İkinci el kitap satıcısı yanıma geldiğinde, gözlerimdeki beğeniyi fark etmiş olmalıydı. Ona döndüm:
“Gerçekten tebrik ederim sizi. İkna gücünüz yüksekmiş…”
Özgüveni yerindeydi. Farkındalığı bakışlarına sinmişti.
“İnsan psikolojisi işte,” dedi. “Çok zorlanmadım.”
“Peki, o kıza ne söylediğinizi merak ettim doğrusu.”
Gülümsedi.
‘Kitabı sana emanet ediyorum,’ dedim. ‘Okuduktan sonra bana geri getirirsin.’”
Kıvrak zekâsına hayran kalmıştım.
“İnsan psikolojisini gerçekten iyi anladığınız belli.”
Çayından küçük bir yudum aldı.
“Biraz…” dedi, mütevazı bir tonda.
“Peki ona neden ücretsiz verdiniz?” diye sordum.
Soruyu, yüzünde hafif bir pişmanlık gölgesiyle yanıtladı:
“İnsan bir kere yanılırsa, ikinci kez yanılma hakkını kendine tanımıyor. Geçen yıl benzer bir şey yaşadım. Sıkılmazsanız anlatırım…”
“Lütfen,” dedim. “Sizi dinliyorum.”
Sözlerine yavaşça devam etti:
“Parası çıkışmayan genç bir kıza, ertesi gün getirmesi şartıyla ödünç kitap satmıştım. Ama kız gelmedi. Günler geçti. Ve bir şey fark ettim: Her gün bu sokaktan geçen o genç kız artık buradan geçmiyordu.”
Elini hafifçe kaldırıp yakınlardaki yol ayrımını gösterdi.
“Şu iki yolu görüyor musunuz?”
Baktım. “Evet, görüyorum.”
“İşte… Hep diğer yolu seçerek gidiyordu artık.”
Bir süre sustu. Sanki zihnimdeki soruları izliyordu.
“Üzüldüm,” dedi sonunda.
Başımı hafifçe eğdim, onu anladığımı göstermek için.
“Ama benim üzüntüm… sizin sandığınız şey değildi,” diye devam etti. “Eksik parayı alamadığıma üzülmedim.”
İçimden geçirdim: Peki neye üzüldünüz o zaman?
“Keşke,” dedi, “o kitabı ona ödünç vermeseydim… Asıl pişmanlığım buydu.”
Hâlâ anlayamamıştım. Çünkü benim de ilk düşüncem, tıpkı onun kitabı verirken düşündüğü gibiydi.
Konuşmayı sürdürdü:
“Eğer o gün kitabı ona hediye etseydim… kendini suçlu hissetmeyecekti. Ama ben ona ‘borç’ verdim. Şimdi o borcu ödeyemediği için, ömür boyu içinde küçük de olsa bir suçluluk gölgesi taşıyacak. Asıl üzüntüm buydu işte.”
Sonra ufak bir nefes aldı:
“O günden beri kimseye borç bırakmıyorum. Kimseye ertesi güne yük vermiyorum.”
Birinci kordon boyunca yürüyordum. Lodos, denizin yosun ve iyot kokusunu ciğerlerime taşıyordu. Sahafın dükkânına yaklaşırken aklımda tek soru vardı:
“O gün bugündür kimseye ödünç kitap vermediğini söyleyen bu adam… bana niçin ödünç kitap vermişti?”
Belki az sonra bu soruyu soracak ve daha derin bir sohbetin içinde bulacaktım kendimi.
Küçük bir sahil kasabasında, felsefi derinlikte konuşabileceğim birine rastlamak… İçimde garip bir duygusal açlık yaratmıştı.
Adımlarımı farkında olmadan hızlandırdım.
Devam edecek
Emine Pişiren / Akçay
#eminepişiren
#eminepişireninanıları
#anılar
#hikayeler























