Geçen hafta ülkemizde ve dünyada kadın- erkek nüfus oranının hızla bozulduğunu yazmıştım. Doğal dengenin bozulmasının en önemli nedeni dünyada ve ülkemizde cinsiyet belirleme olanaklarının artmış olmasıdır. Özellikle Çin ve Hindistan’da erkek çocuk tercihinden dolayı, kız çocuklarının kürtajla aldırılması ise doğal dengenin bozulmasının en önemli nedenlerinden biri.
****
Ülkemizde hızlı bir şekilde nüfus artarken, geçmiş yıllara göre nüfus artış hızının düşüyor olması da gelecek açısından tehlike çanlarının çalmasına neden oluyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en az 3 çocuk, şimdiler de bu oranı 4’e çıkarmış olmasının arkasındaki gerçek, kaba doğum hızı ve doğurkanlık rakamlarda ki azalıştan kaynaklandığını açıkça görüyoruz.
Erdoğan’ın çocuk sayısının artırmasının nedeni?
Doğurkanlık düştükçe, nüfusumuz hızla yaşlanıyor ve rakamlar gösteriyor ki, daha da yaşlanacak. Bakım ve sosyal hizmetler daha çok artacak. Devlete ve topluma daha çok yük gelecek. Ve Türkiye buna hazır değil.
Kimilerinin Erdoğan’a karşı çıkarken, bu rakamlardan bihaber olduklarının altını çizmek gerekiyor. 3 çocuk olayına karşı çıkanların popülizm yaptıklarının ve demografik yapıdan ve geleceğin sorunlarının farkında olmadıklarının altını çizmek gerekiyor.
****
Doç. Dr. Didem Danış’ın “Genç nüfustan yaşlanan nüfusa: Türkiye’nin demografik geleceği” makalesinde; ülkemizde ki demografik geçiş sürecini neredeyse tamamlamış ve ölüm hızı gibi doğurganlık hızlarının ciddi anlamda düşük olduğunun altını çiziyor. Bölgesel farklar hâlâ devam etmesine rağmen, Türkiye’de doğumlar ciddi şekilde azaldığını, doğurganlığın en yüksek olduğu Doğu’da 1993’ten 2013’e yirmi yıl içinde kadın başına doğum sayısı 4,4’ten 3,4’e; en düşük olduğu Batı’da 2,03’ten 1,93’e ve Orta’da 2,44’ten 1,89’a düştüğünü belirttiği makalesinde, “Doğumların azalması ve ortalama yaşam süresinin uzamasıyla hız kazanacak demografik yaşlanma ileride Türkiye’nin geleceğini belirleyecek başat olgu olacağına” dikkat çekiyor.
3 kişi doğarken bir kişi ölmüş
Dünyada bebek ölüm oranları (2005 ile 2010 istatistikleri. Kaynak BM.) Birleşmiş Milletler’e göre her 100 bebek ölüm hızı yüzde 49.4, World Factbook’a göre ise yüzde 42.09’dur. 5 yaş altı ölüm hızı ise BM’e göre yüzde 73.7’dir.
Dünyadaki her 1000 bebekteki ölüm hızına bakıldığında; Singapur yüzde 1.92 oranı ile 1. sırada, yüzde 2.01 ile ise İzlanda 2. sırada yer alıyor. Türkiye ise 2005-2010 tarihleri arasında yüzde 24.02 oranı ile 109. sırada. Son verilere göre ise dünyada ki sıralamamız ilk 70 ülke arasında bulunuyor.

****
1950 ile 2015 arasında 65 yılda 6 milyon 47 insanımız ölmüş.
Buna karşılık 65 yılda nufüsumuz ise 17 milyon 722 bin artmış.
Bu şu demek her gün 3 kişi doğarken, bir kişi ölüyor.
Doğum oranları düşerken, ölüm oranlarının da düşüyor olması dikkat çekiyor.
Kadın başına doğurkanlık seviyesinin 2.26 oranlarında durağanlaştığının altını çizmek gerekiyor.
****
Ayrıca 90 yıllarda 65 yaş üstü nüfusun oranı yüzde 4 iken, 2010’dan itibaren bu oranın yüzde 8’lere çıkması, ölüm oranlarının azalması önümüzdeki 30 yıl içersinde hızlı bir yaşlı nüfusunun ortaya çıkacağını gösteriyor.
Bu daha çok emekli, daha çok bakıma muhtaç, daha çok sağlık harcaması demek olduğunu da özellikle belirtmek gerekiyor.
Didem Danış; “1990’da Türkiye’de 65 yaş üstü nüfusun oranı yüzde 4’ken, 2013’te yüzde 8’e çıktı. Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında bu oran çok da büyük değildir. Buradaki sorun yaşlanma hızıdır. Batı ülkeleri bu değişimi 30-40 yılda yaşarken, Türkiye’de yarı sürede yaşanmaktadır”diyerek hızla yaşlanan nüfusumuza dikkat çekiyor.
Diktatörlük dönemlerinde doğum oranı artmış!
Türkiye tarihinin 1960, 1971, 1980 darbe dönemlerinde, nüfus artış oranının en yüksek oranda yaşanması oldukça dikkat çekiyor.
1960-65 arasında 799 bin, 1970-75 arasında 887 bin, 1980-1985 arasında 1 milyon 74 bin nüfus artışı gerçekleşmiş,


















