Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Hadise Tanıtmak ve Hadise ile Tanınmak

Mehmet ALPEREN

15 Mayıs 2009 00:01

Yorum Yapılmamış

Aslında okuyucu yorumlarına cevap vermek gibi bir alışkanlığım yok. Biliyorum ki birileri makaleden alacağını almamışsa onun bir şeye ikna edilmesi gerekmez. Zamana bırakmakta fayda var.

Hadise de Hadise başlıklı makalenin altına yorum yapan suna rumuzlu bir okuyucu kendi penceresinden bakarak yorumlamış. Öyle olması da gerek.   

Her insan kendisinin dışarıya  farklı u-yansıtır.  Biliriz ki hiç birimizde toplumda kendimizi dışa yansıttığımız gibi değilizdir. Gerçek kişiliğimiz gerçek fikrimiz düşüncemiz her zaman için  dışarıya ya tam kapalıdır  ya  eksik yansımaktadır.

Veya kısaca herkesin kendisinin bir takdim  ediş biçimi vardır. Herkes farklı bir pencereden bakar a hayata. Bu fert planında böyledir.

Milletler arenasındaki tanınma olayı  ise fazla  farklı değildir.  Fark  şurada dır ki devlet fertleri değil milletin  değerlerini  esas alarak kendisini milletler arası  arenada takdim  eder. Siyasi politik ve kültürel alanda dünyaya bizi tanıtmak isteyen devlet bizim ortak değerlerimizi esas alarak buna göre bir dışa yansıma gerçekleştirir. Bu Milletimizin menfaatlerine olacaktır

Burada konumuzla direk alakalı bir tarihi olayı düşmekte fayda vardır. Umarım suna rumuzu ile  yorum yapan okuyucumuz  pencereyi değiştirerek hayata ve  hadiselere farklı bakmaya başlar.

Şubat 1892 tahmin edeceğiniz gibi Abdulhamid dönemi. ABD  başkanlığına gelen  Theodore Roosevelt Chicago da uluslararası  bir  fuar  düzenledi. Amacı ABD nin gücünün dünya devletlerine göstermekti. Bunun amacı  elbette sadece güç gösterisi değildi. Aynı zamanda politik ve siyası  amaçları vardı. Nitekim o  dönemde  halen daha devlet olarak statü  kazanmamasına rağmen Mısır’ı  devlet olarak kabul edip Mısırı da  fuara  davet etmişlerdi. Tabii Osmanlıyı ’da. Osmanlı Meclisi bir plan yaparak Yıldız sarayına Abdulhamid hanın huzuruna geldiler.  Chicago fuarına nasıl katılacakları hakkında sultana bilgi verdiler. Verdikleri bilgi şu idi; Sema eden dervişler, nargile içen işsizler, Yaşlı köylü kadınları. Eşekle odun taşıyan oduncular.“

Abdulhamid han hükümetin hazırladığı bu Türk köyü projesinin görünce hiddetle ayağa kalkar ve  der ki;

“Efendiler. Uluslar arası arenada bir devlet ve Türk milleti böyle tanıtılmaz. Burada bilim ve teknolojiye açık, kadim kültür ile bilimi buluşturan bir ülke imajı vermemiz gerekir.  Gelenek ve göreneklerimize tümünü İslami değerlerimiz içinde hercümerç ederek dünyaya takdim etmemiz gerekir. Bunun için önce Sultanahmet mimari projesinin öne çıkaracak şekilde bir Osmanlı çarşısı yapılacak.  Buradaki iki dikili taş ile Süleymaniye Camii sininde küçük bir maketi yapılacak. Arapça ve Türkçe yayınlanan iki gazete çıkarılsın tanıtım amaçlı. Bir tiyatro kurulsun.  Hemen yanına memleketimiz tanıdan büyük bir fotoğraf galerisi kurulsun. Soylu atlarımızı tanıtan büyük bir meydan kiralansın.  Fes haneden ay  yıldızlı bayrağımız büyük bir şekilde işlensin görkemli bir yere asılsın. Vitrin camlarına ay yıldız işlensin. Tersane i hümayun da üretilen torpidolarımızdan ikişer  adet teşhir  edilsin Girit sabunu, yangın  söndürme  cihazları ve yangın  söndürme  aracımız  tanıtılsın.  Hareke de  Kosova da ve Trabzon da imal edilen halılarımız el işlemelerimiz ve tekstil  mamullerimiz teşhir edilsin.  Kuyumcularımızın el  işlemesi  altınlarımız tanıtılsın. Telgraf ve elektronik malzemelerimiz yün pamuk  haşhaş  gibi mamullerimiz  tanıtılsın.  Bir Osmanlı  Kruvazör nün maketi hazırlansın  teşhir  edilsin.

Evet, cennet mekân olsun sultanın sun cümlesi nedir biliyor musunuz?

“Kenarda köşede bir yer istemiyorum. Osmanlı devletine ve milletine yakışır şekilde fuarın en pahalı yeri en görkemli yer kiralansın”   

Evet Abdulhamid han ve biz böyle tanınıyoruz. Bizi onlar bu haysiyetli duruşlarımız ile tandılar. İşte bu  duruş ki Osmanlıyı otuz kusür yıl yıkılmaktan kurtarmıştır.

Acaba gelecekteki yabancı milletlerin nesilleri bizi nasıl tanıyacaklar.

Sahnede kalça kıvırmamızla değil mi; ?

Bu fuara katılım biçimine baktığımı zaman devletlerin münasebetlerinde ve bir birlerine karşı tanıtımlarında esas alınan faktörler arasında Hadisenin göbeği yok.

Şimdi okuyucumun eleştirisindeki ifade den anladığım kadarı ile Hadise eurovizyon yarışmasında Türkiye nin tanınmasına katkıda bulunacak. Herhalde bunu demek istedi. Okuyucunun eleştirisi şöyle

”yazdıklarınıza katılmıyorum. tamam hadisenin fiziği gerçekten muhteşem ama sesinin de hiçe saymamak gerekir. kırın artık şu kapıları da ufkunuzu açın biraz. Türkiye nin tanınması için iyi bir fırsat yakalamışız siz bunu desteklemek yerine kösteklemeyi tercih edenlerdensiniz… İnsanları karamsarlığa itmeyi neden düşünürsünüz bunu anlamam bir türlü… Bırakın bütün bunları da insanların başarılarıyla gurur duymaya bakın. Evet, ne yazık ki biz çoktan kaybetmişiz”

Evet çoktan kaybettik. 1933 yılında yanılmıyorsam dünya güzellik yarışmasında bir kız gönderdik ve birinci geldik. Birincilik veren jürinin daha sonraki açıklamaları ise benim haysiyetime dokundu. Sizi bilemem. “Türk kızına birincilik verme sebebimiz çok açıktır. Sadece Türk milletinin podyuma çıkartmayı başardığımız için onlara bunu verdik dediler ve bir daha da katıldığımız tüm dünya güzellik yarışmalarında vermediler.

Şimdi Hadise Türkiye yi kültürel olarak mı temsil ediyor. Hayır. Çünkü ne şarkısı ne dansı ne de tarzı bizim kültürümüz değil

Politik olarak mı bizi temsil edecek

O zaman geceyi Putin’in yatağında geçirmesi gerekir. Çünkü biz Rusları Katarina ile tanıdık ya. Sağ olsum Baltacı Mehmet Paşa

Ekonomik olarak mı bizi temsil ediyor.

Siyasi olarak mı?

Sahi Hadisenin orda hadise çıkartması ülkeye ne faydası var

Geldiğimiz noktayı göstermek için deyin. Dünyaya gösterecek Ahlak ve milli değerlerimiz kalmadığı için bunu bulduk deyin

Avrupa ya yaranmak için istedikleri şekle geldiğimiz göstermek için deyin.

Tarihimizin ve geleceğimizin içine ettiğimizi dünya alem görsün diye deyin  ama sakın ülke tanıtımı demeyin. Günümüz nesilleri için aslında dünyaya tanınmak ve  dünyayı  tanımak ne yazık ki  göbekten aşağı bloke edilen akıllarının yettiği kadardır.

Biz 1800 yıllarında da dünyanın öbür ucundan tanınan bir millet idik. Afrika nın diğer ucuna kadar her yerde Türk milleti tanınır.

Bunun için sahneye köçek göndermeye gerek yok.

Okunma Sayısı: 77
Kategori: Mehmet ALPEREN
Etiketler: , ,

Yazarın Diğer Yazıları

Yakın Tarih Uydurması

Bu yalancı  tarih daha ne kadar nesillere okutturulacak? Mustafa Kemal Atatürk İngilizlerin istediklerini yerine getirmek...

Müge Anlı ile Tatlı Sert, 500 Program

Bende son zamanlarda Atv de hafta içi her gün yayımlanan Tatlı Sert programına müdavim oldum....

New York da Beş Minare

Önce kendi kendime  sordum. Neden “ New York da beş minare?” dedim belki de film...

Yahudileri ve Hıristiyanları Dostlar Edinmeyiniz-(II)

BU BİR DİN SAVAŞIDIR -(II) Erdemleri ile dost olabiliriz” anlayışı. El cevap ;Bu da yanlış....

Yahudileri ve Hıristiyanları Dostlar Edinmeyiniz-(I)

BU BİR DİN SAVAŞIDIR -(ı) Bu bir din savaşıdır. Gazze ye yapılan saldırı ve soykırım...