İşe girerken adaylardan adli sicil kaydı, sağlık raporu ve çeşitli belgeler isteniyor.
Peki toplum güvenliğini, çalışanların sağlığını ve işyerlerinin huzurunu doğrudan ilgilendiren uyuşturucu ve bağımlılık yapıcı maddeler konusunda neden ortak ve denetlenebilir bir sistemimiz bulunmasın?
Benim önerim; kamu kurumlarında ve özel sektörde, özellikle güvenlik, ulaşım, sağlık, eğitim, enerji, ağır sanayi, inşaat ve makine kullanımı gibi kritik alanlarda işe giriş belgelerine madde tarama raporunun da eklenmesidir. İşe başlamadan önce yapılacak bu kontrol, kişileri suçlu ilan etmek için değil; iş kazalarını, görev ihmallerini, şiddet olaylarını ve kamu güvenliğini tehdit edebilecek riskleri önceden belirlemek için uygulanmalıdır.
Avrupa’da Durum Ne?
Dünyada ve özellikle Avrupa genelinde bu konu, kamu güvenliği ve işyeri sağlığı çerçevesinde çok daha sıkı yasal zeminlere oturtulmuş durumdadır. Avrupa Birliği ülkelerinde havacılık, demiryolu, denizcilik ve lojistik gibi “güvenlik açısından kritik” sektörlerde uyuşturucu testleri yaygın bir zorunluluktur.
Örneğin İtalya ve Finlandiya gibi ülkelerde, riskli iş kollarında işyeri uyuşturucu testlerini zorunlu kılan özel yasalar bulunmaktadır.
Belçika’da toplu taşıma şirketlerinin kendi şoförlerine yönelik her yıl binlerce rutin uyuşturucu denetimi yaptığı ve pozitif vakaları hızla seferden menettiği bilinmektedir.
Fransa’da ise okul servisi şoförlerine yönelik ani ve geniş kapsamlı uyuşturucu taramalarıyla riskli sürücüler anında trafikten temizlenmektedir.
Hatta Fransa hükümeti, güvenlik gerekçesiyle hassas bilgilere erişimi olan kendi kamu çalışanlarına bile uyuşturucu testi uygulamaya başlamış ve pozitif çıkanları görevden almıştır. Avrupa bu konuda tavizsiz bir güvenlik duvarı örerken, bizim de benzer standartları kendi yollarımızda uygulamamız elzemdir.
Özellikle yollarda canımızı emanet ettiğimiz lojistik ve toplu taşıma sektöründe çok daha keskin kararlar alınmalıdır. Kamyon şoförleri, taksi esnafı, şirketlerin özel makam şoförleri, belediye otobüsü sürücüleri ve şehirler arası yolcu taşıyan şoförler bu sistemin tam merkezine oturtulmalıdır.
Direksiyon başındaki bu kritik meslek grupları için uyuşturucu testleri şüpheye veya keyfiyete bırakılmamalı, 6 ayda bir zorunlu ve rutin hale getirilmelidir.
Şaibeye yer bırakmamak, kumpasların önüne geçmek ve güvenilirliği en üst düzeyde tutmak adına bu testler yalnızca devlet hastanelerinde resmi heyetler huzurunda yapılmalıdır.
Projenin bir diğer hayati ayağı ise her gün göreve çıkışlarda uygulanacak alkol denetimleridir.
Şoförlerin alkollü şekilde trafiğe çıkmasını engellemek artık şansa veya yol kontrolüne bırakılmamalıdır.
Günümüzde bunun teknolojik altyapısı “Kameralı Yüz Okuma ve Alkol Kilidi (Alcolock)” sistemleri ile tamamen mümkündür. Araçlara entegre edilecek ya da garaj çıkışlarına kurulacak bu biyometrik sistemlerde şoför, kameraya yüzünü okutarak kimlik doğrulaması yapacak ve ardından cihaza üfleyecektir.
Böylece şoför yerine bir başkasının üflemesi gibi hilelerin önüne kesin olarak geçilecektir.
Sistem promil sınırının aşıldığını tespit ederse, aracın motorunun çalışmasını otomatik olarak kilitleyecek, merkeze anlık uyarı gönderecek ve alkollü olan şoföre kesinlikle görev verilmeyecektir.
Teknolojinin bu imkanları, can güvenliğimiz için zorunlu bir kalkan haline getirilmelidir.
Her gün bütün çalışanlara aynı yöntemle test uygulanması yerine, işin niteliğine ve risk düzeyine göre kademeli bir model oluşturulabilir.
Kritik görevlerde düzenli veya gerektiğinde habersiz kontroller yapılabilir. Test sonucu pozitif çıkan kişi hemen suçlu ilan edilmemeli; ikinci bir bağımsız laboratuvar testi, doktor değerlendirmesi ve itiraz hakkı sağlanmalıdır.
Kan, idrar ve gerekli durumlarda saç analizi birlikte değerlendirilmeli; kamera kayıtları ve olay tutanakları incelenmeden kesin yaptırım uygulanmamalıdır.
Sonuçların gizliliği ise kişisel hakların korunması adına kesin bir kırmızı çizgi olmalıdır.
Sistemin temel amacı cezalandırmaktan ziyade hem toplumu korumak hem de bireyi kazanmak olmalıdır. Bu doğrultuda, uyuşturucu kullandığı kesinleşen kişiler hastane tarafından derhal polise bildirilmeli ve kolluk kuvvetleri nezdinde yasal süreç başlatılmalıdır. Ancak işin adli boyutu kadar insani boyutu da işletilmeli, bu kişiler vakit kaybetmeden tedavi ve rehabilitasyon süreçlerine yönlendirilmelidir.
Bağımlılık yaşayan kişiler tamamen arınmadan, düzenli kontrolleri tamamlamadan ve devlet hastanesinden yeniden “temiz” raporu almadan bir daha asla o kritik görevlerin, özellikle de direksiyonun başına geçirilmemelidir.
Tedavisini başarıyla tamamlayanlara ise yeniden çalışma imkânı verilerek topluma kazandırılmalıdır.
Bu hayati projenin Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarınca ortaklaşa hazırlanmasını arz ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanım Recep Tayyip Erdoğan, lütfen bu projeyi uygulatırmısın.
Bu önemli toplumsal soruna el atarak, hem yollardaki can güvenliğimizi koruyacak hem de kamu ile özel sektörde uygulanabilecek hukuka uygun, bilimsel ve insan onurunu koruyan ulusal bir sistemi yürürlüğe koymanızı kalben rica ediyorum.
Direksiyon başındaki ya da kritik bir makinedeki bir anlık gafletin bedelini, bu toplum daha fazla masum canla ödememelidir.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
yazarismailyaman@gmail.com
WhatsApp: 0541 850 78 84















