Tepeye yakın yerleşim yeri, bizim köyümüzdü. Vilayetin tepeye yakın olan bu köy, düz bir sahayı kaplıyordu. Köyde hayvancılık yapılıyordu. Kış mevsimi, soğuk geçse de kar çok düşmezdi.
Köyün düzlüklerinde, göller yer alıyordu. Göllere gezegenlerin adı verilmişti. Mars, Jüpiter, Venüs, Merkür ve Neptün diye bilinirdi. Mars ve Neptün en güzelleriydi.
Göller doğaldı, bazılarına dere akıyordu. Yalnız dışarıya akarları yoktu. Belki alttan diğer göller besleniyor olabilirdi.
Öğretmen, dağ köyünün gezegenlerini öğrencilere anlattı. Hemen herkes merak etti. Haziranın ilk günü köydeyiz, dediler. Gezegenlere seyahat taraftar buldu. Öğretmen şartları yerine getiren gelebilir, dedi.
Veliler “gezegen” denilince gökyüzü zannettiler. Nereye baş vuracaklarını şaşırdılar. Öğrencinin biri, babasının Ankara’dan gidileceğini zannetmiş. Okulun sonuna kadar, gökyüzüyle karışık köy konu oldu. Sonuçta seyahat, gezegenlereydi.
Göller, koruma altındaydı. Suları parlak ve pırıl pırıldı. Aynı kaynaktan besleniyorlardı. Göllerin çevresi sarılı olduğu için hayvanlar yaklaşamıyordu.
Aileler inek, koyun ve keçi besliyorlardı. Yazın dağa çıkıyorlar ve tere yağı, peynir, süt ve bal satıyorlardı. Otlakları genişti. Köyden çıkmış ziraat ve kimya mühendisleri, işletmeler kurmuşlardı.
Duygusal olarak başlayan gezi, aynı duygusallıkla devam ediyordu. Göllerin güzelliği insanı adeta büyülüyordu. Kimse göle yaklaşamıyordu. Yalnız kontrol ekipleri botlarını getirip gölde araştırma yapabiliyorlardı.
Çocuklar kaçak olarak oltalarıyla balık tutuyorlardı.
Göllerin suları yıl boyu bulanmıyordu. Aynı güzellikte kalıyordu. Çevresinden taş almak yasaktı. Anı olarak dahi taşlarını almalarına izin verilmiyordu. Çevresi yeşillik, kırmızı, beyaz taşlar ve mavi su ile harika bir renk uyumu sağlıyordu.
Dağların yağmuru eksik olmuyordu. Yeşillik alabildiğine uzuyordu. Çayırlar biçilip hayvanlara veriliyordu. Otlakların büyüklüğü hayvancılığın çok kazançlı olduğunu gösteriyordu. Onun için köyden dışarıya göç yok gibi bir şeydi.
Köylüler turizm tesislerinin köye gelmesini istemiyorlardı. Çünkü tesisleri çalıştıranlar evlerinin olmasını da isteyeceklerdi.
Köyümüz, doğanın korunduğu yerlerden bir olarak, değerliydi.
Hİasan TANRIVERDİ






















