Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Hayata Merhaba Derken

Ömer SARDONAT

16 Eylül 2011 00:01

Yorum Yapılmamış

Birileri bu dünyadan göçüp giderken, birileri dünyaya gözlerini açıyor. Yaşam dediğimiz karmaşık bir girdabın içine düşüyor. Büyüyüp kendini tanıdığında çevresinde olup bitenleri de seçmeye başlıyor. Gördüğü tablo onu mutlu etmese de o da ayak uydurmak zorunda kalıyor.

Biz insanlar bu dünyaya gelmiş isek buna razı olmamak elimizde değil. Kimi aç susuz bir lokma ekmeğin peşinde koşarken kimileri kısa yoldan köşeyi dönmüş, diğerleri üzerinde üstünlük sağlamış keyfine keyif katmaktadır. Kimsenin malında kimsenin gözü yoktur elbet ama her iki insana baktığımızda aklımıza birçok soru geliyor. Kimi ihanete uğrayıp acı çekerken, hor görülüp dışlanırken, suçsuz iken suçlu görülürken, kimi insanlıktan nasibini almamış, serserilerin kirli duygularına esir olurken, kimileri de edepsizliğin zirvesini yaşamaktadır. Üstelik en iyi insan sıfatını alıp el üstünde tutulmaktadır.

Dünyaya gelmek kolay fakat insan olmak o kadar zor ki. Görünüşte herkes insan ve herkes vatansever. Ama iş başa düşünce kimin ne yaptığı, nerde yer aldığı önemli değil mi?
Kimi dertlidir kederlidir kimide zevkten sefadan çılgınlaşır ama her şeye rağmen hayat devam eder. Hayata küsmüyorum ama gördüğüm çarpıklıklar zoruma da gitmiyor değil.

Hayat kimilerine bütün imkânları sunmuşken kimilerine çektirmediği acı bırakmaz. İkisi de yaşam ikisi de hayattır işte. Kimileri yaratana sığınıp merhametine boyun eğerken kimilerine de insan demeye şahit lazım işte bunlarında ikisi de insan ve bu hayatın içindeler.

Hangisi doğru hangisi yanlış zaten kimsenin umurunda değil birilerine payanda ya da yandaş olabilmek en geçerli yol durumuna gelmiş, ya da insanlarımız bu duruma getirilmiş. Haktan hukuktan söz etmek mümkün değil. Güçlünün zayıfı ezdiği, yalanların gerçeklerden daha beğenildiği, zalimin mazlumdan daha ileride tutulduğu bir düzende yaşıyoruz.

Dünyaya nasıl geldiğin, dürüstlüğün efendiliğin hiç önemli değil yeter ki birilerinden ol birilerine sesini duyur, hele birde yandaş olabiliyorsan değme keyfine. Fakat insan olmanın bir gereği vardır. Bizim dinimizde de hukukumuzda da böyledir. Gerçek insan devletin malını korur, milletin bütünlüğüne sahip çıkar. Şimdi bunlardan ne kadar var acaba diye düşünür olduk.

Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar hesabı doğru olanda doğruyu söyleyemez duruma gelmiş. Herkes çekmiş kendisini bir kenara sanki kader budur diye beklemekte. Geçmişimizden örnek aldığımız büyüklerimizin adaleti ve yaşamından eser kalmamış, onlardaki bağlılık, dürüstlük ve samimiyet aranır olmuş.

Geleneklerimiz, göreneklerimiz hepten silinmiş yerini hiç adabımıza ve anlayışımıza uymayan eğlenceler almış. Sanırım yozlaşmak bu olsa gerek. Tarih bilgilerimi yokladığımda Osmanlının yaşantısını, örfünü adetlerini ve en önemlisi adaletini hatırlıyorum şimdi bunlardan hasret bırakılmışız.
Zaten Yedi deniz üç kıtaya hükmeden Osmanlıda inancından ve adaletinden saptığı için, iş başına gelen beceriksiz ve farklı zihniyetteki kişiler yüzünden yıkılmamışımıydı. Aklıma hep şu soru geliyor acaba biz nereye gidiyoruz, nasıl bir son bekliyor bizi.

Bunları düşündükçe içim burkuluyor, bu milletin bir ferdi olarak acaba bende payıma düşen bir yanlış yaptım mı diye soruyorum kendime. O bağlılığımız, sadakatımız, yardımlaşmamız, saygımız sevgimiz yok olmuş yerini maddi çıkarlar, adam kayırmalar, düzen ve hile almış. Bu çarkın içinde gemisini kurtarana da kaptan diyorlar. Düzenin hilesine uyup işini yoluna koyanlar her şeyi tos pembe görüyor, her şeyin çok iyi ve daha güzel olduğunu söyleyebiliyor. Ama ezilenin, üzülenin halini soran yok, her gün insanlarımızın içi yanarken keyfine keyif katanlar arsız arsız alay edercesine gülebiliyor.

Devlet malına zarar vermeyim diye son derece dikkatli olanlara enayi denmiş, soyup götürenlere alkış tutulur olmuş. Gözümüzün içine bakarak yalan söyleyip belli bir kesimi mutlu edenler diğer insanların ahını almaktan hiç sıkılmaz olmuş. Onlara göre en iyi düzen bu düzen olmuş.

Evet, zordur dürüst insan olmak, Zordur Hazreti Ömer’in adaletini dağıtmak fakat hiç değilse doğru olanın yapılması gerekmez mi. Ateş düşen ocakların feryatları duyulmaz mı? Ne yazık ki basit laflar allanıp pullanıp söylenen yalanlarla insanımız uyutulmaktadır.

Bu toprakların kolay vatan olmadığını düşündüğümüzde, milletlerin kolay millet olmadığını düşündüğümüzde, günümüz insanın durumu son derece kaygı verici. En eğitimlisinden tutun en cahiline kadar çıkar peşine düşmüş hak hukuk aranamaz olmuş. Bu durumdan mutlu olanlar ve pay alanlar günü gün ederken geçimi için evinden yuvasından ayrılmış olanların, köyünü kasabasını terk edenlerin sayısı az değil. Pek çoğunun aile düzeni bozulmuş, aile bütünlüğü parçalanmış. Çocukları ise gittikleri yerde potansiyel birer suçlu durumuna düşmüş.

Çünkü oraların yaşamı ve kültürü onlara uymamıştır, alışmakta zorluk çekmektedirler. Hele birde çevrelerinde gördüklerine özentiye kapıldıklarında başlarına nelerin geleceğini bile düşünmeden güçlerinin ve bilgilerinin çok çok üstünde işlere kalkmış ve perişan olmuşlardır. Köylerine geri dönmeyi de ar ettikleri için her ne pahasına olursa olsun ayakta durmaya çalışmaktadırlar. Bu insanların yaşantılarını siz düşünün. Çocuklarının başlarına nelerin gelebileceğini siz düşünün.

Keşke insanlığın benliği bozulmasaydı, keşke bir birimize düşmeseydik. Köyümüzde ki o samimi ve içten bağlılık devam edebilseydi. Olmadı ama çarpık gelişmeler içimize bir hırs doldurdu ne yapacağımızı nereye gideceğimizi bilemez olduk. Sağlıklı düşünemedik. Kolay kandık her söylenen yalanlara süslü laflara.

İşte bu yüzden küçüklüğümüzde ki hayatımı özlüyorum. Televizyonumuz, telefonumuz yoktu ama pilli radyolarımız yetiyordu bize, onu dinlerken içimiz yanmıyordu. Analarımız ağlamıyordu. Kavgamızda yoktu kimseyle senin benim diye. Dostça yaşıyordu herkes sen şusun ben buyum demeden. Köylerimiz de toprağımız işleniyordu ırgat gibi çalışıyorduk ama mutluyduk, huzurluyduk. Yorgunluğumuzu güzelliklerle paylaşabiliyorduk. Ellerimiz nasır tutuyordu ama içimiz kimseye kin tutmuyordu.

Üretiyorduk hepimiz ve kimsenin eline bakmıyorduk. Yardım kapılarında ezilerek kuyrukta beklemiyordu kimse. Ama yok şimdi bozuldu her şeyimiz. Ellerimiz nasır tutarken onurumuz, haysiyetimiz gururumuzdu, alnımız açık başımız dikti. Varlığımıza kimseye laf söyletmezdik. Aramızda haysiyetsizleri barındırmazdık, kimsenin malına namusuna göz dikmezdi. Komşunun namusu komşudan sorulurdu. Böyleydi bizim anlayışımız. Ama şimdi ne oldu, kimin insan, kimin ne olduğu bilinmez oldu.

Kimsenin kimseye güveni kalmadı. Düşman rolünü çok usta oynadı gözümüzü boyadılar koptuk asaletimizden, inancımızdan. Kaybettik saygımızı sevgimizi. Nerden nereye geldik bilmiyorum ama bu herkes için aynı değil bence.
Nereye geldiğimiz kadar neleri feda ettiğimiz de önemli olsa gerek. Dünya kimseye baki değil elbet gün gelecek herkes göçecek bu dünyadan fakat geriden gelenlere ne bırakabiliyoruz bu daha önemli değil mi?

Okunma Sayısı: 75
Kategori: Ömer SARDONAT

Yazarın Diğer Yazıları

Hayat Bu İşte

Dün varız bu gün yokuz. Acısıyla tatlısıyla yaşadığımız ömür gün geliyor bitiyor. Daha dün aramızda...

Bitmeyen Umutlar

Yüreğimin en derin yerinden amansız fırtınalar kopuyor bazen. Daha çok düşünüyorum geçmişi, yüzümde oluşan kırışıklarda...

Sen Yine Gülümse Hayata

Doğruların geçerli olmadığı yalanların ve yalancıların arasında ve adına yalan dünya dediğimiz bir ortamda yaşıyoruz....

Her Şeyi Çok Sevdik KendimiziTeselli Etmek İçin

Hayat hepimiz için aynı aslında farklı olan kişilerin büründüğü rollerdir. Hepimiz için yabancı olanlar gün...

Bir Umuttur Beklediğimiz

Gecenin sabah olmasını beklerken zifiri karanlıkta, doğacak güneşin yeni bir umut olmasını düşünürsün. Sığındığın kader...