Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Gerçeği Arayış

SİSİFOS'UN KADERİ
Hüseyin ŞENGÜL

01 Ekim 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

Zor olan nedir?
Zor olan, baskıcı sistemlere karşı gerçeği aramak ve dile getirmektir.
Kolay olan ise, baskıcı rejimlerin yalanlarını tekrar etmektir.
Gerçeği aramak zordur; çünkü risklidir. Can ve mal kayıplarını yaşamanız ihtimali güçlü olarak vardır.
Bakın ülkenin yakın tarihine; on binlerce insan katledildi, on binlerce insan mahkemelerde, cezaevlerinde süründürüldü. Bu durum, azalsa da devam ediyor!
İktidarın yalakaları her dönem kazanırlar!
Kimileri servet sahibi olurlar, kimileri siyasi güç sahibi olurlar.

İnsan gibi insan olmanın ilk koşulu, gerçeği aramaktır.
Yani insan olmak, risk almaktır!

Şu son günlerdeki PKK saldırıları karşısında yazdığım birkaç yazıda durumun, ‘Barış görüşmelerine rağmen PKK tekrar çatışmaları başlattı, bunların derdi Kürt halkı falan değil, tek dertleri o bölgede bir beylik istiyorlar’ şeklinde bize anlatıldığı gibi olamayacağına dair sorular soruyordum. Ve özellikle kimi liberal kesimlerde de dile getirildiği üzere, ‘PKK saldırılarıyla Kürt hareketinin mağdur ve mazlum olmaktan çıktığını, intihar ettiğini, artık bu hareketin haklar gibi aldatıcı taleplerinin konuşulması yerine, ahlakının sorgulanması’ gerektiği söyleniyor.

Benim bu iktidar cenahlı düşüncelere katılmadığımı, AKP Hükümetinin Kürt sorununu demokratik bir tarzda çözüme kavuşturma siyasetinin ve iradesinin yetersiz olduğunu anlatmaya çalıştım. Yine, Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorununda seçimlerden hemen önce ve sonrasında vesayet rejiminin generalleriyle aynı milliyetçi, ayrımcı, militer ve nobran dili kullandığını; bütün bu olanlara bakınca da, barış tam sağlanıyordu ama PKK kendine yöneteceği bir bölge istiyor türü açıklamaların gerçekle değil de, yalanla ilgisi olduğu şeklindeki düşüncelerimi, yetersiz olsa da dillendirmeye çalıştım.
Ancak bütün bunlar, PKK ve BDP’ye karşı eleştirilerimi de yok saymaz.

26 Eylül 2001 tarihli Taraf gazetesinde yayınlanan iki yazıyı okurlara hararetle öneririm. Bunlardan biri, Neşe Düzel’in, bağımsız milletvekili seçilen Şerafettin Elçi ile yapmış olduğu söyleşi.
Diğer yazı ise, yine bağımsız milletvekili seçilen ve öteden beri Kürt siyasi hareketinde aktif olarak yer alan Aysel Tuğluk’un, “Yasemin Çongar’a Açık Mektip!” başlıklı yazısı.
KADEP Genel Başkanı olan Şerafettin Elçi, çok eski bir siyasetçi ve bir ara bakanlık da yaptı.
Aysel Tuğluk, BDP içerisinde siyaset yapmanın ötesinde, o kesimin en entelektüellerinden birdir.

Tuğluk yazısına, Winston Churchill’den, “Savaş zamanı, hakikat o kadar kıymetlidir ki, yalanlardan bir duvarla korunur” sözünü alıntılayarak girmiş. Yasemin Çongar’a yazdığı bu mektup bir hayli uzun ve epeyi de yoğunluklu bir mektup.

Tuğluk diyor ki, “Tam barışıyorduk, Kürtler yine savaşa başladılar iddiası, aslında hükümetin yeni stratejisinin giriş cümlesidir.” Tuğluk, şimdi tam barışıyorduk ama PKK’nın şahinleri barışı sabote ettiler diyenlere soruyor: Uzun süre ve defalarca yapılan görüşmelerin sonunda bir protokol yapıldı. Bu metni Öcalan imzaladı ve bir de Kandil görüp onaylasın dedi. Protokol MİT tarafından Kandil’e götürüldü. Kandil, metni imzaladı. 2011 yılı ortalarında diğer tarafça onaylanmış bu metni Başbakan Erdoğan onaylamıyor! Başbakan Erdoğan metni onaylamadığı gibi (tamam onaylamayabilir de), bütün görüşmeleri bitiriyor, küçük de olsa olumlu hiçbir siyasi adım atmıyor. Tersine alabildiğine milliyetçi ve saldırgan bir dil (seçim önce ve sonrası) kullanmaya başlıyor. Erdoğan bir anlamda şunu diyor: Pazarlık yok! Silahı bırakıp geleceksiniz, devlet sonra gereğini yapar.

Seçimlerden hemen sonra birkaç küçük jest dahi yapmayan Başbakan Erdoğan’ın bu tavrı karşısında Öcalan şunu söylüyor: “Bana boş havuzda yüz diyorlar”.

Şerafettin Elçi, Başbakan’ın seçimden sonraki zafer sarhoşluğuyla ‘Ben her şeyi yaparım, kimseye taviz vermem’ diyen o mağrur edasıyla bizi hiçe sayması (YSK’nın Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürmesi kararı karşısında BDP’nin bir hukuk komisyonu kuralım ve sorunu mecliste çözüme kavuşturalım önerisi ciddiye dahi alınmamış), çatışmacı ortamı tetiklemiştir diyor.

Biz yönetilen faniler, konuya dair devletin ne yaptığını tam olara bilmiyoruz?
Aynı soru, savaşın tarafı olan PKK için de sorulabilir.
Çünkü savaş, hakikat gerçeğini gizleyen yalanlarla örülür.

Hükümetin mağdur, PKK’nın ise barışı bozup saldırı yapan taraf olduğu görüşü, hükümet olan AKP’nin sorunu çözemeyişinin sorumluluğunu, PKK’nin üzerine yıkma çabası olarak görüyorum!
Öyleyse bu durum, Churcill’in sözünü ettiği yalanlardan bir duvar değil midir?

Okunma Sayısı: 76

Yazarın Diğer Yazıları

Yedi Düvel Teraneleri

Eskiden yedi düvel olarak İngiltere, Fransa, Avusturya-Macaristan, İtalya, Almanya, Rusya devletleri kastedilirken, sonraları bütün dünya...

Anlamak mı Kutsamak mı?

Siyasetin, kültürün ve hatta toplumsal yaşamın Kemalizm ve İslam referanslı siyasetin arasına sıkışmışlığının yarattığı paradoks...

Şanslı kuşağız!

Çok farklı toplumsal yaşam biçimlerini bir arada yaşayan 78 kuşağı, diğer kuşakların ‘tek tipliliğine’ karşın,...

Telafisi Mümkün Olmayan İşler

Bir toplum sisteminde (veya devlet idaresinde) telafisi mümkün olmayan işlerin başında hangi idari birim gelir?...

Ülkücüler Kendinize Hiç Sordunuz mu?

Sizlere ideolojiden, politikadan, ülkedeki sistemden söz etmeyeceğim. Sizlere tarihten, sloganlardan, siyasi kimliğinizin oluşması koşullarından da...