Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

İnsan Olarak Hak Ettik


23 Mayıs 2020 00:03

1 Yorum

Gün/aydın dostlarım…

Yaşamak sevmektir diyorsan… Yaşama sevincini yitirme…
Kollarını aç… ________________ Benim adım SABAH… Sevgiye başlangıcım ben

İNSAN OLARAK HAK ETTİK

İnsanoğlu yüzyıllardır çevresine ve doğaya verdiği zararların bedelini ödemektedir. Kişisel hırslarla, daha çok kazanmak arzusuyla, tembellikle, sorumsuzlukla doğaya zarar verenler kendilerinin doğanın bir parçası olduklarını ve verdikleri zararın kendilerine döneceği gerçeğini gözardı etmişlerdir. Yüzlerce yıldır çevreye verdiği zarardan çok çeken insanoğlunda bir çevre bilincinin oluşması (en azından önemli bir kısmında) çok yeni sayılır. 1970’li yıllardan sonra Dünya’da çevremizle ilgili hissedilir derecede bir duyarlılık oluşmuş ve bu olgu çevrebilim(ekoloji) adıyla bilimsel platformda yoğun bir şekilde ele alınmaya başlanmıştır.

Çevre bilincinin var olabileceğini kimsenin iddia edemeyeceği bir yüzyılda ve bir mekânda, Kuran’ın; insanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıkacağını, bunun sonuçlarının yine insanoğluna zarar vereceğini söylemesi ve bu konunun önemine dikkatleri yöneltmesi harika bir derstir. (Çeviride deniz diye çevirdiğimiz kelimenin Arapçası “bahr”dır. Bu kelime temelde denizleri ifade ettiği gibi göl, ırmak gibi tüm büyük su topluluklarını da ifade etmektedir.) Günümüzde doğa üzerinde hoyratça tasarruflar yapamayacağımızı, eğer buna kalkışırsak bedelini ödeyeceğimizi iyice öğrenmiş bulunuyoruz. Ayrıca her bir insanın çevresine verdiği zararların, sebep olduğu kirliliklerin tüm yeryüzüne karasıyla, deniziyle bütün olarak zarar verdiğini de öğrendik. Bu yüzden hiç kimse bu konuda “Ben istediğimi yaparım. Her koyun kendi bacağından asılır.” diyemez. Doğa hepimize Allah’ın bir armağanı olduğuna göre, ona zarar verenleri durdurmak hepimizin, tüm insanlığın ortak görevidir.
Görüldüğü gibi insanoğlunun en önemli düşmanlarından biri çevre kirliliğidir. Kuran’ın, çevre bilincinin oluşmadığı bir dönemde bu konuya dikkat çekmesi çok önemlidir. Kuran, insanların elleriyle yazılan kitaplar gibi; kendi toplum bilincinin, sosyolojik yapısının ve aktüel sorunların etkisiyle yazılmamıştır. O bütün zamanların ve bütün insanların Rabbi olan Allah’tandır. Bu yüzden Kuran kendi döneminde var olmayan bilgileri, bilinç düzeylerini, geçmişin olduğu kadar, geleceğin de sorunlarını aktarır.

Aynen ayetteki ifadeye uygun olarak insanlar kendi elleriyle yapmakta, kendi elleriyle yaptıkları yüzünden kendileri çekmektedirler. Ayet, insanların başına gelenlerin, önceki davranışlarını düzeltmeleri için bir uyarı olduğunu da aktarmaktadır. Kendi ellerimizle yaptıklarımızı –tüm insanlık olarak- ne kadar düzeltirsek başımıza gelmesi olası felaketlerden o derece sakınmış olacağız.

Çevreye en büyük zararları üzerine yaşayan insanlar vermektedir. Doğanın belli bir düzeni olmasına rağmen kendisini her geçen gün iyileştiriyor. İnsanların etkisi büyük etki yaratıyor. Hırslar, kazanç, tembellik ve sorumsuzlukları yüzünden doğa en büyük zararı görmektedir. Kendilerini geliştiren toplumlar olup doğaya en büyük zararı yaratmıştır.

Gezegen mücadele veriyor. Birbiri ardına yapılan bilimsel çalışmalar, yaşayan dünyamızın katlanabileceği fiziksel sınırların çok daha ötesine geçtiğimizi gösterip bizi uyarıyor.
Artış gösteren olağanüstü sıcaklıkların feci hava olaylarına sebep olmasından tutun (rekor kuraklıklar ve eşi görülmemiş yangınlar da dâhil), plastiğe boğulmuş okyanuslara ve ekosistem çöküşlerine kadar, devasa bir şeyin patlamak üzere olduğu aşikâr.
Karaları, denizleri ve atmosferi, devasa bir çöp yığını şeklinde kullanmanın artık geçerli olmadığı bir noktaya ulaştık.

Buna rağmen çoğu hükümet, faaliyete geçmeden önce bunun ekonomik bir anlam ifade etmesini bekliyor.

Sanayi devrimleri ile birlikte makineleşme dönemi kendisini göstermeye başladı. En çok kirlilik 19. yüzyıldan itibaren oluşmaya başladı. Çevre kirliliği eski çağlardan ibaret olsa dahi günümüzün en çok kirlilik yaratan yerleri otomobil, fabrikalar, sanayi alanları olmaktadır. Orman alanlarına ihtiyaç duyularak yakılması veya kaza sonucunda yok olmasına sebep olmuştur. Dünyayı kirleten insanlardır.

Hiç kimse, teknolojisiz toplumlara geri dönmemizi önermiyor. Bunun yerine, uzun ömürlü olduğu kanıtlanan farklı yaşam şekillerinden bir şeyler öğrenilmesi gerektiği söyleniyor. Buradan hareketle, gelişmiş teknolojilerimizin de yardımıyla, ileriye yönelik yeni ve daha iyi yöntemler bulabiliriz.

Üzerinde yaşadığımız gezegene verdiğimiz zararın fiziksel sonuçlarını buzulların erimesi, iklim değişiklikleri, artan kanserler ve genetik bozukluklar sayesinde oldukça yakından hissetmeye başladık.
Ve son dönemde yaşadığımı Corana19 pandemisi.
Covid-19 salgını derin bir iklim ve çevre krizi yaşayan Dünya’da son yıllarda meydana gelen doğal afetler serisinin bir parçası mı? Koronavirüs yakın gelecekte meydana gelebilecek daha kötü salgınların bir başlangıcı mı? diye düşünmek gerekir…
“Virüslerin yeni ev sahibi biziz”
‘Taşma: Hayvan Enfeksiyonları ve Yeni Pandemiler’ kitabının yazarı David Quammen New York Times’a yazdığı yazısında şunları söylüyor:

“Tropik ormanları istila ettik. Vahşi yaşam alanlarını istila ettik. Buralarda bulunan ve insan türünden uzak şekilde evrimleşen çok sayıda bitki ve hayvanda bilinmeyen virüsler var. Yaşadıkları ağaçları kesiyoruz, onları kafeslere koyuyoruz, öldürüyoruz. Vahşi hayvan pazarlarında etlerini satıyoruz. Ekosistemleri bozuyoruz ve virüslerin doğal ev sahiplerini öldürünce onlar da yeni ev sahipleri aramaya başlıyor. Biz bu bilinmeyen virüslerin yeni yaşam alanları haline geliyoruz.”

Günü yaşamak için geleceğini yok ettik çocuklarımızın, gelecek neslimizin. İnsan var olduğundan beri egosu hiç bitmedi. Yanlış da olsa devam etti yok etmeye. Sonunda doğa da bizden intikam alacak tabi. Doğru ile yanlışı bireysel olarak düşünmedikçe, kitlelerin arkasından düşünmeden gittikçe daha da neler göreceğiz kim bilir. Gelişmek demek yok etmek değildir. Hastalıklar, salgınlar binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Olacak da. Biri bitecek diğeri başlayacak. Afetler artacak. İnsanoğlu yine de akıllanmadan günü kurtarmak için sadece çaba sarf edecek.

Temizliğe yönelik çalışmalar yapılsa dahi yeterli kaynak ayrılmadığından dolayı yetersiz olur. Nüfus artışı dahi çevre kirliliğine neden olur. Bilinçsizce tedbirleri hiçe sayarak sanayileşmenin artış göstermesi bir neslin yok olmasına neden olur.

Doğa insan olmadan da yaşar ama insan doğa olmadan yaşayamaz…

Biraz ders alalım bu yaşadıklarımızdan diyoruz ama almıyoruz maalesef…
Resimde gördünüz piknik alanlarını. Girdiği ayak bastığı her yeri mahveden insan bir yanda da girdiği yeri koruyan hayvan…
Trafik lambasında kırmızı yanarken bekleyen köpeği ama aynı anda geçen insanı gördünüz mü hiç. Ben gördüm insanlığımdan utandım. Resimde gördüğünüz kedileri gördünüz mü? Yiyecek almak için nasıl kuyrukta bekliyor. Ya insan dediğimiz!
Yaşamın çoğu alanında insanlar başkasını tanımlarken ya da kendisinin tanımlanmasında bazı hayvan isimleri kullanır. Ya kızar kızdırılır, ya da sevinir sevindirir. Hayvan türü önemlidir?
Bunun yanında insan doğası itibariyle ya kendi cinsinden ya da hayvanlardan ders de almalıdır.
Hayvan dostlarımızın bize gizli gizli olsa da verdiği hayat derslerini görmemiz lazım…
Biz insanlar olarak kendimizi her şeyden üstün, en mükemmel, en zeki varlıklar olarak görüyoruz. Ama etrafımızda olanlara bakınca öldüren, katleden, zarar veren, acı çektiren varlıklar bizleriz aslında.

Diyeceğimiz o ki hayvanlar dünyasına baktığımızda aslında onlardan öğreneceğimiz çok şey var. En naif, en masum halleriyle bize öyle dersler veriyorlar ki bazen insanlığımızdan utandığımız anları unutup onların dünyasına sıvışmak istiyoruz.
Hep yükseklerde uçan kartala; yere düşmek gibi bir korkun var mı? diye sormuşlar. Kartal gülerek, “İnsan değilim ki biraz yükselince kendimi beğenip havalara gireyim!. Ben zirvelerdeyken bile gözlerim hep aşağıdadır” cevabını vermiş.

Hayatta bazı olayları anlatırken ya da gözlerken özellikle ders çıkarılabilecek olayları anlatırken, ders verme amacı güden, güldüren, düşündüren ve genellikle manzum öyküler (FABL) hep hayvanlar, bitkiler ya da eşyalar aracılığı ile anlatılır örnek gösterilirdi. Hani ders alalım, örnek alalım ve sorun olmasın diye. İşte böyle bir hikâye, ders alınabilir mi? Evet alınabilir dostlarım, ben büyüklerimden büyürken çok dinledim. Dedemden, ninemden, anneannemden, amcalarımdan. Rahmetli babamın annemin anlattıklarını saymayacağı kaç yüz olduğunu dinlediğim FABL sayısını…

“FABL” nedir derseniz açıklaması şöyle TDK ya göre: Sonunda bir ahlâk dersi vermek amacıyla kaleme alınan, konusu bitkiler, hayvanlar veya cansız varlıklar arasında geçtiği düşünülen ve genellikle manzum olan edebî yazılara fabl denir. Kişilerin veya topumun aksayan yönleri fabl aracılığıyla düzeltilmeye çalışılır. Hayalî varlıklar ve olaylar gerçeğe ne kadar yakın olursa fabl o derecede etkili ve başarılı olur. Teşhis ve intak sanatlarından yararlanılarak anlatıma canlılık ve güzellik katılır.

Evet dostlarım bu günlük buraya kadar. Fakat şunu hiç unutmayalım: SEVMEK kelimesini, yaşam sevgiyle başladı. Rabbim insanı sevdi yarattı, içine bir damla sevgi kattı Dünyaya yolladı. Sev kardeşim; Yaradandan dolayı yaratılmış her şeyi sev…

Sevin, sevilin, sevmek dünyadaki en büyük güzelliktir.
Hayat sevince güzel ve diyelim ki her bir cümleye; bu ülkenin sahipleri yalnızca bu ülkeyi karşılıksız seve bilenlerdir…

Gönlünüzden geçen her güzel şeyin hayalden çıkıp, gerçeğe dönüşmesi dileğiyle hepinize hayırlı, sağlıklı ve mutlu bir gün olsun…
Sevgi ve muhabbetle, hoş kalınız, hoşça kalınız, dostça kalınız, sevgi ve aşkla kalınız…

#öskurşun#

Okunma Sayısı: 44

Yazarın Diğer Yazıları

Güne Uyanmak

Yasamak sevmektir diyorsan… Yaşama sevincini yitirme… Kollarını aç… ________________ Benim adım SABAH… Sevgiye başlangıcım ben…...

Bir Salı Sabahı, Düşler Uykusuzluğu

Gün/aydın dostlarım… Yasamak sevmektir diyorsan… Yaşama sevincini yitirme… Kollarını aç… ________________ Benim adım SABAH… Sevgiye...

Emek Nedir Ne Demektir?

Gün/aydın dostlarım… Yaşamak sevmektir diyorsan… Yaşama sevincini yitirme… Kollarını aç… ________________ Benim adım SABAH… Sevgiye...

Bir Ramazan da Bitti, Bir Bayram da…

Gün/aydın dostlarım… Yaşamak sevmektir diyorsan… Yaşama sevincini yitirme… Kollarını aç… ________________ Benim adım SABAH… Sevgiye...

Buruk ve Hüzünlü Bir Bayram

Gün/aydın dostlarım… Yaşamak sevmektir diyorsan… Yaşama sevincini yitirme… Kollarını aç… ________________ Benim adım SABAH… Sevgiye...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Evet insanoğlu olarak tüm dünya insanlarının bu öldürücü, ve de ÖNCÜ olarak gönderildiğine inandığım virüsün neticelerini hakettik! Bizler azdık ve belanızı buluyoruz. Allah sonumuzu hayreylesin.

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.