Bu gün bizim emektarla vedalaştık.
İki bin on yedide girmişti hayatımıza, üçüncü arabamız olarak.
Kurumdan bir arkadaşımızdan almıştık onu esprisi de vardı plakadaki BS’nin.
Büyük Sinan’ın arabasını büyük Sedat aldı denmişti.
Güzel günler yaşadık onunla.
Nerelerde dönmedi ki o tekerler; defalarca Antalya, Bursa, İstanbul, Ordu, Samsun, Çorum, Sungurlu, Kızılcahamam, Çamlıdere ve Viyana…
Tamı tamına yüz atmış yedi bin kilometre yapmışız onunla.
Geniş de bir araç olduğu için, eşi dostu, akrabayı da taşıyıverirdik gideceğimiz yere. Düğünlere, tatillere, cenazalere, memleket ziyaretlerine taşıdı bizi uslu uslu…
Sıkıldık mı bir kolaçan ediverirdik Ankara’nın en uzak semtlerini ve mesire yerlerini.
Kış da olsa ver elini Mavi göl, Kızılcahamam…
Durun şimdi en önemli seyrüseferimizi unutmayım.
İkibin ondokuz bir mayısında çok güzel bir yolculuğa da dönmüştü o tekerler.
Evet güzel torunumuzun doğumuna Viyana’ya gitmiştik arabamızla, eşimin özel şarkı ve türküler yüklettiği telefonundan memleket havalarını, halk türkülerimizi dinleyerek ve siyaset tartışmaları da yaparak, bazen şakalaşarak aman Allah’ım ne heyecanlı bir Sıla yolu seferiydi o.
Cadyciğin bagajı lebalep vakumlu poşetlere konmuş bebek hediyeleriyle doluydu; patikler, yelekler, eldivenler, önlükler battaniyeler, nevresimler, zıbınlar, tulumlar, bebe yorganı ve yastıkları neler neler…
E kolay mı yeni dede ve nene oluyorduk işte, ilk heves anlatılmaz yaşanır. İsteyen herkes de yaşasın inşallah.
Anam, diyorum, muavinlik göreviyle oturduğum ön koltukta rahmetli eşime ‘ya Bulgar görevli ‘cam tiket’ der vinyet kontrolünden sonra ‘açın komşu paketleri’ derse, vakumlu paketler açılınca arabanın bağajına tekrar sığmaz da ne yapsak ki?’
Bir heyecan bir telaş. Bütün bildiğim Almanca sözcüklerle ‘İch bin Mama’ ben bir nineyim diye başlayan öyle masum bir tirat döktürdüm ki görevli memura sormayın gitsin.
Büyükanne olacağımı, doğacak bebeciğe hediyeler götürdüğümüzü avazım çıktığı kadar ‘İch bezuhe main Shon für bayby geşenk geşenk’ diye diye ünledim durdum.
Neyse ki komşu hoş görülüymüş, heyecanımı anladı ‘sigara, silah, para var mı?’ dedikten sonra üstünkörü bir aramayla ‘geçin’ dedi, zaten vakumlu naylon poşetler şeffaf olduğundan renk renk patikler ve bebek yelekleri gülümsüyordu.
Viyana’ya vardığınızda sevinçten uçuyorduk. 06BS plakasını görenler de tanıdığını görmüş gibi korna çalıyor, uçuyor önümüze geçiyor, resmimizi çekiyordu.
Toruncuğumuz doğdu ve eve de bizim emektarla geldi, az mutluluk mu bizim ve arabamız için?
İşte bir yığın sergüzeşti de aldı gitti bizim emektar.
Ona gözü gibi bakan Büyük Sedat gitti ya geçen yıl gelinmeze, emektarın gidişinin sözü mü olur gari?
Bir buçuk yıl vedalaşamadım emektarla, sanki satarsak büyük Sedat gücenecek gibi geldi.
Allah yeni sahibine hayırlı kılsın. Bize hayırlı bir vesayitti, on yıla yakın kazasız belasız kullandık çok şükür.
Darısı yenilerine olsun inşallah hepimize.
Öngörülü rahmetli Yusuf dedemin ta yetmişdörtlerde biz torunlarına dediği gibi ‘bu zamanın atı araba, öğrenin, sürün, ehliyetinizi alın’ gidenlerimize rahmet, kalanlara sağlık, selamet.
Şükran Uçkaç Yargı Sazsızozan
30 Ocak 2026 Ankara























