Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

İsrafın Zirvesinde

DİBÂCE
İlhan YARDIMCI

02 Mayıs 2014 00:01

Yorum Yapılmamış

• Her gün 1600 bin ton ekmek, 1500 bin ton yemek çöpe atılıyor.
• Her 25 saniyede bir çocuk susuzluktan, bir insan açlıktan ölüyor.
• Bir milyar insan aç, iki milyar insan obezit.
Bu rakamlar  resmi ağızlardan olup, hikâye/masal değildir.
Varlık içinde yokluk çeken, yokluk içinde kıvranan, varlığına şükretmeyen, var olduğu için dağıtmasını bilmeyen, alan el olduğu halde, haddini bilmeyen tuhaf bir düzen içinde yaşıyoruz.
İşte dünyanın, ilim adamlarının feryadı:
“7 milyar dolayında olan dünya nüfusunun yaklaşık 1 milyarı açlıkla ya da yetersiz ve dengesi beslenme ile ilgili sorunlar yaşayan insanlardan oluşuyor. Bir yandan sanayisi gelişmiş ülkelerde obezite başta olmak üzere fazla kalorili ve yüksek proteinli gıdalarla beslenme sorunları yaşanırken aç ve geri kalmış ülkelerde ise insanların açlık çekiyor ve bir çok ülkede 5 yaşın altındaki çocuklarda ölüm oranı çok yüksek. 2010 yılında ise dünyada birçok ülkede görülen farklı iklim yapıları; Pakistan’da sel felaketinden milyonlarca insanın zarar görmesi, Rusya’nın, Portekiz’in sıcaklardan kavrularak sıcaklarla ve mücadele etmesi, ormanların ve çoğunlukla tahıl ekilen yerlerin yanıp kül olması, bazı ülkelerde ise yine sel ve heyelan olaylarının olması dünyanın iklim dengesinin değiştiğinin göstergeleri arasındadır.İnsanların beslenmesi ise temel olarak en önemli iki bitki üzerine odaklanmıştır.   Bunlardan ilki buğday ikincisi ise pirinçtir. Bu iki ürün dünyada birçok insanın temel ihtiyaçlarının minimum sevilerinin karşılanmasında etkili rol oynamaktadırlar.

Dünyada en önemli 7 ürün nedir diye sorulacak olursa; birinci sırada buğday, ikinci pirinç, üçüncü mısır, dördüncü patates beşinci şeker pancarı ve şeker kamışı, altıncı yağ bitkileri (ayçiçeği, yer fıstığı, soya vb.) yedinci sırada da insan beslenmesinde kullanılmayan pamuk (tohumundan çıkarılan yağı insan beslenmesinde kullanılır) gelmektedir.

Bu ürünlere baktığımızda 7 ürün kaleminden buğday haricinde diğer ürün kalemlerinde her yıl az ya da çok ithalat yapılarak ihtiyacımız karşılanmaktadır. Fakat bu ürünlerin önemli bir kısmında dünya lideri olan Rusya ve Türki Cumhuriyetlerde bu ürünlerin üretimin azalması tüm dünyayla birlikte bizi de olumsuz yönde etkileyecektir. Ülkemiz genel olarak son 15-20 gün hariç serin ve yağışlı bir yaz mevsimi geçirmiştir ve birçok bitkide fazla yağıştan ve nemli havadan zarar görerek buğdayda görülen pas hastalığı gibi hastalıklarla ortaya çıkmış üretimler azalmıştır.

Bugün dünyayı besleyen iki temel ürün var. Biri buğday, diğeri pirinç. Mısır ve patates bir kenara bırakılırsa 7 milyar insanın yarısı buğdayla diğer yarısı ise pirinçle besleniyor. Dünya buğday üretimi yaklaşık 800 milyon ton.
Pirinç üretimi de hemen hemen aynı düzeyde. Buğday tarih öncesinden bu yana büyük uygarlıkların temel besini olmuş. Uzakdoğu, tarihsel evrimini, onlarca çeşidi olan pirince borçlu!

Türkiye son 30 yıldır dünyanın büyük buğday üreticilerinden biri konumunda. Son on yıldır 18 ila 22 milyon ton aralığında buğday üretiyor ve dünyanın 9. büyük üreticisi.
Türkiye’de insanlar günlük enerji gereksiniminin yarıya yakınını buğday mamullerinden karşılıyor. En başta ise ekmek var. Kişi başına günlük ekmek tüketimi yaklaşık 500 gram. Sadece ekmek pazarının büyüklüğü 5.5 milyar dolar civarında. Tüm unlu mamuller dikkate alındığında pazar hacmi daha da yükseliyor.Yalnız enerji değil protein ihtiyacının da büyük bölümü ekmek ve unlu mamullerden karşılanıyor. Kısacası Türkiye, kişi başına buğday tüketen ülkeler sıralamasında en üstte.

Tarihi belgelerde, Kur’an-ı Kerim’de ‘kıtlık’ olarak adlandırılan gelişmelerin buğday üzerinde yoğunlaştığı görülüyor. Şimdi yine yeni bir kıtlığın yolda olduğu haberleri var. Buğdaya dayalı kıtlıklar belli periyotlarda görülmüş. Kronolojik olarak bunların sayısı 15 civarında.
Küresel iklim değişikliği nedeniyle aynı hastalık tekrar gündemde! Tehlike, buğdayın anavatanı Türkiye’yi vurabilir mi?
Türkiye en büyük buğday kıtlığını 1875’te yaşamış. Konya Ovası’nı silip süpüren felaket ‘1303 kıtlığı’ olarak tarihe geçmiş. Bu kıtlığın kuraklık ve bugünkü pas yüzünden ortaya çıktığı biliniyor.

Suçlu, bir mikro mantar türü! Buna genelde ‘sap mantarı’ veya ‘kara pas’ hastalığı deniyor. Tahıl ürünlerinin tümünde görülmekle birlikte asıl tahribatı buğdayda yapıyor. Buğday gövdesine yerleşen kırmızı renkli mantar kolonileri sonra koyu pas görünümüne dönüşüyor. Türk çiftçilerinin ‘kınacık’ adını verdiği hastalığın yeni çeşidinin ise nasıl bir tahribat yapacağını şimdiden kestirmek güç…
Türkiye son 30 yıldır dünyanın büyük buğday üreticilerinden biri konumunda. Son on yıldır 18 ila 22 milyon ton aralığında buğday üretiyor ve dünyanın 9. büyük üreticisi. Türkiye’de insanlar günlük enerji gereksiniminin yarıya yakınını buğday mamullerinden karşılıyor.

Kısacası Türkiye, kişi başına buğday tüketen ülkeler sıralamasında en üstte. Gerek kutsal metinlerde gerekse tarihsel belgelerde ‘kıtlık’ olarak adlandırılan dramatik gelişmelerin buğday üzerinde yoğunlaştığı görülüyor. Şimdi yine yeni bir kıtlığın yolda olduğu haberleri var. Buğdaya dayalı kıtlıklar belli periyotlarda görülmüş. Kronolojik olarak bunların sayısı 15 civarında. Genetik yapısı ve morfolojik özellikleriyle buğday en dayanıklı bitkilerden biri. Özellikle 1930’lardan sonra üzerinde ciddi çalışmalar yapılmış, yeni türler elde edilmiş. Buna rağmen son salgınlardan biri 1954-55 yıllarında Amerika’ya kadar uzanmış.”

“Yeğiniz, içini, fakat israf etmeyiniz”  emrini unuttuğumuz, yok olanın halinden anlamadığımız, var olanlara şükretmediğimiz sürece dünya insanlarını ve bizi acı bir gelecek bekliyor.
Bazen bir şiir, binlerce  kitaba bedeldir. Bir şiirimizle yazımızı noktalayalım:

İSRÂFIN ZİRVESİNDE
Altı milyon ekmek, her gün çöpe gidiyor,
Bir bu kadar da yemek, isrâfın zirvesinde.
Lokma beklerken köpek, insan nere gidiyor?
Yazık oluyor emek, gösteriş kirvesinde.

AÇ  KALANA  HELE SOR, BULAMAZSA  YEMEĞİ,
VİCDANA DÜŞER BİN KOR, İSTER KURU EKMEĞİ.

Ekmek, su bulamayan, milyon insan ah! almış,
Saniyede ölüyor, bir deri kemik kalmış,
Karnı şişmiş soluyor, yetimin malı çalmış,
İnsan hicrân doluyor, sefahatine dalmış.

AÇ AYI OYNAMIYOR, ZİLLER ÇALSAN DA BİLE,
TENCERE KAYNAMIYOR, EVE GELMEZSE FİLE.

Bolluk içinde darlık, yokluk çeken bir millet,
Helal olmazsa varlık, ümmeti kaplar illet,
Ad olursa uygarlık, hastalık olur zillet,
Bu asırda barbarlık, içimizdeki gıl let.

İSRAF HARAM KILINMIŞ, MÜSRİF NEREYE GİDER,
YETİM  HAKKI ÇALINMIŞ, YEMEK DEREYE GİDER.

Dünyanın bir ucunda, ağlayan aç bebekler,
Yosma, falla, burcunda, çöpe giden yemekler,
Çalışkanın hurcunda, hayat dolu emekler,
Coğrafyada, yurdumda, mazlum için dilekler.

KENDİ TOK, KOMŞU AÇSA, O  LOKMA HELAL OLMAZ,
NEREYE GİTSE, KAÇSA, HAK/HUKUK YERDE KALMAZ.

Tohum  ek topraklara, ekmekle  gelir bize,
Bir de sor yapraklara, sızı inerse dize,
Göbek şiş ahmaklara, hesap sorarlar size,
Gelinde yaşmaklara, kabir toprakta çize.

TOK AÇ HALDEN ANLAMAZ, MENFAAT OLDU MAKAM,
MUHTAÇ  LOKMA BULAMAZ, KESİLİR  DAİM  AHKÂM.

Bir yanda, asrî konfor, öte yanda sefâlet,
Ekonomik kriz var, kurtaracak mahâret,
Şerre dolu sponsor, büyük yara cehâlet,
Veren eller oldu dâr, emek, gayret mârifet.

SİGARAYA GELENDE, VERİRSİN MİLYONLARI,
TOK OLSANDA YİYENDE, ACI BİTER SONLARI.

Fırınlarda rekabet, bayatlayan ekmekler,
Nefislerde şehâvet, Lâf-ı Güzâf demekler,
Yiğit işi metânet,  doğruyu   istemekler,
Hanımlarda rehâvet, çöpe gider yemekler.

KOMŞULAR AÇ YATARKEN, KARNI TOK YATAMAZSIN,
NEFSE DİKEN  BATARKEN, YARDIMDAN KAÇAMAZSIN.

Her sekiz saniyede, sigaradan bir ölüm,
İster inan, inanma, haberin olsun gülüm,
Güllük/gülistan sanma, açlığı örtmez tülüm,
Yalan sözlere kanma, goncadaki bülbülüm.

AÇLIĞI İYİ BİLİR, ŞİİRLERDE KEMÂLİ,
AÇ OLANLAR İRKİLİR, AĞIR OLUR VEBÂLİ.

Okunma Sayısı: 85
Kategori: İlhan YARDIMCI

Yazarın Diğer Yazıları

İbretlik Bir Hikâye

Diyanet İşleri Başkanlığı Kurumsal İletişim Müdürlüğü’nde Koordinatör olarak görev yapan Yüksel Sezgin’in anlattığı ibretlik bir...

Asrın En Büyük Hastalığı Zâniler..

“Etini/Budunu/Sesini” pazarlayan, cömertçe (!) pozlar veren, satan niceleri ünlü(!) sıfatiyle adlandırılıyor. Böyle zâniler sözüm onaü...

Fener Patrikhanesi’nin İhanet Proğramı

1964 tarihinde Ankara’da basılan; G. Yetkin- M. Nurettin Yüksel imzalı “Türk düşmanı kanlı papazlar” isimli...

“Namaz, Nefes Almak Gibidir”

NAMAZ, NEFES ALMAK GİBİDİR” Mümin’in Miracı, Dinin direği Namaz hakkında en güzel kelamlardan biri de...

86 Yıllık Zelil, Haçlı Seferi Mahkumiyet Sona Erdi!..

Yıllardan beri kanayan bir yara, çözülmesi beklenen büyük Kutsal bir Dâva ve Müslümanların acı hasreti,...