Yıllar geçtikçe eski günlere duyduğum özlem artar oldu. En çok da çocukluğumu özlüyorum on yıldır… Özellikle annemle babamla kardeşlerimle aynı evi paylaştığımız yıllara dönmek mümkün olsaydı keşke… Ailemi, çocukluk arkadaşlarımı, komşularımızı, eski mahallemizi özledikçe anılarda yolculuğa çıkıyorum. Son yıllarda yazılarımda bol bol geçmişe yer vermemin sebebi budur.

Bir komşuya bir akrabaya ziyarete gidileceği zaman önden evin küçük çocuğuyla haber yollanırdı. Söyleyeceği sözler ezberletilirdi. “Tekrar et bakalım ne diyeceksin?” sorusuna “Ayşe Teyze müsaitseniz yarın öğleden sonra annemle anneannem size gelecekler.” diyeceğim cevabını verirdi küçük çocuk… “Müsait” kelimesinin anlamı henüz kirletilmemişti o zamanlar…
Misafir haberliyse ev “bal dök yala” tabir edildiği gibi pırıl pırıl temizlenirdi. Kişisel temizlik de yapılır, kokular sürünür, misafire kötü kokmasın rahatsızlık vermesin diye yemekte soğan sarımsak yenmezdi. Gelenler en güzel giysilerle ve güler yüzle karşılanırdı. Az önce evde tartışma çıkmış olsa bile bu konu misafire aksettirilmezdi. Evde daima misafire ikram edilmek üzere şeker, çikolata, lokum ve özellikle limon kolonyası bulunurdu. Annem zaman zaman limon kolonyasının yanı sıra limon çiçeği, beyaz zambak, menekşe ve tütün kolonyaları da alırdı. Tütün kolonyası biraz ağır olurdu bu nedenle misafirler pek de tercih etmezlerdi. Zambak çok güzel kokardı ama 
Çocuklar misafir gelmeden sıkı sıkıya şöyle tembihlenirlerdi:
“Yaramazlık yapmayın. Gürültü çıkarmayın. Sessiz olun. Büyükler konuşurken söze girmeyin. Sadece ‘Hoş geldiniz.’ diyip el öpün ve odayı terk edin. Soru sorarlarsa kısa cevaplar verin. Gevezelik etmeyin. Misafirin çocuklarıyla güzel güzel oynayın. Oyuncaklarınızla oynamalarına izin verin. ” Cevap da “Peki anneciğim!” olurdu kuşkusuz…
Biraz hal hatır sormanın ertesinde evin hanımı şeker ve kolonya tutardı misafirlere… Bazen de çocuklara verilirdi bu görev… Misafirler 
Şeker ve kolonya ikramının ardından kahve ikram edilirdi. Misafirin oturma süresine göre ikramlar artardı. Çaylar mis gibi demlenir 
Misafir habersiz gelmişse çayın yanında bisküviler bulunurdu. Finger yazardı üzerlerinde… İnce uzun, uçları oval, dikdörtgen biçimindeki şekerli bisküvilerdi bunlar… Evde meyve varsa kahveden sonra çaydan önce meyveler ikram edilirdi. Meyve az ise annem meyve salatası yapardı. Biraz alafranga ikram sayılırdı bu da… Yahut yöresel tatlardan kısır, mercimekli köfte, sarımsaklı köfte, fıstıklı köfte gibi bulgur ağırlıklı yiyecekler ev hanımının evde yaptığı turşularla birlikte sunulurdu.
Zamanla bisküvi ikramı küçümsenir oldu. Hazır pasta alma dönemi de aynı akıbete uğradı. Evde yapmak daha makbul bir hal aldı. 
Televizyon yoktu. Olsa da her evde yoktu. Sadece çok zenginlerin evlerinde olurdu. Televizyonu olan evlere misafir gittiğinizde istenmemeye başladınız. Ev sahibinin gözü televizyonda tabii sizin de gözünüz televizyonda… Sohbetler önce hal hatır sorma ve kalkarken güle güle faslı dışında tükenmeye yüz tuttu. Sonra her eve televizyon girince misafirlik olayları seyrekleşti. “Bugün benim dizim var. Yarın senin izleyeceğin maç var. Diğer gün müzik programı var.” derken günlerimizi televizyon programları doldurmaya başladı. Tek kanallı dönemde açılışından başlayarak İstiklal Marşı ile kapanışına kadar izlenirdi televizyon… Şimdiki misafirliklerde televizyon seyretmek bir yana herkesin elinde akıllı cep telefonları derken sohbet de bitti.
Neyse ki ikramlar şimdilerde o kadar abartılmıyor. Şeker ve kolonya tutma geleneği kalktı. Kahvenin yanında çikolata veya kuşlokumu 
Bugün çocukluğuma misafir ettim sizleri… Umarım yolculuğunuz keyifli geçmiştir. Sonuçta hepimiz bu dünyada misafiriz. Bunun bilincine vararak daima barış ve kardeşlik içinde dostça yaşayalım. Hepinize yaşamınız boyunca eğlenceli misafirlikler diliyorum.
HARİKA UFUK
ADANA
7 MART 2016 SAAT:21.50














