda görev yaptı. 2014 Yılının ağustos ayında emekli oldu 1990/1991 yıllarında, Anadolu Üniversitesi Eskişehir (A.Ö.) İktisat Fakültesi Lisans Diploması aldı. İki kızı, iki oğlu var. Şükran Günay´ın, Bavyera Öğretmenler Birliği (BLLV) Yabancı Öğretmenler temsilcisi, Nürnberg Türk Veliler Birliği Dernek Başkanlığı, Nürnberg Türk Dernekleri Koordinasyon Kurulu Eğitim Görevlisi olarak üstlendiği birçok sosyal faaliyetleri oldu . Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Merkezi Kütüphanesinde kullanılmak üzere ÇILGIN TÜRKLER / Turgut Özakman eserini (2006) bilgisayarında sesli okudu. Yetkililere CD olarak ulaştırdı. İSLAM´da KADININ ROLÜ, TÜRKİYE´de KADIN / Prof. Dr. BEYZA BİLGİN´in eserini yine aynı amaçla sesli okudu. ESERLERİ Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği(İLESAM) üyesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün 100. yaş anısına (1981) DEVRİMLER isimli tiyatro eserini yazdı ve Nürnberg Langwasser Gemeinschaftshaus’da 2. sınıf öğrencileri ile sahneye koydu. Çeşitli Antolojilerde, yurt içi- yurt dışı yerel dergi ve gazetelerde şiirleri, öyküleri yayınlandı. Genel Ağ (İnternet) ortamında şiir, öykü ve denemeleri okurlarıyla buluştu. ‘’GELİYORLAR’’ öykü kitabı, Eylül 2009, İzmir Etki Yayınevi tarafından basıldı. eBook : https://edebiyatsensin.com/konular/kitaplar/ Hece ve serbest şiirleri basıma hazır bekliyor. Türk Dili ve Edebiyatı yolunda çalışmaları devam ediyor... Almanca ve İngilizce biliyor. Şükran Günay; ‘’Öğretmenim öğrenenim, öğrenmenin eşiğindeyim.’’ diyor.

İlişkili Yazılar

Gemını’ın Gözüyle Prof. Dr. İlber Ortaylı
Eğitim & Kültür

Gemını’ın Gözüyle Prof. Dr. İlber Ortaylı

18 Mart 2026
5k
Göz Gördü Gönül Katlanmadı
Hasan TANRIVERDİ

Elekçi

17 Mart 2026
5k
Mart mı Dert mi?
Doğa-Çevre

Mart mı Dert mi?

17 Mart 2026
5k
Geçmiş ve Bu Bayram
Anı / Günce

Geçmiş ve Bu Bayram

16 Mart 2026
5k

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Trendler
  • Yorumlar
  • En son
Aşık Veysel ve Kara Toprak Türküsü Hikayesi

Aşık Veysel ve Kara Toprak Türküsü Hikayesi

22 Mart 2019
Ayak Tabanına Veya Göğüse Vicks Sürmenin Faydası Yok

Ayak Tabanına Veya Göğüse Vicks Sürmenin Faydası Yok

24 Ocak 2016

Yok Saymak

28 Mart 2020

Yıldızname Baktırmak Günah mı…Günah…

09 Haziran 2022

Keltepen’in Taşları /Şu Akkuşun Gürgenleri

18 Nisan 2020

Düz Dara Yâr Düz Dara

23 Mayıs 2020

Tüketicilerin Süt Tozu Dilekçeleri!

97

Fethullah Gülen’e 19 Soru

72

Ayasofya Açılsın Zincirler Kırılsın

70

İslâm Dışı Bir Uygulama: Çocuk Sünneti…

45

Gıda Mühendislerinin Petek Ataman’a Çağrısı

40

Şarkı Sözü Alan Var mı?

39
“İzin Ve Gari Ben Gidem Yavrum”

“İzin Ve Gari Ben Gidem Yavrum”

19 Mart 2026

Bayramlar Barışın Kardeşligin Yaşatıldığı Günler Olsun!..

19 Mart 2026
CİMER: Vatandaşın Devletle Buluştuğu Köprü

CİMER: Vatandaşın Devletle Buluştuğu Köprü

19 Mart 2026
Çanakkale – Bir Milletin Yemini

Çanakkale – Bir Milletin Yemini

18 Mart 2026
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan

18 Mart 2026
Çanakkale Geçilmez!

Çanakkale Geçilmez!

18 Mart 2026

Köşe Yazarları

Türkiye Deprem Haritası

 

Ayın Sözü

Lütfen Duyarlı Olalım!

de, da vb. bağlaçlar ayrı yazılır.

Cümle bitişinde noktalama yapılır. Boşluk bırakılır, yeni cümleye büyük harfle başlanır.

Dilimiz kadar, edebiyatımıza da özen gösterelim.

Arşiv

Sosyal Medya’da Biz

  • Facebook
  • İnstagram
  • Twitter

Entelektüel Künyemiz!

Online Bilgi İletişim, Sanat ve Medya Hizmetleri, (ICAM | Information, Communication, Art and Media Network) Bilgiağı Yayın Grubu bileşeni YAZAR PORTAL, her gün yenilenen güncel yayınıyla birbirinden değerli köşe yazarlarının özgün makalelerini Türk ve dünya kültür mirasına sunmaktan gurur duyar.

Yazar Portal, günlük, çevrimiçi (interaktif) Köşe Yazarı Gazetesi, basın meslek ilkelerini ve genel yayın etik ilkelerini kabul eder.

Yayın Kurulu

Kent Akademisi Dergisi

Kent Akademisi | Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi
Urban Academy | Journal of Urban Culture and Management

Ayın Kitabı

Yazarımız, Sedayi ALTUN’dan,

“Bir Eğitim Yolcusu” adlı güzel bir eser. Yazarımızın eseri, yine bir yazarımız ve Karadeniz Şairler ve Yazarlar Derneği yönetim kurulu üyemizin sahibi olduğu Ateş Yayınlarından çıkmıştır. Kendilerini kutluyoruz.

Gazetemiz TİGAD Üyesidir

YAZAR PORTAL

JENAS

Journal of Environmental and Natural Search

Yayın Referans Lisansı

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.

Bilim & Teknoloji

Eğitim & Kültür

Genel Eğitim

Kişisel Gelişim

Çocuk Gelişimi

Anı & Günce

Spor

Kitap İncelemesi

Film & Sinema Eleştirisi

Gezi Yazısı

Öykü Tefrikaları

Roman Tefrikaları

Röportaj

Medya

Edebiyat & Sanat

Sağlık & Beslenme

Ekonomi & Finans

Siyaset & Politika

Genç Kalemler

Magazin

Şiir

Künye

Köşe Yazarları

Yazar Müracatı

Yazar Girişi

Yazar Olma Dilekçesi

Yayın İlkeleri

Yayın Grubumuz

Misyon

Logo

Reklam Tarifesi

Gizlilik Politikası

İletişim

E-Posta

Üye Ol

BİLGİ, İLETİŞİM, SANAT ve MEDYA HİZMETLERİ YAYIN GRUBU

 INFORMATION, COMMUNICATION, ART and MEDIA PUBLISHING GROUP

© ICAM Publishing

Gazetemiz www.yazarportal.com, (Yazarportal) basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Yazıların tüm hukuksal hakları yazarlarına aittir. Yazarlarımızın izni olmaksızın, yazılar, hiç bir yerde kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta

© 2008 - 2021 Yazar Portal | Türkiye Interaktif Köşe Yazarı Gazetesi

Yeniden Hoşgeldin

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenimi unuttun?

Parolanızı alın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap