Uzaktan eğitim şeklinde derslerini takip etmek için, tepeye yakın bir yere derme çatma bir çadır kurmuşlardı. Çünkü köyleri vadide olduğu için bilgisayarları çekmiyor, yükseğe çıkmak gerekiyordu.
Bu davranış öğretime uzak, uzaktan öğretime de uzaktı.
Dağların yüksek kayalarında yuva yapan yırtıcı kuşlar da yavrularını doğal şartlara göre hayata hazırlar.
Yırtıcılar yüksek kayalarda, insanlar da tepelerin sırtlarında yavrularına bir şeyler öğretmeye çalışırlar. Bir yanda yiyecek tutan pençeler, diğer yanda kalem tutan parmaklar.
Eğitim çadırını duyunca içim “Cız” etti. Yirmi birinci yüzyılda düştüğümüz duruma üzüldüm. Eğitim çadırı da içler acısıydı. Yıldırım düşmüş ağaç gibi harap olmuş öğrenciye böyle bir ortamda ne verilebilir ki. Çocukların ışıldayan hayalleri belli, bataklıkta sönecekti.
Boğaza nazır kolejleri, uzaktan öğretimde baz alırsanız, varacağınız yeri bilemezsiniz. Öğrenci uzaktan eğitimi; “Bir şey yaptığımız yok ki,” Diye özetlerken, sonuç olarak da “Bir şey öğrenmiyoruz ki.” Demekle yetiniyordu.
Yönetimden yapılan tavsiye ise; bilgisayarın başında bekle, bir ara öğrenmek istediğin konu önüne gelecektir. Burada öğretim adına, bin bir renge bezenmiş bilgisayar, olayın kahramanıydı.
Dünyanın salgın ile boğuştuğu bir durumda yapılması gereken, eğitimcilerin toplayacağı eğitim şurasında alacakları kararların uygulanmasıydı. Tekniğe bu kadar bağlanmaya gerek yoktu. Daha düşük bir sistemle Ülke çapında radyo ağı kurulabilirdi. Bu sayede öğretmenler öğrencilerin beyinlerinde her zaman tohumu yeşertmeye hazır bir toprak karabilirlerdi.
Ayrıca öğretmenler bir sonrası için, konu ve soruları da hazırlardı.
Öğretim çadırı veya kahvenin bilgisayarı öğretim adına doğru değildi.
#uzaktaneğitim #radyoağı #eğitimçadırı




















