Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Hans Sachs Çeşmesi veya Evliliğin Döngüleri (I)


26 Kasım 2020 00:01

2 Yorum

Çeşme, Braunschweig sanatçısı Jürgen Weber (1928-2007) tarafından tasarlanmıştır. Weber, bu eserinde medeni durumun sevinçlerini ve üzüntülerini anlattığı Hans Sachs’ın bir şiirine atıfta bulunur. Evlilik çeşmesi anıtsal bir sanat eseridir. Evlilik, Hans Sachs’ın karısı için yazdığı “ACI TATLI EVLİLİK HAYATI” şiirine dayanan altı sahnede anlatılıyor.
HANS SACHS DANS EDİYOR
Şair Hans Sachs, mısır koçanı şeklinde bir sütun üzerinde dans eder durumda tasarlanmış. Bir teke sütunun solunda suya atlar pozisyonunda ve sütunun sağında su perisi gibi güzel bir kadın var. Gördüğüm kadarıyla birinden kaçıyor gibi görünüyor. Aynı zamanda dalgın ve düşünceli mısır koçanına neden bakıyor diye düşünmekten kendimi alamadım.
GÖNÜL GÖZÜ İLE GÖRMEK
Sen, hiç benim gibi oldun mu? Adımların alıp götürdü mü bir yerlere? İçinden gelen sese boyun eğip ilerledin mi bildik cadde veya sokakta? Ya da doğanın kucağında? Aklında olmayan kişiler çıktı mı karşına yürürken? Ya da hiç düşünmediğin olaylarla karşılaştın mı? Ve tüm bunları yaşarken, aslında her gün yaşadıklarının, duyduklarının, gördüklerinin, okuduklarının yaşamın kendisi olduğunun farkına vardın mı? Kendini, kendi kendine konuşurken buldun mu bir sokak ortasında? “Beni duyanlar olursa deli olduğumu düşünecekler” diyerek içinden sessiz sedasız konuşmaya devam ettin mi?
Bak, bugün neler oldu:
Bankada işlerimi bitirmiş tam eve dönecektim ki içimdeki ses: “Bu tarafa yürü!” dedi. Ayaklarım o tarafa doğru hızlandı. Trafik lambasından karşıya geçtim. Şehrin alışveriş merkezine varmışım. Türklerin CE- A dedikleri C&A kıyafet mağazasının önünde durdum.
Hayret! Senelerdir buradan kaç kez geçmiş ve bu Evlilik Çeşmesi ve etrafındaki heykelleri görmüştüm. Defalarca bakmıştım oradaki heykellere. Her seferinde incelemiş, kendimce yorumlar yapmıştım. “Acele işe şeytan karışır.” denmesine benzer bir iş gibi. Anlatılmak isteneni nedense hep yarım yamalak izlemişim. Düşünüyorum da o zamanlar o kadar çok vaktim olmamıştı ki. Acele acele mağazaları dolaşır, çocuklarımın eksiklerini alır, bir an önce eve dönmeyi isterdim. Evde işler, çocuklarımın dersleri ve ertesi günü için yapmam gereken okul hazırlıkları vardı. Bir de sosyal içerikli resmi görevlerim ve sorumluluklarım için yapacağım hazırlıklar. Yatıncaya kadar işlerim bitmezdi.
Ama bu sefer kimselere aldırmadım. Fıskiyelerden fışkıran sular ve heykeller beni büyülemişti. Etrafında tam dört kez dolandım. Zamanla yarışmıyordum. Tek işim heykeltıraşın eserini incelemek, kendimce yorumlamaktı. Jürgen Weber, kim bilir hangi duygularla kurgulamıştı dönme dolap gibi bölüm bölüm hazırladığı bu kompozisyonu. Öylesine anlamlı ve yaşamın içinden alınmış ki kişilikler; heykeller uyandılar, canlandılar, konuştular benimle. Bakıştım her biriyle. Seslediler iç dünyama birer birer; beynimdeki birikimleri doğrular gibiydiler.
ETKİSİNDE KALDIĞIM İLK BÖLÜMDEN BAŞLADIM
Neler neler düşledim anında. Çocukluk yıllarıma gittim olduğum yerde. Unuttum nerede olduğumu. Annemin yuvasına, eşine, yavrularına sevgisi ve çalışkanlığı, gün doğmadan avluya tertemiz yıkayıp astığı çamaşırların tiril tiril görünüşü ve o pamuk elleriyle pişirdiği Ege yemekleri sıralandı gözlerimin önünde. Saçta yaptığı otlu çöreğin tadını hissettim, ağzım sulandı. Babamın bilge duruşu ve yılmak usanmak bilmeden bizler için sabahın erken saatlerinden akşamın ilk demlerine kadar çalışmasını, hangi şartlarda olursa olsun namazını ihmal etmeyişini hayranlıkla anımsarken evimizin yemyeşil, rengarenk bahçesinde oluvermiştim. Gülümsedim sonra kendi kendime ve heykeltıraşın sergilediği bu aileyi irdelemeye çalıştım. Sanki benim ailemden farklı bir baba var gibiydi. Evet anne annem gibi çocuklarına ve evine düşkün izlenimi veriyordu. Baba biraz yukarıdan bakan, her şeyi ben bilirim diyen bir tavırda gibiydi. Oldukça da şık görünümlüydü. Galiba heykeltıraşın anılarındaki baba modeliydi. Neyse dedim, yine kendi çocukluğuma düştüm. O yıllardaki hayallerim ve gençlikteki beklentilerim geldi aklıma. Tahsil bitecek, babam gibi sevgi dolu bir eşim olacak, annem gibi çocuklarıma kol kanat gerecektim.
DEVAM ETTİM İZLEMEYE
Zayıf, ince yapılı erkeğe ve eşi olduğunu sandığım parmağında evlilik yüzüğü, kolunda altın saat olan şişman, iri yarı kadına daldım kaldım. Acayip! Adamcağız çaresiz ve ne yapacağını bilemez bir ruh haliyle yukarılara bakıyor. Sofradaki her şeyi silip süpüren görünümlü kadın, ağzına götürdüğü pastayı yemekle meşgul. Eşinin payını da yemişe benziyor. Beni daha çok adamcağızın hali düşündürdü. Ne zor bir durum! Bu durum böyle gidemez. Kesin an gelecek ve aralarına soğukluk girecektir diye düşünürken tanıdığım birçok eşler geldi gözümün önüne. Bu adamcağızın durumunda nice eşler var dedim. Ha tabii her zaman adam aynı durumda değil. Kadının sırtından geçinen nice erkek asalaklar da var değil mi? Yakışıklı ve şık giyimli adamın gözleri göklerden medet umar gibi gökyüzüne bakıyor. Yağsız ve atletik vücudu dikkati çekiyor. Karşısında oturan eşi ise taşıdığı yükün farkında değil; bir eli kahve fincanında diğerinde ise kocaman bir pasta ve o onu yemekle meşgul. Dokuz aylık (!) gibisinden görünen göbeği, her tarafından taşan yağlarıyla, oburluğun tam resmi olmuş. Asıl önemlisi eşi ile olan ilişkisinin olumsuz yönde oluşu bence. Kısa zaman sonra birbirlerinin cehennemi olacağa benziyor diyesim var, ama hiçbir şeyin aslı karşıdan bilinmez ki. Dört duvarın içinde neler oluyor? O yuvada kimin neyi neden yaptığı hiç de bilinmiyor her zaman. Neyse…
Bizleri düşündüm iç çekerek. Dünya genelinde şişmanlık ve obezite artıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO/World Health Organization) tarafından 2018-2019 yılı obezite sıralamasına göre Türkiye ilk beşe girdi. 2018 yılında Amerika’nın eyaletleri ve Avrupa ülkelerinde yapılan son araştırmada Türkiye’nin listedeki yeri şaşırttı. Arap ülkeleri sıralamada Avrupa ülkelerinden daha kötü durumda.
Okunma Sayısı: 1.548
Kategori: Şükran GÜNAY

Yazarın Diğer Yazıları

Üzüm Gözlü Alfred

(Almanca İslam Dersleri verdiğim yıllardan bir anı.) Pazartesi günleri derslerim başka bir okuldaydı. Önce tramvayla...

Nürnberg’te Kar Yüreğimde Hasret Var

NÜRNBERG’TE KAR YÜREĞİMDE HASRET VAR Arkadaşım, kış gelince geceleri camlar buğulanıyor ve pencerelerin altında su...

Hans Sachs Çeşmesi veya Evliliğin Döngüleri (II)

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 2 milyara yakın kişi fazla kilolu ve bunların 600...

Gız Öğretmen(Kız Öğretmen) / İmece (IV)

Kışı yeni atlatmış, bahar yağmurlarının sıkça yağdığı günlerdeydik. Çocukları öğle tatiline göndermiştik. Dershanede öğleden sonraki...

Gız Öğretmen(Kız Öğretmen) /İmece (III)

Şubat tatilinde Kuşadası’na gittim. Sömestir tatil dönüşü (karne tatili) unutamayacağım an(ı)lardan biridir. Koçarlı’dan bizim dağ...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Şükran GÜNAY dedi ki:

    Ayşe’m,devamı gelecek değil mi?
    Yoksa ben eksik mi göndermişim?

  2. Ayşe Naz YILMAZ dedi ki:

    Tabiki devamı gelecek Şükran hanım. Yazı uzun olduğu için okunması açısından iki bölüm halinde yayınlayacağım.