Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

İcra


26 Ocak 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

Ankara’nın Süngü bayırı sokağı diğer sokaklara hiç benzemiyordu.  Asker gibi sert olması yanı sıra  oldukça da  dikti. Yaşlı mahalle sakinleri  kış gelmesin diye dua etmelerine  rağmen, yoğun yağan karın altında kalan  araçlar yerinden kıpırdayamazdı. Sokak  sakinlerinin işe gitmesi ise başlı başına bir sanattı. Çocuk ve gençlerin arayıp da bulamadığı bu mevsimde, sokak gece yarılarına kadar kim, ne bulduysa altına alıp, uzun sokağın tadını  bir başka çıkarırdı.  1985 yılının bahar başlangıcında, erguvan ağaç tomurcuklarının yeni uyandığı, fakat sokağın henüz uyanmadı bir günün tazeliğinde Gültekin, pavyon dönüşü sallanarak kapıyı açmak istediğinde kapı aralığına  bırakılan  nota bir anlam veremedi. Buruşuk kağıda yazılan belli belirsiz yazıyı, merdiven boşluğunun düşük lambasıyla okuyamadı. Karısının boşalttığı eve girdiğinde ayak sesleri ise oldukça yankılıydı. Ev sahibinin  “Kirayı kaç aydır ödemiyorsunuz. Lütfen evimi boşaltın!..” notunu okuduğunda,  artık evi  boşaltmanın zamanının geldiğini kanıksadı.  Evden çocuğu ile ayrılan karısının bıraktığı    salon  takımına da her an haciz geleceğini  biliyordu. Bunların yaban ellerine  gitmemesi için  sabahın köründe ablasını  aradı.

“ Abla, şu yeni aldığım  salon takımlarını siz alıp,  kullansanız diyecektim.”

“ Hayırdır sabah sabah o da nerden çıktı.? Öyle şey olur mu? Başka bir ev kurduğunda sana lazım olacak. Hem bizim evi biliyorsun. Küçük evin  neresine  sığdırırız o koca  takımları.”

“ Sen bilirsin abla. Alsaydınız iyi olurdu.”

Ablası  iş dönüşü  hamileliğin verdiği sıkıntı ile yokuşu  güçlükle çıktı. Evinin önündeki hareketliliğe bir anlam veremedi. Yaklaştığında Gültekin’in  eşyalarını hemen tanıdı. Kamyonun yanı başındaki avukat ve polislerin bekleyişi içini burktu. Haciz memurlarıyla birlikte  Gültekin’in evine girildiğinde, memurların  son yumruğu vurmaları fazla sürmedi. Ablası  evin boş oluşuna  gözleri daldı. Anılara  yolculuk yaptığında  her şey yerli yerindeydi. Hem de içindeki ev hanımıyla birlikte.  Çocuğun gülücük ve kahkaha sesi şen şakraktı. Gece yarılarına kadar oynanan okey oyunlarının bitişi,gibi her şey  bir anda yok olup gitmişti.” Eşinin,

“ Kendine gel “ sözüyle  kamyona yüklenen  vitrine baktığında göz yaşlarını tutamadı.

“ Şu ortama bak Mustafa. Nasıl dalmayım. İnsanın içi bir tuhaf oluyor.” Balkona geçip, aşağıya baktığında, yemek masasının ite kalka kamyonete  yerleştirilmesine kendi malı gibi sinirlendi.  Göz yaşları da, balkon boşluğundan aşağıya doğru  akmaya devam ediyordu.  Anılar, birkaç gün sonra mezat salonunda donuk hayaller gibi yerlerini alacaktı. Ağlayanın malı, gülene hayrı olacak mı?  Bu belli değildi. Ablası, gözyaşlarının tazeliğinde,  salona döndüğünde kanepenin hamallarca hareket ettirilmesine avukatlara dönerek   sinirlendi.

“ Bu da alınır be!.  Bu insan nerede yatacak!… Benim bildiğim icralının yattığı yatak altından alınmaz.!…” Avukatın icra memuruyla  sessiz konuşmasının ardından hamallar kanepeyi bırakması ani olmuştu. Gültekin donuk ve dalgın gözlerle olup, bitenlerin şokunu henüz atlatamadan, gözü yerde  ters dönmüş resme takıldı. Ayak izleri alan resmi  düzelttiğinde, yerinden kalkma gücünü bacaklarında bulamadı. Oğlunun gülümseyen dudaklarının sağında annesi, solunda ise kendisi duruyordu. Uzun bir süre resme baktı. İki elinin arasına aldığı resmi kalbine yasladı. Göz yaşları, fotoğraftaki oğluyla bütünleştiğinde kaybolmuşluğun helezonluğunda sonsuzluğa doğru  çekildiğini  hissetti. Ölmenin bile yaşamdan daha erkekçe olduğunu düşündü. “Yolun sonu görünüyor…” türküsünün gizemliliğini kabullendi. Kamyon yokuştan aşağıya salındığında  Gültekin’de  odasında yalnızdı. Sigarasını anlamsızlıkla içine çektiğinde, boş odada yankılanan telefonun sesine uzun süre aldırış etmedi. Sürekli çalan telefona bakmakla bakmamak arasında gidip geldi. Ahizeyi, kolları arasında kalan fotoğrafın gözyaşlarıyla kulağına götürdüğünde, diğer eli de kalbinin üstündeki oğlundaydı. Karşıdan gelen “ Alo… Alo! …” sesine yanıt vermeden oğluna bakarak sessizliği tercih etti…

Okunma Sayısı: 130
Etiketler: , , ,

Yazarın Diğer Yazıları

3020 Yılına Mektup

Size nasıl hitap etmeliyim, onu bilmiyorum ama Atatürk’ün “Cumhuriyet ilelebet payidar olacaktır.” Söyleminden yola çıkarak...

Egzotik Hindistan Ve Edebiyatı

Hindistan! Her şeyi ile birçok ülkeden farklı yaşayanların bulunduğu ülke! Attığınız her adımda yeni sürprizleri...

Varavara Roa’nın Özgürlük Savaşı

Not: Bu yazım Üvercinka Dergisi’nin Ağustos 2020 Tarih ve 70. sayısında yayımlanmıştır. Edebiyatın farklı dili...

İçimizdeki Casuslar

Ülkesinin menfaatleri için özel yetiştirilmişlerdir. Casuslar, bir başka ülkeye görevlendirildikleri planlar doğrultusunda özel yetenekli kişilerdir....

Bili Bili Gates ve Saz Ekibi

İnsanoğlu, Bermuda Şeytan üçgeni içine girmişcesine şaşkın bir halde! Komplo teorileri havada uçuşuyor. Hava derken...