Yüzyıla yakın bir ömür ve yaşam mücadelesi.
Gözlerinin içi gülerken, yüreği sevgiye hasret, ruhu güzellik, bedeni ise ev sıcaklığının peşinde. Ayakta zor dursa da “Evimi istiyorum” sözleri yürekleri dağlamakta. Burnu yerde Ninenin, sırtı kambur ve gözleri bulanık görmekte. Elinde yılların eskitemediği değneğe bedeniyle direnmekte.
Yaşantısının geçtiği iki göz evi, kapısı, penceresi ve ocak başı. Oturacağı postu ve iskemlesi. Kapının eşiğinde saatlerce komşusuyla sohbeti. Beyini ve çocuklarını iş ve okul dönüşü bekleme sevinci. Sofrada ekmeği ve komşudan gelen, sıcak çorbası.
Yüzyıla yakın sürede bir ilkti, “evimi istiyorum,” sözü. İlk defa dokunmayın, bırakın diye direnmesi. Direniyor ama bilmiyor ki, yakalandığı hastalık, yaşlıya ve evine hürmetten yoksun. Hayat, acımadı çınarlık nineye bakmadı da. Elinden değneğini aldı ve sonra dizlerinin üzerine çökertti.
Çöktü ve o hâliyle hastane koridorunu arşınladı. Yüzyıllık bir çınarın dibine döküldü, kirli sular. Dikkat etmediler bakmadılar göz yaşlarına, devam ettiler suyu dökmeye ve asırlık çınar susuz ve soluksuz kaldı.
Bir umut dedi doktor, üzgündü ama bir umuttu, çınarının elinde değneğiyle evine kavuşması.
Doksan altı yıllık bellek ve bir ömür esnememiş kalp. Sevgi ve ahlak abidesi Türk ninesi.
Evi, köyün güney yakasında bir köşktü. Büyükleri, ana ve babası her şeyiyle bir tarih, her şeyiyle bir yaşam köşkü. Duvarı süsleyen sisli fotoğraflar, el emeği halılar ve halı desenli kilimler. Mutfağın heybesi, kapıda asılmaktan bıkmış, bir an önce indirilmeyi bekleyen tava ve ilistir.
Kalaylı ve toprak kaplar dizilmişler dolabın üst rafında ve altında. Halı kaplı sediri ve baş tarafında asılı dedenin emaneti kuka tespihi ve hatunlara has pbeyaz postu. Yün çorabı ve el örgüsü divan örtüsü. Yanı başında, beş vakit alnının değdiği seccadesi.
Ağa vurmuş balık gibi çırpınırken, “Evime gitmek istiyorum,” Diye direndi. Tarihi sözünü elinin hareketiyle destekledi. Evimden mahrum etmeyin, bırakın gideyim. Üç saattir dışardayım. Hasretim aşhanenin tahta döşemesine, duvarların kara taşına ve oymalı tahtalarına, dedi.
Sesi işitilmeyene kadar ikna olmadı. Hastanede kalmayı istemedi. Kabul etmedi salgını, kabul etmedi acizliği. Baş eğmedi ve boyun bükmedi ellere, fakat söyleneni anlamadı. Anlamadı yalnız hastanede odasında soluklandı.
Bahçesinde arılarla vızıldamış ve bu sayede ailesini ayakta tutmuştu. Sevmiş ve de sevilmişti. Onun için, ölse de ona unutulmak dokunmayacaktı.
Evimi istiyorum sözü, ders alana çok şey. Doğanın doğallığına uydu ve her yaşın güzelliğini gösterdi. Yüzü kırış kırış olmuş, her kırışıklık arası sevgi, saygı ve ahlaki değerleri giden yoldu. Doktorunun dediği gibi önce elleri, sonra ruh ve bedeni uyuştu.
Evine doğru yolu adımlarken, doğanın sevgisiyle gülmeliydi. Büyüklerin düştüğü toprağı, kucaklayıp soluk almalıydı. Onun için evim demeliydi. Yaşamında ulaştığın gücü anlamadılar ve güzellikleri göremediler.
Yaşantısının tatlı ve acı serüveni arasında, iyiliklerin çıktığın yolu aydınlatacaktır.
Yaşlısın gençsin, çevreni sardıklarında hepsinden daha güzel bir çınarsın.
Yüzyıla yakın ömrünü, çiçeklerle süsleyip taç giydirerek veda anına getirdin. Sevgi ve saygı dolu kalbinle insanları sevdin ve de saydın.
Ve kalbinin derinliklerinde, mutluluğun adına kucakladın onları.
Hasan TANRIVERDİ





















