Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Cuma, Ocak 30, 2026
  • Giriş Yap
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Anasayfa Yazarlar Anibal GÜLEROĞLU

Gerçek Bir Kadın Hikâyesi

Anibal GÜLEROĞLU Yazar Anibal GÜLEROĞLU
18 Kasım 2019
Anibal GÜLEROĞLU
0
401
Paylaşma
5k
Görüntülenme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Kadınlar ve erkekler… İnsan yönünden bakıldığında eşit gibi görünse bile yaratılıştan yaşam statülerine… Dağlar kadar fark varmış gibi değerlendiriliyor hayatın gerçeğinde. En gelişmiş ülkelerde dahi karşımıza çıkan bu negatif ayrımcılık gerçeği erkek mantığının ve çıkarcılığının ürünü kuşkusuz. Dahası bu mantık tıpkı hukukçu-

filozof yazar Bacon’ın ‘Kadın kocasının, delikanlılıkta sevgilisi, olgun çağda arkadaşı, ihtiyarlıkta da hasta bakıcısıdır’ sözündeki gibi kadının varlığını cinsellikten ve hizmetçilikten ibaret sayma pervasızlığında.
İşin kötüsü bu öyle azgın bir pervasızlık ki, baskılama ve kıskançlık duygularının dışında rekabetçiliği bertaraf etme kaygısı da devreye girince, kadının giyim kuşamına, yaşam biçimine müdahale etmeyi; onu şekillendirmeyi hak sayan erkekler âlemi kadının çalışma hayatına da sınırlamalar getirmeyi, ilerlemelerinin önünü tıkamayı vazife ediniyor kendine. Böylece uzun yıllar boyu seçme hakları ellerinden alınan, okumaları engellenen, mirasçılıkları-özgürlükleri kısıtlanan kadınlar erkek şiddeti ve aşağılaması eşliğinde ömür tüketiyorlar ev sınırları dâhilinde. Rönesans ve Reformlar sayesinde bağnazlık gerileyip modern yaşama geçtikçe kadının toplumlardaki varlığı biraz daha güç kazansa ve özgürleşse dahi erkekler âleminin vahşi bencilliği değişmiyor neticede. En eğitimlisi ve çağdaş geçineni bile yeri geliyor erkek üstünlüğü taslamakta sakınca görmüyor ilk vesilede. Yanı sıra kadın kabullenmişliği-cehaleti ve hemcinslerinin yanında hissettikleri aşağılık kompleksi de oldukça büyük bir yer tutuyor bu döngüsel sorunun temelinde.

Kısacası; Ünlü müzisyen John Lennon misali ‘Her zaman olduğu gibi, her aptal adamın arkasında mükemmel bir kadın vardır’ diyeni çıksa da arada… Yazar Joseph Conrad’ın ‘Kadın olmak çok zor bir iştir çünkü erkeklerle uğraşmak zorundadırlar’ tespiti geçerli genel tablodaki gerçek kadın hikâyelerinde.
Peki, kadın-erkek çekişmesinin halen tüm hızıyla hüküm sürdüğü yaşam sorunsalında bir kadının erkeklere rağmen varlık gösterip engelleri aşarak istediği meslekte kalıcı başarıyı yakalaması ne derece mümkün olmakta? İşte dünyaca tanınmış ilk kadın şef olan Antonia Brico’nun hayatındaki mücadeleyi işleyen ‘Bir Kadın Zaferi/De Dirigent/The Conductor’ filmi tam da bu konuyu irdeleyen türden bir gerçekliğe dayanmakta! Bu gerçek kadın hikâyesindeki çaba nasıl gelişmiş, nereye varmış sonuçta diye bakacak olursak…
KADINLAR ZORU BAŞARSA BİLE NAFİLE

New York 1926… Toplumun elit kesiminin birbirlerine hava atmak için koşa koşa geldiği bir konser… Havalı seyirciler, havalı müzisyenler ve havalı bir orkestra şefi… Her şey zenginliğin ve kibrin şaşaalı dünyasının bir parçası olarak gözümüzün önünde. İşte böylesi bir ihtişamdan açılışını yapan ‘Bir Kadın Zaferi’, zenginliğin parıltısı içinde küçük bir detay olan yer gösterici kızın orkestra yönetme merakına odaklanıyor hemen. Erkekler tuvaletindeki şeflik çalışmasıyla onun bu mesleğe olan düşkünlüğünü vurguladıktan sonra da bu tutkuyu, yasak olmasına aldırmadan, sahnenin önüne sandalye atıp konseri izleme noktasına vardırıyor basitçe. Ardından zengin züppe genç Robin tarafından işinden kovulmasındaki küçümseyici-aşağılayıcı tabloyu kestirmeden verip giriyor konuya. Böylece ilk andan itibaren özgürlük havarisi kesilen ülkelerde bile kadınların ve parasızların yaşamlarında kesinlikle özgür olamadıkları gerçeğini izliyoruz ‘Bir Kadın Zaferi’nde!
Yönetmenliği ve senaristliği Maria Peters tarafından üstlenilerek komple kadın işine dönüşen filmin devamında, hırsını piyano kırmaya vardıran anneden de baskı ve soğukluk gören Antonia, parklardaki halka açık ücretsiz konserlerden kendini geliştirmek için fırsat yaratıp şansını kovalamaya başlar. Daktilocu kız seçiminde tırnakları uzun olup yavaş yazan ve hata yapanın, hızlı ve kusursuz yazanın önüne geçerek işi kaptığı yaşam isteminde hemcinsleri tarafından da çelmelenen Antonia’nın, hayatındaki dönüm noktası, anne-baba bildiklerinin gerçekte kendi ailesi olmadığını öğrendiği andır.
Gerçek annesi tarafından istenmemiş olmanın acısını duygularını serbest bırakarak çıkarmaya yönelen Antonia’nın aşkla müzik arasındaki seçimiyse, bin bir zorlukla kabul edildiği konservatuarda piyano hocasının tacizine karşılık vermediği için iftiraya uğramasının ardından gelişir. Anavatanı olan Hollanda’ya giderek müzik kariyerini geliştirmeyi, Amerika’daki zengin sevgili Robin’e tercih eden ve gerçek annesinden nasıl kopartıldığını öğrenen Antonia için bundan sonrası, erkek egemen dünyada varlık gösterip uluslararası ilk kadın şef olmayı başarma çabasından ibarettir.

Filmi kısaca özetledikten sonra içeriğin bize verdiklerine geçecek olursak…
Tam adıyla Antonia Louisa Brico’nun hayatını yansıtmak üzere yola çıkan ‘Bir Kadın Zaferi’ için söylenecek ilk söz, bu filmin, kadınların cinsiyetçi bir dünyada zoru başarsalar bile erkeklerle kıyaslandıklarında nafile bir çaba harcadıklarını gösterdiği yönünde olacaktır! Neden derseniz… Bu soruya cevap verebilmek için orkestra şefliğine merak saran bu kızın sonuçta ulaştığı yeri sorgulamak gerekir. Antonia, Amerika’ya dönmesini ve kendisiyle evlenmesini isteyen zengin sevgilisi dâhil, hemen her erkek tarafından çelmelendiği müzik kariyerinde hangi noktaya varabilmiştir?
Avrupa’nın kadın açısından daha ılımlı ortamında, birkaç ülkede münferit konserleri yöneterek adından söz ettiren Antonia’nın, asıl başarı sınavı sayılan Amerika cephesindeki mücadelesi en net cevap bizim için! Dolayısıyla onca uğraşın kalıcı başarıyla sonuçlandığını söylemek mümkün değil maalesef. Bir konser yönetmesi için biletlerin çoğunu satması şart koşulan Amerika’da ücretsiz verilen konserler, ne yeteneğine ne de onca emeğe karşılık olmaktan uzaktır zira. Kaldı ki Antonia’nın ‘kadın şef’ olarak kalıcı biçimde bir orkestranın başına atanmaması da bir yerde onun başarısındaki nafileliğin ve müzikteki erkek egemenliğinin zaferinin göstergesi!
Yanı sıra ‘Kadından şef olmaz. Çünkü duygusal yoğunluğun ağır bastığı kadın doğası yumuşaktır, erkeklerden oluşan orkestrayı yönetebilecek güçte ve kararlılıkta değildir. Dolayısıyla otoriteden uzak bir kadın şef orkestranın başına geçirilmemelidir’ mantığının hâkimiyetindeki müzik dünyasında kendini ispat etmek isteyen Antonia’ya maddi-manevi desteğin yine kadınlardan gelmesi de bu hikâyenin en önemli yaşamsal mesajlarından biri. Bu noktada Avrupa’daki eğitimini sürdürmesi için ‘Bir kadın’ tarafından yollanan maddi destek dikkat çekici. Keza Amerikan Başkanı Franklin Roosevelt’in eşi Eleanor’un desteği de önemli bir ayrıntı. Onun konsere katılacağını duyan zengin tayfanın, şefin kadın-erkek oluşuna aldırmadan koşturup salonu doldurması cinsiyetçiliğin ne denli kaypak bir mantığa sahip olduğunu vurgulamakta.

Buna karşılık Antonia’nın erkeklerin çaldığı bir orkestranın başına getirilmek yerine kadınlardan oluşan bir orkestra kurmasına destek çıkılması da ayrı bir çelişki durumunda. Kısacası Eleanor’un hemcinsine desteği de ‘Başarılı olabileceğini göster ama erkeklerin tahtını sallayacak kadar ileri gitme’ çerçevesinde kalmış halde!
Antonia Brico’nun 20’li yaşlarındaki mücadelesine ağırlık vermeyi tercih edip sonrasını derine inmeden geçiştiren ‘Bir Kadın Zaferi’nde bana göre en derinlikli detay, bir kadının müzik endüstrinde patron ve müzisyen olarak varlık gösterebilmek için yıllar boyu erkek kimliğinde yaşam sürdürmeye katlanması… Sahnede ilgi çekici olmak isteyen erkeklerin de kadın kimliğine bürünmesi! Zira duygusal yönden de etkileyici olan bu iki zıt örnek, toplumsal mantığın cinslere yaklaşımındaki yanlışlığın ve anlamsız katılığın kanıtı olarak günümüzdeki bakış açılarıyla da örtüşmekte.
Duygusal hassasiyet gerektiren müzik âleminde, kadını cinsel obje olarak gören kaba erkeklerin hükümranlık sürerek mesleklerindeki incelikle taban tabana zıt bir tablo oluşturdukları gerçeğinde, ‘Bir Kadın Zaferi’ni irdelemeyi sürdürdüğümüzde… Kadınların da en az erkekler kadar dışlayıcı olabileceklerini görüyoruz. Zengin kesimdeki kadınlar, kendilerinden aşağı gördüklerinin yükselip parlamasını istemedikleri için erkek egemenliğini kırmaya çalışan kadınlarını yoluna çıkarken, fakir kesimdeki kadınlar da gerek çaresizlikten gerekse kızlarını ekmek kapısı olarak gördüklerinden kendilerine dayatılan düzeni sürdürüp hemcinslerinin ilerlemesinin ve özgürleşmesinin önünü kesmekte. Filmde Robin’in kibirli annesi zengin, Antonia’nın anne bildiği kadın da fakir kesime çok net örnek durumunda.
Kadınların erkek boyunduruğunda, onların izin verdikleri kadarıyla idare ederek yaşamaya rıza göstermelerinin temelinin çocukluk yıllarından itibaren atıldığı gerçeğini bir kez daha hatırlatan filmde bir başka mesaj, Amerika’nın herkes için fırsatlar ülkesi olmadığı! Yani kendi haline ve dürüst yaşam sürenler hangi ülke olursa olsun ezilir… Fırsatlar da zenginlerin ve zorbaların olur. Anlayacağınız fırsat konusunda fakirlik, kadınlıkla eşdeğer gibi.

‘Suffragette/Diren’ kadın eşitsizliğine politik cepheden bakmayı seçerken sadece müzik-sanat dünyasındaki ayrımcılığa odaklanan ve bundan dolayı kimi zaman derdini tam anlatacak yeterlilik ortaya koyamama olumsuzluğuna düşen ‘Bir Kadın Zaferi’nde en iç acıtan yön ise dünyaca ünlü sanat dergisi ‘Gramophone’ tarafından yayınlanan bilgiler… Buna göre dünyanın en iyi yirmi orkestrasının hiçbirinde ‘kadın şef’ yok. Ayrıca dünyanın en iyi elli orkestra şefi arasında da tek bir kadın bulunmamakta. 1987 yılında hayatını kaybeden Antonia Brico’nun onca mücadeleyle zoru başarmasının ödülüne gelince… ‘Kolorado’lu Emektar Kadınlar Şeref Listesi’ne girmek ve sanat emekçisi kadınların yer aldığı ‘The Dinner Party’ adlı sanat oluşumunun önemli isimleri arasında yer almak! Kişisel doyumun ötesinde, müzikteki kadın varlığı adına ne hazin bir tablo değil mi?
SONUÇTA; Bu dünyada siyasetinden sanatına, iş hayatından aile ortamına… Kadınlar zoru başarsa bile nafile. Çünkü oldukça bol bulunan gerici ve cinsiyetçi zihniyet bu nafileliğin baş mimarı! Ne yazık ki, geçim derdinin ağır bastığı yerlerde bu toplum mimarlarının yobaz faaliyetleri de hayli özgür biçimde sürmekte. Kadını, ‘kek-çay’ hizmetiyle özdeşleştirmenin ötesine geçmeyi sakıncalı bulan erkek baskıcılığındaki yaşamın içinde kendine yer edinmek isteyen kadın kimliği örselenmekte.

Hal böyleyken geçmişten günümüze kadınların erkeklerle eşit şartlara sahip olmadıkları gerçeğini müzik penceresinden bakarak sergileyen ‘Bir Kadın Zaferi’ için ‘Hâlihazırda kanayan bir yaranın özet geçilmiş hali’ diyebiliriz. Finalde verilen sayısal bilgiler de bu halin her devirde değişmeden varlık göstereceğinin kanıtı.
Gerçek bir kadın hikâyesi görmek ve klasik müzik ruhunu yaşamak isteyenlere ‘Bir Kadın Zaferi’ni tavsiye ederken Nelson Mandela’nın sözüyle koyalım noktayı…

‘Kadınlar bütün baskı ve zulüm zincirlerinden kurtulmadıkça özgürlükten bahsedilemez’!

Anibal GÜLEROĞLU
guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleraniba

Kadınlar ve erkekler… İnsan yönünden bakıldığında eşit gibi görünse bile yaratılıştan yaşam statülerine… Dağlar kadar fark varmış gibi değerlendiriliyor hayatın gerçeğinde. En gelişmiş ülkelerde dahi karşımıza çıkan bu negatif ayrımcılık gerçeği erkek mantığının ve çıkarcılığının ürünü kuşkusuz. Dahası bu mantık tıpkı hukukçu-

filozof yazar Bacon’ın ‘Kadın kocasının, delikanlılıkta sevgilisi, olgun çağda arkadaşı, ihtiyarlıkta da hasta bakıcısıdır’ sözündeki gibi kadının varlığını cinsellikten ve hizmetçilikten ibaret sayma pervasızlığında.
İşin kötüsü bu öyle azgın bir pervasızlık ki, baskılama ve kıskançlık duygularının dışında rekabetçiliği bertaraf etme kaygısı da devreye girince, kadının giyim kuşamına, yaşam biçimine müdahale etmeyi; onu şekillendirmeyi hak sayan erkekler âlemi kadının çalışma hayatına da sınırlamalar getirmeyi, ilerlemelerinin önünü tıkamayı vazife ediniyor kendine. Böylece uzun yıllar boyu seçme hakları ellerinden alınan, okumaları engellenen, mirasçılıkları-özgürlükleri kısıtlanan kadınlar erkek şiddeti ve aşağılaması eşliğinde ömür tüketiyorlar ev sınırları dâhilinde. Rönesans ve Reformlar sayesinde bağnazlık gerileyip modern yaşama geçtikçe kadının toplumlardaki varlığı biraz daha güç kazansa ve özgürleşse dahi erkekler âleminin vahşi bencilliği değişmiyor neticede. En eğitimlisi ve çağdaş geçineni bile yeri geliyor erkek üstünlüğü taslamakta sakınca görmüyor ilk vesilede. Yanı sıra kadın kabullenmişliği-cehaleti ve hemcinslerinin yanında hissettikleri aşağılık kompleksi de oldukça büyük bir yer tutuyor bu döngüsel sorunun temelinde.

Kısacası; Ünlü müzisyen John Lennon misali ‘Her zaman olduğu gibi, her aptal adamın arkasında mükemmel bir kadın vardır’ diyeni çıksa da arada… Yazar Joseph Conrad’ın ‘Kadın olmak çok zor bir iştir çünkü erkeklerle uğraşmak zorundadırlar’ tespiti geçerli genel tablodaki gerçek kadın hikâyelerinde.
Peki, kadın-erkek çekişmesinin halen tüm hızıyla hüküm sürdüğü yaşam sorunsalında bir kadının erkeklere rağmen varlık gösterip engelleri aşarak istediği meslekte kalıcı başarıyı yakalaması ne derece mümkün olmakta? İşte dünyaca tanınmış ilk kadın şef olan Antonia Brico’nun hayatındaki mücadeleyi işleyen ‘Bir Kadın Zaferi/De Dirigent/The Conductor’ filmi tam da bu konuyu irdeleyen türden bir gerçekliğe dayanmakta! Bu gerçek kadın hikâyesindeki çaba nasıl gelişmiş, nereye varmış sonuçta diye bakacak olursak…
KADINLAR ZORU BAŞARSA BİLE NAFİLE

New York 1926… Toplumun elit kesiminin birbirlerine hava atmak için koşa koşa geldiği bir konser… Havalı seyirciler, havalı müzisyenler ve havalı bir orkestra şefi… Her şey zenginliğin ve kibrin şaşaalı dünyasının bir parçası olarak gözümüzün önünde. İşte böylesi bir ihtişamdan açılışını yapan ‘Bir Kadın Zaferi’, zenginliğin parıltısı içinde küçük bir detay olan yer gösterici kızın orkestra yönetme merakına odaklanıyor hemen. Erkekler tuvaletindeki şeflik çalışmasıyla onun bu mesleğe olan düşkünlüğünü vurguladıktan sonra da bu tutkuyu, yasak olmasına aldırmadan, sahnenin önüne sandalye atıp konseri izleme noktasına vardırıyor basitçe. Ardından zengin züppe genç Robin tarafından işinden kovulmasındaki küçümseyici-aşağılayıcı tabloyu kestirmeden verip giriyor konuya. Böylece ilk andan itibaren özgürlük havarisi kesilen ülkelerde bile kadınların ve parasızların yaşamlarında kesinlikle özgür olamadıkları gerçeğini izliyoruz ‘Bir Kadın Zaferi’nde!
Yönetmenliği ve senaristliği Maria Peters tarafından üstlenilerek komple kadın işine dönüşen filmin devamında, hırsını piyano kırmaya vardıran anneden de baskı ve soğukluk gören Antonia, parklardaki halka açık ücretsiz konserlerden kendini geliştirmek için fırsat yaratıp şansını kovalamaya başlar. Daktilocu kız seçiminde tırnakları uzun olup yavaş yazan ve hata yapanın, hızlı ve kusursuz yazanın önüne geçerek işi kaptığı yaşam isteminde hemcinsleri tarafından da çelmelenen Antonia’nın, hayatındaki dönüm noktası, anne-baba bildiklerinin gerçekte kendi ailesi olmadığını öğrendiği andır.
Gerçek annesi tarafından istenmemiş olmanın acısını duygularını serbest bırakarak çıkarmaya yönelen Antonia’nın aşkla müzik arasındaki seçimiyse, bin bir zorlukla kabul edildiği konservatuarda piyano hocasının tacizine karşılık vermediği için iftiraya uğramasının ardından gelişir. Anavatanı olan Hollanda’ya giderek müzik kariyerini geliştirmeyi, Amerika’daki zengin sevgili Robin’e tercih eden ve gerçek annesinden nasıl kopartıldığını öğrenen Antonia için bundan sonrası, erkek egemen dünyada varlık gösterip uluslararası ilk kadın şef olmayı başarma çabasından ibarettir.

Filmi kısaca özetledikten sonra içeriğin bize verdiklerine geçecek olursak…
Tam adıyla Antonia Louisa Brico’nun hayatını yansıtmak üzere yola çıkan ‘Bir Kadın Zaferi’ için söylenecek ilk söz, bu filmin, kadınların cinsiyetçi bir dünyada zoru başarsalar bile erkeklerle kıyaslandıklarında nafile bir çaba harcadıklarını gösterdiği yönünde olacaktır! Neden derseniz… Bu soruya cevap verebilmek için orkestra şefliğine merak saran bu kızın sonuçta ulaştığı yeri sorgulamak gerekir. Antonia, Amerika’ya dönmesini ve kendisiyle evlenmesini isteyen zengin sevgilisi dâhil, hemen her erkek tarafından çelmelendiği müzik kariyerinde hangi noktaya varabilmiştir?
Avrupa’nın kadın açısından daha ılımlı ortamında, birkaç ülkede münferit konserleri yöneterek adından söz ettiren Antonia’nın, asıl başarı sınavı sayılan Amerika cephesindeki mücadelesi en net cevap bizim için! Dolayısıyla onca uğraşın kalıcı başarıyla sonuçlandığını söylemek mümkün değil maalesef. Bir konser yönetmesi için biletlerin çoğunu satması şart koşulan Amerika’da ücretsiz verilen konserler, ne yeteneğine ne de onca emeğe karşılık olmaktan uzaktır zira. Kaldı ki Antonia’nın ‘kadın şef’ olarak kalıcı biçimde bir orkestranın başına atanmaması da bir yerde onun başarısındaki nafileliğin ve müzikteki erkek egemenliğinin zaferinin göstergesi!
Yanı sıra ‘Kadından şef olmaz. Çünkü duygusal yoğunluğun ağır bastığı kadın doğası yumuşaktır, erkeklerden oluşan orkestrayı yönetebilecek güçte ve kararlılıkta değildir. Dolayısıyla otoriteden uzak bir kadın şef orkestranın başına geçirilmemelidir’ mantığının hâkimiyetindeki müzik dünyasında kendini ispat etmek isteyen Antonia’ya maddi-manevi desteğin yine kadınlardan gelmesi de bu hikâyenin en önemli yaşamsal mesajlarından biri. Bu noktada Avrupa’daki eğitimini sürdürmesi için ‘Bir kadın’ tarafından yollanan maddi destek dikkat çekici. Keza Amerikan Başkanı Franklin Roosevelt’in eşi Eleanor’un desteği de önemli bir ayrıntı. Onun konsere katılacağını duyan zengin tayfanın, şefin kadın-erkek oluşuna aldırmadan koşturup salonu doldurması cinsiyetçiliğin ne denli kaypak bir mantığa sahip olduğunu vurgulamakta.

Buna karşılık Antonia’nın erkeklerin çaldığı bir orkestranın başına getirilmek yerine kadınlardan oluşan bir orkestra kurmasına destek çıkılması da ayrı bir çelişki durumunda. Kısacası Eleanor’un hemcinsine desteği de ‘Başarılı olabileceğini göster ama erkeklerin tahtını sallayacak kadar ileri gitme’ çerçevesinde kalmış halde!
Antonia Brico’nun 20’li yaşlarındaki mücadelesine ağırlık vermeyi tercih edip sonrasını derine inmeden geçiştiren ‘Bir Kadın Zaferi’nde bana göre en derinlikli detay, bir kadının müzik endüstrinde patron ve müzisyen olarak varlık gösterebilmek için yıllar boyu erkek kimliğinde yaşam sürdürmeye katlanması… Sahnede ilgi çekici olmak isteyen erkeklerin de kadın kimliğine bürünmesi! Zira duygusal yönden de etkileyici olan bu iki zıt örnek, toplumsal mantığın cinslere yaklaşımındaki yanlışlığın ve anlamsız katılığın kanıtı olarak günümüzdeki bakış açılarıyla da örtüşmekte.
Duygusal hassasiyet gerektiren müzik âleminde, kadını cinsel obje olarak gören kaba erkeklerin hükümranlık sürerek mesleklerindeki incelikle taban tabana zıt bir tablo oluşturdukları gerçeğinde, ‘Bir Kadın Zaferi’ni irdelemeyi sürdürdüğümüzde… Kadınların da en az erkekler kadar dışlayıcı olabileceklerini görüyoruz. Zengin kesimdeki kadınlar, kendilerinden aşağı gördüklerinin yükselip parlamasını istemedikleri için erkek egemenliğini kırmaya çalışan kadınlarını yoluna çıkarken, fakir kesimdeki kadınlar da gerek çaresizlikten gerekse kızlarını ekmek kapısı olarak gördüklerinden kendilerine dayatılan düzeni sürdürüp hemcinslerinin ilerlemesinin ve özgürleşmesinin önünü kesmekte. Filmde Robin’in kibirli annesi zengin, Antonia’nın anne bildiği kadın da fakir kesime çok net örnek durumunda.
Kadınların erkek boyunduruğunda, onların izin verdikleri kadarıyla idare ederek yaşamaya rıza göstermelerinin temelinin çocukluk yıllarından itibaren atıldığı gerçeğini bir kez daha hatırlatan filmde bir başka mesaj, Amerika’nın herkes için fırsatlar ülkesi olmadığı! Yani kendi haline ve dürüst yaşam sürenler hangi ülke olursa olsun ezilir… Fırsatlar da zenginlerin ve zorbaların olur. Anlayacağınız fırsat konusunda fakirlik, kadınlıkla eşdeğer gibi.

‘Suffragette/Diren’ kadın eşitsizliğine politik cepheden bakmayı seçerken sadece müzik-sanat dünyasındaki ayrımcılığa odaklanan ve bundan dolayı kimi zaman derdini tam anlatacak yeterlilik ortaya koyamama olumsuzluğuna düşen ‘Bir Kadın Zaferi’nde en iç acıtan yön ise dünyaca ünlü sanat dergisi ‘Gramophone’ tarafından yayınlanan bilgiler… Buna göre dünyanın en iyi yirmi orkestrasının hiçbirinde ‘kadın şef’ yok. Ayrıca dünyanın en iyi elli orkestra şefi arasında da tek bir kadın bulunmamakta. 1987 yılında hayatını kaybeden Antonia Brico’nun onca mücadeleyle zoru başarmasının ödülüne gelince… ‘Kolorado’lu Emektar Kadınlar Şeref Listesi’ne girmek ve sanat emekçisi kadınların yer aldığı ‘The Dinner Party’ adlı sanat oluşumunun önemli isimleri arasında yer almak! Kişisel doyumun ötesinde, müzikteki kadın varlığı adına ne hazin bir tablo değil mi?
SONUÇTA; Bu dünyada siyasetinden sanatına, iş hayatından aile ortamına… Kadınlar zoru başarsa bile nafile. Çünkü oldukça bol bulunan gerici ve cinsiyetçi zihniyet bu nafileliğin baş mimarı! Ne yazık ki, geçim derdinin ağır bastığı yerlerde bu toplum mimarlarının yobaz faaliyetleri de hayli özgür biçimde sürmekte. Kadını, ‘kek-çay’ hizmetiyle özdeşleştirmenin ötesine geçmeyi sakıncalı bulan erkek baskıcılığındaki yaşamın içinde kendine yer edinmek isteyen kadın kimliği örselenmekte.

Hal böyleyken geçmişten günümüze kadınların erkeklerle eşit şartlara sahip olmadıkları gerçeğini müzik penceresinden bakarak sergileyen ‘Bir Kadın Zaferi’ için ‘Hâlihazırda kanayan bir yaranın özet geçilmiş hali’ diyebiliriz. Finalde verilen sayısal bilgiler de bu halin her devirde değişmeden varlık göstereceğinin kanıtı.
Gerçek bir kadın hikâyesi görmek ve klasik müzik ruhunu yaşamak isteyenlere ‘Bir Kadın Zaferi’ni tavsiye ederken Nelson Mandela’nın sözüyle koyalım noktayı…

‘Kadınlar bütün baskı ve zulüm zincirlerinden kurtulmadıkça özgürlükten bahsedilemez’!

Anibal GÜLEROĞLU
guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleraniba

Kadınlar ve erkekler… İnsan yönünden bakıldığında eşit gibi görünse bile yaratılıştan yaşam statülerine… Dağlar kadar fark varmış gibi değerlendiriliyor hayatın gerçeğinde. En gelişmiş ülkelerde dahi karşımıza çıkan bu negatif ayrımcılık gerçeği erkek mantığının ve çıkarcılığının ürünü kuşkusuz. Dahası bu mantık tıpkı hukukçu-

filozof yazar Bacon’ın ‘Kadın kocasının, delikanlılıkta sevgilisi, olgun çağda arkadaşı, ihtiyarlıkta da hasta bakıcısıdır’ sözündeki gibi kadının varlığını cinsellikten ve hizmetçilikten ibaret sayma pervasızlığında.
İşin kötüsü bu öyle azgın bir pervasızlık ki, baskılama ve kıskançlık duygularının dışında rekabetçiliği bertaraf etme kaygısı da devreye girince, kadının giyim kuşamına, yaşam biçimine müdahale etmeyi; onu şekillendirmeyi hak sayan erkekler âlemi kadının çalışma hayatına da sınırlamalar getirmeyi, ilerlemelerinin önünü tıkamayı vazife ediniyor kendine. Böylece uzun yıllar boyu seçme hakları ellerinden alınan, okumaları engellenen, mirasçılıkları-özgürlükleri kısıtlanan kadınlar erkek şiddeti ve aşağılaması eşliğinde ömür tüketiyorlar ev sınırları dâhilinde. Rönesans ve Reformlar sayesinde bağnazlık gerileyip modern yaşama geçtikçe kadının toplumlardaki varlığı biraz daha güç kazansa ve özgürleşse dahi erkekler âleminin vahşi bencilliği değişmiyor neticede. En eğitimlisi ve çağdaş geçineni bile yeri geliyor erkek üstünlüğü taslamakta sakınca görmüyor ilk vesilede. Yanı sıra kadın kabullenmişliği-cehaleti ve hemcinslerinin yanında hissettikleri aşağılık kompleksi de oldukça büyük bir yer tutuyor bu döngüsel sorunun temelinde.

Kısacası; Ünlü müzisyen John Lennon misali ‘Her zaman olduğu gibi, her aptal adamın arkasında mükemmel bir kadın vardır’ diyeni çıksa da arada… Yazar Joseph Conrad’ın ‘Kadın olmak çok zor bir iştir çünkü erkeklerle uğraşmak zorundadırlar’ tespiti geçerli genel tablodaki gerçek kadın hikâyelerinde.
Peki, kadın-erkek çekişmesinin halen tüm hızıyla hüküm sürdüğü yaşam sorunsalında bir kadının erkeklere rağmen varlık gösterip engelleri aşarak istediği meslekte kalıcı başarıyı yakalaması ne derece mümkün olmakta? İşte dünyaca tanınmış ilk kadın şef olan Antonia Brico’nun hayatındaki mücadeleyi işleyen ‘Bir Kadın Zaferi/De Dirigent/The Conductor’ filmi tam da bu konuyu irdeleyen türden bir gerçekliğe dayanmakta! Bu gerçek kadın hikâyesindeki çaba nasıl gelişmiş, nereye varmış sonuçta diye bakacak olursak…
KADINLAR ZORU BAŞARSA BİLE NAFİLE

New York 1926… Toplumun elit kesiminin birbirlerine hava atmak için koşa koşa geldiği bir konser… Havalı seyirciler, havalı müzisyenler ve havalı bir orkestra şefi… Her şey zenginliğin ve kibrin şaşaalı dünyasının bir parçası olarak gözümüzün önünde. İşte böylesi bir ihtişamdan açılışını yapan ‘Bir Kadın Zaferi’, zenginliğin parıltısı içinde küçük bir detay olan yer gösterici kızın orkestra yönetme merakına odaklanıyor hemen. Erkekler tuvaletindeki şeflik çalışmasıyla onun bu mesleğe olan düşkünlüğünü vurguladıktan sonra da bu tutkuyu, yasak olmasına aldırmadan, sahnenin önüne sandalye atıp konseri izleme noktasına vardırıyor basitçe. Ardından zengin züppe genç Robin tarafından işinden kovulmasındaki küçümseyici-aşağılayıcı tabloyu kestirmeden verip giriyor konuya. Böylece ilk andan itibaren özgürlük havarisi kesilen ülkelerde bile kadınların ve parasızların yaşamlarında kesinlikle özgür olamadıkları gerçeğini izliyoruz ‘Bir Kadın Zaferi’nde!
Yönetmenliği ve senaristliği Maria Peters tarafından üstlenilerek komple kadın işine dönüşen filmin devamında, hırsını piyano kırmaya vardıran anneden de baskı ve soğukluk gören Antonia, parklardaki halka açık ücretsiz konserlerden kendini geliştirmek için fırsat yaratıp şansını kovalamaya başlar. Daktilocu kız seçiminde tırnakları uzun olup yavaş yazan ve hata yapanın, hızlı ve kusursuz yazanın önüne geçerek işi kaptığı yaşam isteminde hemcinsleri tarafından da çelmelenen Antonia’nın, hayatındaki dönüm noktası, anne-baba bildiklerinin gerçekte kendi ailesi olmadığını öğrendiği andır.
Gerçek annesi tarafından istenmemiş olmanın acısını duygularını serbest bırakarak çıkarmaya yönelen Antonia’nın aşkla müzik arasındaki seçimiyse, bin bir zorlukla kabul edildiği konservatuarda piyano hocasının tacizine karşılık vermediği için iftiraya uğramasının ardından gelişir. Anavatanı olan Hollanda’ya giderek müzik kariyerini geliştirmeyi, Amerika’daki zengin sevgili Robin’e tercih eden ve gerçek annesinden nasıl kopartıldığını öğrenen Antonia için bundan sonrası, erkek egemen dünyada varlık gösterip uluslararası ilk kadın şef olmayı başarma çabasından ibarettir.

Filmi kısaca özetledikten sonra içeriğin bize verdiklerine geçecek olursak…
Tam adıyla Antonia Louisa Brico’nun hayatını yansıtmak üzere yola çıkan ‘Bir Kadın Zaferi’ için söylenecek ilk söz, bu filmin, kadınların cinsiyetçi bir dünyada zoru başarsalar bile erkeklerle kıyaslandıklarında nafile bir çaba harcadıklarını gösterdiği yönünde olacaktır! Neden derseniz… Bu soruya cevap verebilmek için orkestra şefliğine merak saran bu kızın sonuçta ulaştığı yeri sorgulamak gerekir. Antonia, Amerika’ya dönmesini ve kendisiyle evlenmesini isteyen zengin sevgilisi dâhil, hemen her erkek tarafından çelmelendiği müzik kariyerinde hangi noktaya varabilmiştir?
Avrupa’nın kadın açısından daha ılımlı ortamında, birkaç ülkede münferit konserleri yöneterek adından söz ettiren Antonia’nın, asıl başarı sınavı sayılan Amerika cephesindeki mücadelesi en net cevap bizim için! Dolayısıyla onca uğraşın kalıcı başarıyla sonuçlandığını söylemek mümkün değil maalesef. Bir konser yönetmesi için biletlerin çoğunu satması şart koşulan Amerika’da ücretsiz verilen konserler, ne yeteneğine ne de onca emeğe karşılık olmaktan uzaktır zira. Kaldı ki Antonia’nın ‘kadın şef’ olarak kalıcı biçimde bir orkestranın başına atanmaması da bir yerde onun başarısındaki nafileliğin ve müzikteki erkek egemenliğinin zaferinin göstergesi!
Yanı sıra ‘Kadından şef olmaz. Çünkü duygusal yoğunluğun ağır bastığı kadın doğası yumuşaktır, erkeklerden oluşan orkestrayı yönetebilecek güçte ve kararlılıkta değildir. Dolayısıyla otoriteden uzak bir kadın şef orkestranın başına geçirilmemelidir’ mantığının hâkimiyetindeki müzik dünyasında kendini ispat etmek isteyen Antonia’ya maddi-manevi desteğin yine kadınlardan gelmesi de bu hikâyenin en önemli yaşamsal mesajlarından biri. Bu noktada Avrupa’daki eğitimini sürdürmesi için ‘Bir kadın’ tarafından yollanan maddi destek dikkat çekici. Keza Amerikan Başkanı Franklin Roosevelt’in eşi Eleanor’un desteği de önemli bir ayrıntı. Onun konsere katılacağını duyan zengin tayfanın, şefin kadın-erkek oluşuna aldırmadan koşturup salonu doldurması cinsiyetçiliğin ne denli kaypak bir mantığa sahip olduğunu vurgulamakta.

Buna karşılık Antonia’nın erkeklerin çaldığı bir orkestranın başına getirilmek yerine kadınlardan oluşan bir orkestra kurmasına destek çıkılması da ayrı bir çelişki durumunda. Kısacası Eleanor’un hemcinsine desteği de ‘Başarılı olabileceğini göster ama erkeklerin tahtını sallayacak kadar ileri gitme’ çerçevesinde kalmış halde!
Antonia Brico’nun 20’li yaşlarındaki mücadelesine ağırlık vermeyi tercih edip sonrasını derine inmeden geçiştiren ‘Bir Kadın Zaferi’nde bana göre en derinlikli detay, bir kadının müzik endüstrinde patron ve müzisyen olarak varlık gösterebilmek için yıllar boyu erkek kimliğinde yaşam sürdürmeye katlanması… Sahnede ilgi çekici olmak isteyen erkeklerin de kadın kimliğine bürünmesi! Zira duygusal yönden de etkileyici olan bu iki zıt örnek, toplumsal mantığın cinslere yaklaşımındaki yanlışlığın ve anlamsız katılığın kanıtı olarak günümüzdeki bakış açılarıyla da örtüşmekte.
Duygusal hassasiyet gerektiren müzik âleminde, kadını cinsel obje olarak gören kaba erkeklerin hükümranlık sürerek mesleklerindeki incelikle taban tabana zıt bir tablo oluşturdukları gerçeğinde, ‘Bir Kadın Zaferi’ni irdelemeyi sürdürdüğümüzde… Kadınların da en az erkekler kadar dışlayıcı olabileceklerini görüyoruz. Zengin kesimdeki kadınlar, kendilerinden aşağı gördüklerinin yükselip parlamasını istemedikleri için erkek egemenliğini kırmaya çalışan kadınlarını yoluna çıkarken, fakir kesimdeki kadınlar da gerek çaresizlikten gerekse kızlarını ekmek kapısı olarak gördüklerinden kendilerine dayatılan düzeni sürdürüp hemcinslerinin ilerlemesinin ve özgürleşmesinin önünü kesmekte. Filmde Robin’in kibirli annesi zengin, Antonia’nın anne bildiği kadın da fakir kesime çok net örnek durumunda.
Kadınların erkek boyunduruğunda, onların izin verdikleri kadarıyla idare ederek yaşamaya rıza göstermelerinin temelinin çocukluk yıllarından itibaren atıldığı gerçeğini bir kez daha hatırlatan filmde bir başka mesaj, Amerika’nın herkes için fırsatlar ülkesi olmadığı! Yani kendi haline ve dürüst yaşam sürenler hangi ülke olursa olsun ezilir… Fırsatlar da zenginlerin ve zorbaların olur. Anlayacağınız fırsat konusunda fakirlik, kadınlıkla eşdeğer gibi.

‘Suffragette/Diren’ kadın eşitsizliğine politik cepheden bakmayı seçerken sadece müzik-sanat dünyasındaki ayrımcılığa odaklanan ve bundan dolayı kimi zaman derdini tam anlatacak yeterlilik ortaya koyamama olumsuzluğuna düşen ‘Bir Kadın Zaferi’nde en iç acıtan yön ise dünyaca ünlü sanat dergisi ‘Gramophone’ tarafından yayınlanan bilgiler… Buna göre dünyanın en iyi yirmi orkestrasının hiçbirinde ‘kadın şef’ yok. Ayrıca dünyanın en iyi elli orkestra şefi arasında da tek bir kadın bulunmamakta. 1987 yılında hayatını kaybeden Antonia Brico’nun onca mücadeleyle zoru başarmasının ödülüne gelince… ‘Kolorado’lu Emektar Kadınlar Şeref Listesi’ne girmek ve sanat emekçisi kadınların yer aldığı ‘The Dinner Party’ adlı sanat oluşumunun önemli isimleri arasında yer almak! Kişisel doyumun ötesinde, müzikteki kadın varlığı adına ne hazin bir tablo değil mi?
SONUÇTA; Bu dünyada siyasetinden sanatına, iş hayatından aile ortamına… Kadınlar zoru başarsa bile nafile. Çünkü oldukça bol bulunan gerici ve cinsiyetçi zihniyet bu nafileliğin baş mimarı! Ne yazık ki, geçim derdinin ağır bastığı yerlerde bu toplum mimarlarının yobaz faaliyetleri de hayli özgür biçimde sürmekte. Kadını, ‘kek-çay’ hizmetiyle özdeşleştirmenin ötesine geçmeyi sakıncalı bulan erkek baskıcılığındaki yaşamın içinde kendine yer edinmek isteyen kadın kimliği örselenmekte.

Hal böyleyken geçmişten günümüze kadınların erkeklerle eşit şartlara sahip olmadıkları gerçeğini müzik penceresinden bakarak sergileyen ‘Bir Kadın Zaferi’ için ‘Hâlihazırda kanayan bir yaranın özet geçilmiş hali’ diyebiliriz. Finalde verilen sayısal bilgiler de bu halin her devirde değişmeden varlık göstereceğinin kanıtı.
Gerçek bir kadın hikâyesi görmek ve klasik müzik ruhunu yaşamak isteyenlere ‘Bir Kadın Zaferi’ni tavsiye ederken Nelson Mandela’nın sözüyle koyalım noktayı…

‘Kadınlar bütün baskı ve zulüm zincirlerinden kurtulmadıkça özgürlükten bahsedilemez’!

Anibal GÜLEROĞLU
guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleraniba

Kadınlar ve erkekler… İnsan yönünden bakıldığında eşit gibi görünse bile yaratılıştan yaşam statülerine… Dağlar kadar fark varmış gibi değerlendiriliyor hayatın gerçeğinde. En gelişmiş ülkelerde dahi karşımıza çıkan bu negatif ayrımcılık gerçeği erkek mantığının ve çıkarcılığının ürünü kuşkusuz. Dahası bu mantık tıpkı hukukçu-

filozof yazar Bacon’ın ‘Kadın kocasının, delikanlılıkta sevgilisi, olgun çağda arkadaşı, ihtiyarlıkta da hasta bakıcısıdır’ sözündeki gibi kadının varlığını cinsellikten ve hizmetçilikten ibaret sayma pervasızlığında.
İşin kötüsü bu öyle azgın bir pervasızlık ki, baskılama ve kıskançlık duygularının dışında rekabetçiliği bertaraf etme kaygısı da devreye girince, kadının giyim kuşamına, yaşam biçimine müdahale etmeyi; onu şekillendirmeyi hak sayan erkekler âlemi kadının çalışma hayatına da sınırlamalar getirmeyi, ilerlemelerinin önünü tıkamayı vazife ediniyor kendine. Böylece uzun yıllar boyu seçme hakları ellerinden alınan, okumaları engellenen, mirasçılıkları-özgürlükleri kısıtlanan kadınlar erkek şiddeti ve aşağılaması eşliğinde ömür tüketiyorlar ev sınırları dâhilinde. Rönesans ve Reformlar sayesinde bağnazlık gerileyip modern yaşama geçtikçe kadının toplumlardaki varlığı biraz daha güç kazansa ve özgürleşse dahi erkekler âleminin vahşi bencilliği değişmiyor neticede. En eğitimlisi ve çağdaş geçineni bile yeri geliyor erkek üstünlüğü taslamakta sakınca görmüyor ilk vesilede. Yanı sıra kadın kabullenmişliği-cehaleti ve hemcinslerinin yanında hissettikleri aşağılık kompleksi de oldukça büyük bir yer tutuyor bu döngüsel sorunun temelinde.

Kısacası; Ünlü müzisyen John Lennon misali ‘Her zaman olduğu gibi, her aptal adamın arkasında mükemmel bir kadın vardır’ diyeni çıksa da arada… Yazar Joseph Conrad’ın ‘Kadın olmak çok zor bir iştir çünkü erkeklerle uğraşmak zorundadırlar’ tespiti geçerli genel tablodaki gerçek kadın hikâyelerinde.
Peki, kadın-erkek çekişmesinin halen tüm hızıyla hüküm sürdüğü yaşam sorunsalında bir kadının erkeklere rağmen varlık gösterip engelleri aşarak istediği meslekte kalıcı başarıyı yakalaması ne derece mümkün olmakta? İşte dünyaca tanınmış ilk kadın şef olan Antonia Brico’nun hayatındaki mücadeleyi işleyen ‘Bir Kadın Zaferi/De Dirigent/The Conductor’ filmi tam da bu konuyu irdeleyen türden bir gerçekliğe dayanmakta! Bu gerçek kadın hikâyesindeki çaba nasıl gelişmiş, nereye varmış sonuçta diye bakacak olursak…
KADINLAR ZORU BAŞARSA BİLE NAFİLE

New York 1926… Toplumun elit kesiminin birbirlerine hava atmak için koşa koşa geldiği bir konser… Havalı seyirciler, havalı müzisyenler ve havalı bir orkestra şefi… Her şey zenginliğin ve kibrin şaşaalı dünyasının bir parçası olarak gözümüzün önünde. İşte böylesi bir ihtişamdan açılışını yapan ‘Bir Kadın Zaferi’, zenginliğin parıltısı içinde küçük bir detay olan yer gösterici kızın orkestra yönetme merakına odaklanıyor hemen. Erkekler tuvaletindeki şeflik çalışmasıyla onun bu mesleğe olan düşkünlüğünü vurguladıktan sonra da bu tutkuyu, yasak olmasına aldırmadan, sahnenin önüne sandalye atıp konseri izleme noktasına vardırıyor basitçe. Ardından zengin züppe genç Robin tarafından işinden kovulmasındaki küçümseyici-aşağılayıcı tabloyu kestirmeden verip giriyor konuya. Böylece ilk andan itibaren özgürlük havarisi kesilen ülkelerde bile kadınların ve parasızların yaşamlarında kesinlikle özgür olamadıkları gerçeğini izliyoruz ‘Bir Kadın Zaferi’nde!
Yönetmenliği ve senaristliği Maria Peters tarafından üstlenilerek komple kadın işine dönüşen filmin devamında, hırsını piyano kırmaya vardıran anneden de baskı ve soğukluk gören Antonia, parklardaki halka açık ücretsiz konserlerden kendini geliştirmek için fırsat yaratıp şansını kovalamaya başlar. Daktilocu kız seçiminde tırnakları uzun olup yavaş yazan ve hata yapanın, hızlı ve kusursuz yazanın önüne geçerek işi kaptığı yaşam isteminde hemcinsleri tarafından da çelmelenen Antonia’nın, hayatındaki dönüm noktası, anne-baba bildiklerinin gerçekte kendi ailesi olmadığını öğrendiği andır.
Gerçek annesi tarafından istenmemiş olmanın acısını duygularını serbest bırakarak çıkarmaya yönelen Antonia’nın aşkla müzik arasındaki seçimiyse, bin bir zorlukla kabul edildiği konservatuarda piyano hocasının tacizine karşılık vermediği için iftiraya uğramasının ardından gelişir. Anavatanı olan Hollanda’ya giderek müzik kariyerini geliştirmeyi, Amerika’daki zengin sevgili Robin’e tercih eden ve gerçek annesinden nasıl kopartıldığını öğrenen Antonia için bundan sonrası, erkek egemen dünyada varlık gösterip uluslararası ilk kadın şef olmayı başarma çabasından ibarettir.

Filmi kısaca özetledikten sonra içeriğin bize verdiklerine geçecek olursak…
Tam adıyla Antonia Louisa Brico’nun hayatını yansıtmak üzere yola çıkan ‘Bir Kadın Zaferi’ için söylenecek ilk söz, bu filmin, kadınların cinsiyetçi bir dünyada zoru başarsalar bile erkeklerle kıyaslandıklarında nafile bir çaba harcadıklarını gösterdiği yönünde olacaktır! Neden derseniz… Bu soruya cevap verebilmek için orkestra şefliğine merak saran bu kızın sonuçta ulaştığı yeri sorgulamak gerekir. Antonia, Amerika’ya dönmesini ve kendisiyle evlenmesini isteyen zengin sevgilisi dâhil, hemen her erkek tarafından çelmelendiği müzik kariyerinde hangi noktaya varabilmiştir?
Avrupa’nın kadın açısından daha ılımlı ortamında, birkaç ülkede münferit konserleri yöneterek adından söz ettiren Antonia’nın, asıl başarı sınavı sayılan Amerika cephesindeki mücadelesi en net cevap bizim için! Dolayısıyla onca uğraşın kalıcı başarıyla sonuçlandığını söylemek mümkün değil maalesef. Bir konser yönetmesi için biletlerin çoğunu satması şart koşulan Amerika’da ücretsiz verilen konserler, ne yeteneğine ne de onca emeğe karşılık olmaktan uzaktır zira. Kaldı ki Antonia’nın ‘kadın şef’ olarak kalıcı biçimde bir orkestranın başına atanmaması da bir yerde onun başarısındaki nafileliğin ve müzikteki erkek egemenliğinin zaferinin göstergesi!
Yanı sıra ‘Kadından şef olmaz. Çünkü duygusal yoğunluğun ağır bastığı kadın doğası yumuşaktır, erkeklerden oluşan orkestrayı yönetebilecek güçte ve kararlılıkta değildir. Dolayısıyla otoriteden uzak bir kadın şef orkestranın başına geçirilmemelidir’ mantığının hâkimiyetindeki müzik dünyasında kendini ispat etmek isteyen Antonia’ya maddi-manevi desteğin yine kadınlardan gelmesi de bu hikâyenin en önemli yaşamsal mesajlarından biri. Bu noktada Avrupa’daki eğitimini sürdürmesi için ‘Bir kadın’ tarafından yollanan maddi destek dikkat çekici. Keza Amerikan Başkanı Franklin Roosevelt’in eşi Eleanor’un desteği de önemli bir ayrıntı. Onun konsere katılacağını duyan zengin tayfanın, şefin kadın-erkek oluşuna aldırmadan koşturup salonu doldurması cinsiyetçiliğin ne denli kaypak bir mantığa sahip olduğunu vurgulamakta.

Buna karşılık Antonia’nın erkeklerin çaldığı bir orkestranın başına getirilmek yerine kadınlardan oluşan bir orkestra kurmasına destek çıkılması da ayrı bir çelişki durumunda. Kısacası Eleanor’un hemcinsine desteği de ‘Başarılı olabileceğini göster ama erkeklerin tahtını sallayacak kadar ileri gitme’ çerçevesinde kalmış halde!
Antonia Brico’nun 20’li yaşlarındaki mücadelesine ağırlık vermeyi tercih edip sonrasını derine inmeden geçiştiren ‘Bir Kadın Zaferi’nde bana göre en derinlikli detay, bir kadının müzik endüstrinde patron ve müzisyen olarak varlık gösterebilmek için yıllar boyu erkek kimliğinde yaşam sürdürmeye katlanması… Sahnede ilgi çekici olmak isteyen erkeklerin de kadın kimliğine bürünmesi! Zira duygusal yönden de etkileyici olan bu iki zıt örnek, toplumsal mantığın cinslere yaklaşımındaki yanlışlığın ve anlamsız katılığın kanıtı olarak günümüzdeki bakış açılarıyla da örtüşmekte.
Duygusal hassasiyet gerektiren müzik âleminde, kadını cinsel obje olarak gören kaba erkeklerin hükümranlık sürerek mesleklerindeki incelikle taban tabana zıt bir tablo oluşturdukları gerçeğinde, ‘Bir Kadın Zaferi’ni irdelemeyi sürdürdüğümüzde… Kadınların da en az erkekler kadar dışlayıcı olabileceklerini görüyoruz. Zengin kesimdeki kadınlar, kendilerinden aşağı gördüklerinin yükselip parlamasını istemedikleri için erkek egemenliğini kırmaya çalışan kadınlarını yoluna çıkarken, fakir kesimdeki kadınlar da gerek çaresizlikten gerekse kızlarını ekmek kapısı olarak gördüklerinden kendilerine dayatılan düzeni sürdürüp hemcinslerinin ilerlemesinin ve özgürleşmesinin önünü kesmekte. Filmde Robin’in kibirli annesi zengin, Antonia’nın anne bildiği kadın da fakir kesime çok net örnek durumunda.
Kadınların erkek boyunduruğunda, onların izin verdikleri kadarıyla idare ederek yaşamaya rıza göstermelerinin temelinin çocukluk yıllarından itibaren atıldığı gerçeğini bir kez daha hatırlatan filmde bir başka mesaj, Amerika’nın herkes için fırsatlar ülkesi olmadığı! Yani kendi haline ve dürüst yaşam sürenler hangi ülke olursa olsun ezilir… Fırsatlar da zenginlerin ve zorbaların olur. Anlayacağınız fırsat konusunda fakirlik, kadınlıkla eşdeğer gibi.

‘Suffragette/Diren’ kadın eşitsizliğine politik cepheden bakmayı seçerken sadece müzik-sanat dünyasındaki ayrımcılığa odaklanan ve bundan dolayı kimi zaman derdini tam anlatacak yeterlilik ortaya koyamama olumsuzluğuna düşen ‘Bir Kadın Zaferi’nde en iç acıtan yön ise dünyaca ünlü sanat dergisi ‘Gramophone’ tarafından yayınlanan bilgiler… Buna göre dünyanın en iyi yirmi orkestrasının hiçbirinde ‘kadın şef’ yok. Ayrıca dünyanın en iyi elli orkestra şefi arasında da tek bir kadın bulunmamakta. 1987 yılında hayatını kaybeden Antonia Brico’nun onca mücadeleyle zoru başarmasının ödülüne gelince… ‘Kolorado’lu Emektar Kadınlar Şeref Listesi’ne girmek ve sanat emekçisi kadınların yer aldığı ‘The Dinner Party’ adlı sanat oluşumunun önemli isimleri arasında yer almak! Kişisel doyumun ötesinde, müzikteki kadın varlığı adına ne hazin bir tablo değil mi?
SONUÇTA; Bu dünyada siyasetinden sanatına, iş hayatından aile ortamına… Kadınlar zoru başarsa bile nafile. Çünkü oldukça bol bulunan gerici ve cinsiyetçi zihniyet bu nafileliğin baş mimarı! Ne yazık ki, geçim derdinin ağır bastığı yerlerde bu toplum mimarlarının yobaz faaliyetleri de hayli özgür biçimde sürmekte. Kadını, ‘kek-çay’ hizmetiyle özdeşleştirmenin ötesine geçmeyi sakıncalı bulan erkek baskıcılığındaki yaşamın içinde kendine yer edinmek isteyen kadın kimliği örselenmekte.

Hal böyleyken geçmişten günümüze kadınların erkeklerle eşit şartlara sahip olmadıkları gerçeğini müzik penceresinden bakarak sergileyen ‘Bir Kadın Zaferi’ için ‘Hâlihazırda kanayan bir yaranın özet geçilmiş hali’ diyebiliriz. Finalde verilen sayısal bilgiler de bu halin her devirde değişmeden varlık göstereceğinin kanıtı.
Gerçek bir kadın hikâyesi görmek ve klasik müzik ruhunu yaşamak isteyenlere ‘Bir Kadın Zaferi’ni tavsiye ederken Nelson Mandela’nın sözüyle koyalım noktayı…

‘Kadınlar bütün baskı ve zulüm zincirlerinden kurtulmadıkça özgürlükten bahsedilemez’!

Anibal GÜLEROĞLU
guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleraniba

Paylaş
Etiketler: Kadınların erkek
Önceki Yazı

Korkma Sönmez

Sonraki Yazı

Aydınlar Arası Düşmanlık

Anibal GÜLEROĞLU

Anibal GÜLEROĞLU

İlişkili Yazılar

Kıvanç ve Serenay’ın Aile’si Asla The Sopranos Ayarında Bir Dizi Değil
Anibal GÜLEROĞLU

Kıvanç ve Serenay’ın Aile’si Asla The Sopranos Ayarında Bir Dizi Değil

29 Mart 2023
5k
Anibal GÜLEROĞLU

En Derin Deri Dönüş

26 Ekim 2022
5k
Anibal GÜLEROĞLU

‘Hayat Bugün’ Yüz Güldürür mü?

14 Ekim 2022
5k
Anibal GÜLEROĞLU

‘Gecenin Ucunda’ Işık Var!

19 Eylül 2022
5k
Sonraki Yazı

Aydınlar Arası Düşmanlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Trendler
  • Yorumlar
  • En son
Aşık Veysel ve Kara Toprak Türküsü Hikayesi

Aşık Veysel ve Kara Toprak Türküsü Hikayesi

22 Mart 2019
Ayak Tabanına Veya Göğüse Vicks Sürmenin Faydası Yok

Ayak Tabanına Veya Göğüse Vicks Sürmenin Faydası Yok

24 Ocak 2016

Yok Saymak

28 Mart 2020

Yıldızname Baktırmak Günah mı…Günah…

09 Haziran 2022

Keltepen’in Taşları /Şu Akkuşun Gürgenleri

18 Nisan 2020

Düz Dara Yâr Düz Dara

23 Mayıs 2020

Tüketicilerin Süt Tozu Dilekçeleri!

97

Fethullah Gülen’e 19 Soru

72

Ayasofya Açılsın Zincirler Kırılsın

70

İslâm Dışı Bir Uygulama: Çocuk Sünneti…

45

Gıda Mühendislerinin Petek Ataman’a Çağrısı

40

Şarkı Sözü Alan Var mı?

39
Suskun Ve Sessiz

Kürsüde Az Ses, Çok Mana

30 Ocak 2026
Toplumsal Cinsel Problem

Toplumsal Cinsel Problem

30 Ocak 2026
Vatandaşın Alım Gücü Azaldı

Türkiye Yüzyılı

30 Ocak 2026
Ailenin Dönüşümü

Ailenin Dönüşümü

30 Ocak 2026
Gece Aforizmaları (l)

İstanbul Üçlemesi Dolmabahçe Sarayında

30 Ocak 2026
Gurbete Arzuhâl

Gurbete Arzuhâl

30 Ocak 2026

Köşe Yazarları

Türkiye Deprem Haritası

 

Ayın Sözü

Lütfen Duyarlı Olalım!

de, da vb. bağlaçlar ayrı yazılır.

Cümle bitişinde noktalama yapılır. Boşluk bırakılır, yeni cümleye büyük harfle başlanır.

Dilimiz kadar, edebiyatımıza da özen gösterelim.

Arşiv

Sosyal Medya’da Biz

  • Facebook
  • İnstagram
  • Twitter

Entelektüel Künyemiz!

Online Bilgi İletişim, Sanat ve Medya Hizmetleri, (ICAM | Information, Communication, Art and Media Network) Bilgiağı Yayın Grubu bileşeni YAZAR PORTAL, her gün yenilenen güncel yayınıyla birbirinden değerli köşe yazarlarının özgün makalelerini Türk ve dünya kültür mirasına sunmaktan gurur duyar.

Yazar Portal, günlük, çevrimiçi (interaktif) Köşe Yazarı Gazetesi, basın meslek ilkelerini ve genel yayın etik ilkelerini kabul eder.

Yayın Kurulu

Kent Akademisi Dergisi

Kent Akademisi | Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi
Urban Academy | Journal of Urban Culture and Management

Ayın Kitabı

Yazarımız, Sedayi ALTUN’dan,

“Bir Eğitim Yolcusu” adlı güzel bir eser. Yazarımızın eseri, yine bir yazarımız ve Karadeniz Şairler ve Yazarlar Derneği yönetim kurulu üyemizin sahibi olduğu Ateş Yayınlarından çıkmıştır. Kendilerini kutluyoruz.

Gazetemiz TİGAD Üyesidir

YAZAR PORTAL

JENAS

Journal of Environmental and Natural Search

Yayın Referans Lisansı

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.

Bilim & Teknoloji

Eğitim & Kültür

Genel Eğitim

Kişisel Gelişim

Çocuk Gelişimi

Anı & Günce

Spor

Kitap İncelemesi

Film & Sinema Eleştirisi

Gezi Yazısı

Öykü Tefrikaları

Roman Tefrikaları

Röportaj

Medya

Edebiyat & Sanat

Sağlık & Beslenme

Ekonomi & Finans

Siyaset & Politika

Genç Kalemler

Magazin

Şiir

Künye

Köşe Yazarları

Yazar Müracatı

Yazar Girişi

Yazar Olma Dilekçesi

Yayın İlkeleri

Yayın Grubumuz

Misyon

Logo

Reklam Tarifesi

Gizlilik Politikası

İletişim

E-Posta

Üye Ol

BİLGİ, İLETİŞİM, SANAT ve MEDYA HİZMETLERİ YAYIN GRUBU

 INFORMATION, COMMUNICATION, ART and MEDIA PUBLISHING GROUP

© ICAM Publishing

Gazetemiz www.yazarportal.com, (Yazarportal) basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Yazıların tüm hukuksal hakları yazarlarına aittir. Yazarlarımızın izni olmaksızın, yazılar, hiç bir yerde kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta

© 2008 - 2021 Yazar Portal | Türkiye Interaktif Köşe Yazarı Gazetesi

Yeniden Hoşgeldin

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenimi unuttun?

Parolanızı alın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap