Sevgili dostlar, pazardan aldığımız o canım domateslerin, salatalıklerin iki gün geçmeden buzdolabında nasıl çürüdüğünü hepimiz görüyoruz.
İçimiz sızlıyor, cüzdanımız yanıyor. Açık konuşalım; bu tablonun arkasında açgözlülük, zamansız basılan hormonlar, kalitesiz gübreler ve ne yazık ki sahada göz yuman yetersiz denetimler var.
Peki, zehirli ya da hormonlu bir ürün daha kamyona binmeden, tarlada yakalanabilir mi?
Elbette yakalanır. Yeter ki niyetimiz tam, dijital gözümüz açık olsun.
İlk iş, toprağa emek veren herkesi kayıt altına almak. Bugün tapu sorunları yüzünden Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) giremeyen binlerce üreticimiz var. Diyorum ki, arazinin sahibi kim olursa olsun, o toprağı fiilen işleyen herkes ÇKS’ye alınmalı.
Devletin mazot, gübre ve tohum desteği de sadece bu kayda bağlanmalı.
Çiftçiye verilecek bir dijital kimlikle, tarlaya ne kadar ilaç atıldı, hangi hormon basıldı, tek tıkla görebilmeliyiz.
Kayıt dışı üretim biterse, hile de biter.
İkinci adım, dürüst üreticinin sırtındaki yükü almak.
Tarlada bedava olan ürün, şehre gelene kadar lojistik yüzünden el yakıyor. Temiz üretim yapan çiftçimize ve onu taşıyan nakliyecimize acilen “Yeşil Mazot” desteği vermeliyiz.
Üreten adamı koruyacağız ki, o da bizi korusun.
Peki, Avrupa bu işi nasıl çözüyor? Biraz kafayı kaldırıp baksak göreceğiz.
Avrupa Birliği, “Tarladan Çatala” (From Farm to Fork) adını verdiği bir strateji uyguluyor. Dijital tarım reçetesi ve QR kodlu “Güvenli Gıda Pasaportu” bu işin kalbi. AB’de ziraat mühendisinin onay vermediği tek bir zirai ilaç satılamıyor. Bizde de aynısı olmalı.
Ürün kasası tarladan çıkarken QR kodla etiketlenmeli. Ben tüketici olarak telefonumu markette barkoda tuttuğumda, o domatesin hangi tarlada yetiştiğini, ne zaman toplandığını ve laboratuvar sonucunu kabak gibi görmeliyim.
Dahası var; denetim dediğin sıcak büro masasında, evrak üzerinde olmaz.
Müfettiş dediğin serada, tarlada, hal kapısında sabahlayacak.
Mobil laboratuvar araçları hasat zamanı seraları çat kapı basacak. Spektrometre cihazıyla tarlada yapılan testte hormon yasal sınırı aştı mı? O ürün o kamyona binmeyecek, gerekirse orada imha edilecek.
Rüşvete, ahbap-çavuş ilişkisine göz yuman kamu görevlisine ise acımayacağız; denetçileri sürekli rotasyona tabi tutacağız.
Son olarak, ceza dediğin adamı pişman edecek. Halkın sağlığıyla oynayan, yasaklı kimyasalları toprağa gömenlerin işletmesi tekerrür halinde mühürlenecek. Türk Ceza Kanunu bu konuda en ağır maddeleriyle devreye girmeli.
Biz bu topraklarda üreticiyi destekleyen, hilekârı ise perişan eden bir düzeni kurabiliriz.
Hormonlu gıda daha kamyona binmeden tarlada yakalanırsa; soframız huzur bulur, dürüst çiftçimiz kazanır, en çok da bu ülke kazanır.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84















