Günün birinde, hesapta yokken, şehre taşınmıştı. Gecekondu mahallesine üç beş kuruş verip yerleşmişti. Köylüsünü gördüğünde, dünyalar onun olmuştu. Sevincini göz yaşıyla göstermişti. Akşam üzeri görüşmek üzere köylüsünden ayrılmıştı.
Köylüsünün peşine baktı ve belli ki iki yıl kıdemliydi. Köylüsü yanındakine, “beşiğinde de garipti,” dedi. Köyünde garip olan gecekondu mahallesinde, daha iyi mi olacaktı.
Rüstem, yanlışlarda olsa yaşantımızla örnek olacağız, diyordu. İki gün içerisinde iş aramaya başladı. Yaz boyu çalışabilirse çocuklarını okutmanın yolunu bulacaktı. Okumaktan başka çare yok, diyordu. Aile olarak, köylülerine de olsa, düşündüğünü söylememe kararı almıştı. “Kapalı kutu ol ki kimse seni açamasın,” diyordu.
Ailece, halde çalışacaktı. Soranlara iş aradığını söylüyordu. “Günün birinde,” toptancıya baş vuracaktı.
Akşam olduğunda, yaptıklarını irdeliyorlardı. Hiçbir aksama yaşamadıklarını, sorguluyorlardı. Toptancı da aileden çok memnundu. Kimseye halde çalıştığını söylemiyordu. Hale yakın bir gecekonduya taşınmışlardı.
“El alemin sözü kendisini ilgilendirir,” diyordu. Kazancını toptancıya sorup değerlendiriyordu.
Oğlunun aklını, çelmek isteyen toptancıya karşı gelmişti. İki toptancı çatışmış ve olay büyümüştü. Buna rağmen oğlunu bırakmamışlardı. Oğlunu dövmüşler, iftira atmışlardı. Baba sözünden dönmemiş ve yapılan teklifi kabul etmemişti.
Ailenin tedirgin olduğunu fark eden toptancı, onları kendi apartmanına almıştı. Giriş daireyi onlara vermiş ve sıkıntın önüne geçmişti.
Rüstem aynı olgunlukla ve güçle çalışacağız. Oğlunun okumamasına üzülmüş fakat kızımı okutacağım, diyordu. Yapacaklarının en iyisini ortaya koyacaklarını söylüyorlardı. Nereden geldiğimizi inkâr etmeyeceğiz, diyordu. Biz köyden geldik, bugüne kadar, köyde de yaşasak, hilekarlık bize göre değil. Bize uymayanı taklit etmek doğru olamaz. Biz her zaman dürüstlükten yana olacağız, derdi.
Rüstem, iki yıl sonra, oğlunun bir şirket tarafından, üzerine bir daire tapu edilerek alınmasına karşı çıkıyor. Çünkü, oğlum daireyi hak etmemiştir. Biz doğrudan yana olmaya devam edeceğiz. Üzüldüğü halde elinden gelen, oğluyla anasını konuşturuyordu.
Çünkü aile, maddi çıkar peşine dağılmamalıdır. Oğlunu sorguya çekmiyor ama doğruluktan ayrılmayacağına söz vereceksin, diyordu.
Bu tür olaylar insanın içini kemiren hastalık etkeni gibidir. Bizim kazancımız gayet iyidir. Kimsenin malında gözümüz olamaz. Oğlumun ayrılışı, düşüncemize uymadı, diyor.
Rüstem, hanımını çağırdı ve çocuğu boş bırakmayalım. Onunla konuş bakalım, hayat görüşü değişmesin. Kendine göre, doğru hareketini, korumaya çalışsın. Başına iş açmasınlar, biz öyle işlere gelemeyiz, diyor.
Günün birinde, hiç hesapta yokken, yola çıktık. Daha iyi olmak için gayret ediyoruz. Temel ihtiyaçlarımızı görmeye ve kızımızı okutmaya çalışıyoruz. Bunun dışında desinler diye hareket etmemeye özen gösteriyoruz. Oğlumuzun da yaşantısı bize ters düşmemelidir.
Aile yapımız bellidir. Köyü, kenti fark etmez. Az ile yetinmeyi biliriz. Çok bulduk diye savurup israf etmeyiz. Onun için köyümüzdeki evimizi de onarıp yenileriz. Bahçemizi düzenler yazları gideriz.
Burada öğrendiğimizi hayata geçirmeliyiz.
Hasan TANRIVERDİ















