Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Ey Türk Gençliği!

KAMUSAL TEPKİLER
Mehmet Halil ARIK

26 Kasım 2010 00:03

3 Yorum

Sana görev vermiştim;

Koru Cumhuriyeti; Her durumda demiştim… Umarım unutmadın…
Bir gün, bağımsızlık ve Cumhuriyetin düşerse dara; ne beni, nede bana benzer birini ara…
İzle beni; ben nasıl düştümse yola; çareni kendin yarat; Önce kendine sor, sonra millette ara..
“Çaresizim!” deme sakın… Çaresiz değilsiniz…
Ç a r e; s i z s i n i z!

B i l i y o r u m… Toplum sağır; yüklendiğin görev ağır;
Hele bu günlerde işin zor, çok da ağır. F a r k ı n d a y ı m… Sabrın taşıyor! Ülkendeki hain sayısı, kontenjanı aşıyor. Unutma… Görev senin, sende şimdi bu sancak; bu sancak; senden sonrakine; kusursuz ulaşacak…

Anamız-sa bu toprak; namussa bu vatan, görev devri bitmeyecek; sonsuza dek sürecek!
Şunu bil!…
Hiç bir durum, benimkinden çok daha kötü değil. Yeter ki, “sol memenin altındaki cevher kararmasın” Yeter ki umut, bu gençlikten mahrum kalmasın. Gün gelirde; gerekirse yine bir 19 Mayıs; korkuyu yen; kuşkuyu at! “Söz konusu Vatan’sa gayrisi teferruat!” Bu nedenle; mazeret kabul etmem. Bağımsızlık adına.

Durma gel. Hemen şimdi, sen de katıl bağımsızlık safına.
“Özgürlük, bağımsızlık benim karakterimdir.”
Eğer uymuyorsa bu kalıp senin yapına; helal etmem hakkımı; el pençe divan durup gelme kapıma!
Dâhilde ve hariçte; zafere ulaşırsa
Kötülük sahipleri; içinde bulunduğun şartı-şurtu düşünme,
Özgürlüğün uğruna, durma! Atıl ileri..

Desem ki;  daha beteri, düşman girdi yurduna,
Orduların dağıldı, kaleler düştü bir bir…
İş başında olanlar, aymaz, sapkın da olur,
Hatta, daha kötüsü,  hayınlık bile yapar,
Üç beş dolar uğruna, vatanı da satarsa…
Ateş sarar her yanı,
Fakirlik sarar halkı. Yüreklere kor düşer…

D e k i! …Daha umut yitmedi
Terk etmedi sevda…
“Kararmadı sol memenin altındaki cevahir.”
Deme ki bitti her şey! Çaresiz durum yoktur!…
Çare uzakta değil,
“Damarlarında akan, asil kanda mevcuttur!…”

Okunma Sayısı: 107

Yazarın Diğer Yazıları

Ciddiyet Beyler!… Ciddiye!…

(Haftanın makalesi) Salgın son hızla yayılıyor, İstanbul başı çekiyor, resmi ağızlar borazan olmuş bunu duyuruyor,...

Amasya Genelgesi Bugünlere Ayna Tutar mı?

Amasya’da ateşlenen Kemalist Devrimin İşaret Fişeği (20-22 Haziran 1919) bir Özgürlük Bildirgesi’dir aynı zamanda. Mustafa...

Saray Erbabının Gözünde Bak Sen Nesin Eyyy AKP’li Kardeşim

Seni yönetenlerin sana bakış açısını iyi bil…   Söylem ve eylemleriyle, sana reva gördükleri sıfatı ben...

Şaşıp Kalıyorum….

Bir ülke ki, anayasasında “demokratik, laik, sosyal bir HUKUK DEVLETİ” olarak tanımlanmakta… Ne var ki;...

Soma Faili Belli Bir Katliamdı!..

Tarih 13 Mayıs 2014. Azrail toplu kurban arıyor olmalıydı o gün. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş’nin...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. fazilet dedi ki:

    Saygideger Ustat,

    Ellerinize ve yureginize saglik.

    Bazi yazar arkadaslar yazilarina istinaden hayretler icinde kalmadan gercekleri anlayacagini saniyorum.

    Bizler hic mucadele etmeden altin tepsi icinde sunulan degerlerin kiymetini anlatmakta ve bazilari icin anlamakta gucluk yasadigini goruyorum.

    Emanetlerin bekcisi olmak kolay degildir.

    Yedi duvele meydan okumus bir milletiz.
    Her duvelin bir kuyruk acisi oldugunu biliyoruz.
    Kurtulus savasindan sonra bu yenilgileri hazmetmek kolay olmadi.

    Her sesin rengi ayri bile olsa, hainlik affedilmez.

    “Sana görev vermiştim;

    Koru Cumhuriyeti; Her durumda demiştim… Umarım unutmadın…
    Bir gün, bağımsızlık ve Cumhuriyetin düşerse dara; ne beni, nede bana benzer birini ara…
    İzle beni; ben nasıl düştümse yola; çareni kendin yarat; Önce kendine sor, sonra millette ara..
    “Çaresizim!” deme sakın… Çaresiz değilsiniz…
    Ç a r e; s i z s i n i z!”

    Care benim.

    Son kaleyim.

    Kimse rahatsiz olmasin.

    CUMHURIYET=FAZILET’TIR.

    Ankara’dan sevgiler, selamlar

  2. ibrahim Feyzullah dedi ki:

    Hayırdır ya hu! Savaş mı çıktı?
    Ne bu telaş!?
    Ne bu panik!?

  3. ibrahim Feyzullah dedi ki:

    Mumhuriyet…

    Vesâyetin beli kırılmıştır!

    Kan kusan namlunun ağzı eğilmiştir.

    Başvekillerin canına kast eden zihniyet teslîm-i silâh etmiştir.
    Devleti, milletten kaçıran hukuk düşmüştür, kaybolmuştur , hükümsüzdür!

    “Fakîr ama onurlu ülke” mantalitesi çökmüş; “o düşman”, “o hâin”, “o mürteci” kavramları tepetaklak olmuştur. “altı ok” okdanda çürümüştür.

    Mumhuriyet’in kaleleri bir bir düşmüş; köşke “Cumhûr”un reîsi gelmiştir.

    Komutan rektörlerce kışlaya dönüştürülmüş yüksek mekteplere de pırpırsız, apoletsiz akademisyenler cumhûr’un reîsi yetkisiyle atanmıştır.

    Atatürk ticâreti yapan bezirgânlar kaybetmiştir!

    Faşizm, kuru ulusalcılık, ilkesiz kavmiyetçilik herc-ü merc olmuştur.

    “Benim biricik Türkiyem bunu yapmış olamaz!” zihniyeti, zir-u zeber olmuştur.

    Postalları yalama, parlatma, parlaklığında kendi resmini seyretme dönemi kapanmıştır.

    Paşaları manşete çekme, yıkayıp yağlama devri sona ermiştir.

    Ekmeğini gerginlikten, seçkincilikten, militarizmden çıkaran; ekstra hiçbir mahâreti olmayan köşe yazarları, köşe başı yazarları ekmeğini kaybetmiştir!

    Yakın tarihi, müzelerde, arşivlerde saklayanların; gerçeği gizleyenlerin direnci kırılmıştır.

    “Atatürkçü olduğum için bunlar başıma geldi” dezenformasyon çabalarının son kullanma tarihi geçmiştir.

    “bizim millet adam olmaz” illetini, urunu bünyesinde barındıranlar, o illeti imhâ edemedikleri için imhâ olmuştur.

    “doğru ama…” “evet ama…” “öyle ama…” develik/kuşluk zamanı geçmiştir.

    Kibirli, (okudukları kitaplar bile onların kibrine kibir katan, kendilerini şımartma içerikli olan), halka tepeden bakan, medeniyetsiz birer modern, kötü bir Avrupa kopyası olan “beyaz”ların yüzü kararmıştır.

    Kabadayı edâsıyla ekranlara çıkıp cumhûra ayar çekme modası geçmiştir.

    Dersim’e bomba yağdıran; en çok bombayı atan Sabiha Gökçen’i taltîf eden, “oğlumu benden önce îdâm etmeyin” deyip, gözlerinin önünde, oğlunun boynunun kırılmasına şâhitlik etmek istemeyen Seyit Rızâ ‘nın son dileğini bile yerine getirmemiş ceberrûtiyetin kalbi yırtılmıştır.

    33 tane mâsum insanı sınırdan geçtikleri için tutuklatan, kurşuna dizen Mustafa Muğlalı’nın adını, o katledilen 33 insanın evlâtlarının, torunlarının yaşadığı yerde kocaman tabelalara yazanların tabelası düşmüştür.

    “Bu ülkenin gerçek sâhibi Türklerdir. Türkler dışındakilerin tek bir hakkı vardır o da köleliktir” diyen, bu ülkenin hukuk sistemini tanzimkârı Mahmut Esat Bozkurt ölmüştür.

    İstiklâl Mahkemeleri…

    Seyyâr mahkemeler kurup insanları îdâm eden, bir günde 47 insanı îdâm etmekle rekor kıran, Şapka Kânunundan 1 yıl önce “Resmi Onaylı” bir kitap yazmış olan İskilipli Atıf Hocayı, Şapka Kânunu’na muhâlefetten îdâm eden, îdâm ederken de eli kolu bağlı zavallı adamın başına şapkayı geçirip, “giy domuz!” diyen Ali ve diğer 2 “Ali”lerden müteşekkil “Aliler Divânı”nın mirasçıları kaybetmiştir.

    Hiçbir siyâsal faaliyeti olmadığı halde neredeyse yarım asır Bediüzzaman’ı zindâna mahkûm eden vicdân(vicdânsızlık) yere serilmiştir.

    Necip Fazıl’ı her canı istediğinde içeri tıkmış,

    Tek suçu Kur’an öğretmek olan, şartlardan dolayı tren vagonlarını bile Kur’an öğrenme/öğretme medresesine çeviren Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerini, belli belirsiz, gerekçeli gerekçesiz tutuklamış, ona işkenceler etmiş, merhâmetten yoksun olan sinirsiz sistem sökülmüştür.

    Nâzım Hikmet’e tahammül edememiş hazımsız çark kırılmıştır.

    Sabahattin Ali’yi, başına odunla vurup katleden zihniyet o kanda boğulmuştur. Gençlerini idâre ve ikâme edememiş, tıkandığında onları darağacına göndermiş zihniyetin boynu kırılmıştır.

    Ali Adnan Bey(Menders)’e “sizi buraya tıkayanlar böyle istiyor” deyip keyfî, hakaretvâri hükmeden, aşağılayan Sâlim Başol, baş olmuşsa da baştan aşağı düşmüştür, dökülmüştür.

    Sazına tel almak isteyen Âşık Veysel’i kılık kıyâfetinden dolayı meydâna bırakmayan “bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz” demiş olan Nevzat Tandoğan gitmiş; soy ismiyle müsemmâ “Tandoğan Meydanı” “Cumhûriyet Mitinglerinden” boşalmıştır.

    “6-7 Eylül Olayları”nda gayrimüslîm(Rum) vatandaşlarının okullarına, işyerlerine, ibâdet yerlerine ajite edilmiş insanların saldırmasına zemin hazırlamış, seyretmek sûretiyle teşvik etmiş; bir düzine gayrimüslîmin öldürülmesine, onlarcasının yaralanmasına, anlarca kadının ırzına geçirilmesine ön ayak olmuş hazımsız, bağnaz bir yapı bükülmüştür.

    İstediğimiz Cumhûriyet…

    Cumhûr, yani halk ne derse o!

    Cumhûr… Türk, Kürt, Arap, Acem, Çerkes, Laz, Ermeni, Yâhudi…

    Herkes eşit, herkes hür; herkes, herkesin hakkına saygılı…

    Kimse dininden/dilinden/geçmişinden dolayı suçlu değil…

    Müşterek âdâba aykırı olmaması şartıyla; kim ne giyiyorsa giyer, kim ne takıyorsa takar…

    Ne İran, ne Avrupa, ne Amerika, ne Malezya…

    Anadolu!

    “Ay” herkesin ay’ı, “yıldız” herkesin yıldızı; bayrak cumhûrun…

    Zavallıyı, düşmüşü, düşkünü, sarhoşu, günahkârı, câhili, basiti, beceriksizi, dindârı, dinsizi, azınlığı, çoğunluğu, yabancıyı, yerliyi, yaşlıyı, genci yâni her hâliyle insanı aşağılamak yok!

    Lâf atmak yok!

    “Ermeni dölü!” demek yok, “Gavur İzmir!” demek yok!

    “terörist Kürt!” demek yok! “faşist Türk!” demek yok!

    Şunlar “vatan evlâdı”, bunlar “vatan hâini” demek yok!

    “Ben bu ülkeyi senden çok seviyorum” yok!

    “Kurdistân”, “Lazistân/Pontus”, “Hatay Cumhûriyeti” “Enosis” yok

    “Ne mutlu!..” yok, “tek dil” yok

    “Türkiye Türklerindir” hiç yok!

    Türkiye; bu topraklara gönül vermiş, mâzisini, atasını seven,

    bu ülkeye hizmet eden, hizmet etmek isteyen herkesin!

    “Benim oyumla çobanın oyu bir mi ayol! Yok!

    Dininden, dilinden, ırkından dolayı kayrılmak, yerilmek yok!

    Yanlışı “Müslümân”ım diyen mi yapıyor; yanlış!

    Yanlışı “Hıristiyân”ım diyen mi yapıyor, yanlış!

    Yanlışı laik mi yapıyor; yanlış:

    Yanlışı kim yapıyorsa yanlıştır! Şekle, şimâle, mezhebe, meşrebe bakmak yok!

    Doğruyu; solcu, sağcı, Kemalist, faşist, dindâr, bırindâr, overlokçu, reçmeci, ortacı, avukat, doktor, çiftçi, “aslında doğru diye bir şey yoktur!” diyen filozof ta söylüyorsa doğru doğrudur!

    Asker kışlasında, hoca camisinde, vekil meclisinde…

    Bir çift lafımız da “korkuyoruz” diyen zevâta.

    Bilinçaltınızda, biz bunlara kan kusturduk, onlar da bizden öçlerini alacaklar. Düşüncesi var. Tabiî herkesi kendiniz gibi düşündüğünüz için böyle düşünmeniz normal.

    Ama korkmayın! Kimse size bir şey yapmayacak, kimse sizi aşağılamayacak. Kimse sizi zorlamayacak.

    Teminâtımız da, kardeşleri tarafından kuyuya atılan, belki ölüme terk edilen güzeller güzeli Yusuf peygamberin ölçüsüdür:

    “ Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhâmetlilerin en merhâmetlisidir.”

    Yusuf Sûresi 92

    Not: bu yazı, bir oturuşta kalbe aksettiği gibi yazılmış, ve öyle aktarılmıştır. Kronolojik sıra pek dikkâte alınmamış, sonradan düzenlenmesi yapılmamış, orijinal hâliyle size ikrâm edilmiştir.