Bir televizyon kanalı, dağ köyüne çekime gelmişti. Konu, köyün problemi ve üretimle ilgiliydi. Köylülerin görüşlerini alacaktı. Küçük oğul haberi alınca, köy meydanına koştu. Muhtar, “şey şeyleri, kanal için çağırıyordu.” Hüsnü, muhtar bozuk plak gibi şey, şey diyor, dedi. Küçük oğul, eve koştu ve annesine dere kanalını söyledi. Babasına ise çağırdı ve şeyin herkesi şeye çağırıyor, dedi.
Babanın dikkatini, dere kanalı çekti. Dereden kanal köye nasıl gelecekti. Gelmişse benim niçin haberim olmaz. Daha dün azayla konuştuk, öyle bir şey olsaydı, söylerdi. Diyerek kafasının karışıklığını ortaya koydu. Baba yoruma devam etti. Bizim su sıkıntımızı dere kanalı değil nehir kanalı dahi çözemez, dedi. Çünkü diğer köylerde ister, tüm köylere yeter mi? Kanal işi, olmayacak dua, dedi.
Dereden kanal vurulmasını, bilmem gerekirdi. Köy yolunda çalıştım, kanal açmanın zorluğunu bilirim, dedi. Kanalı makine açmış olsa duyardık. Olayı bir türlü, değerlendiremeyip yanlışlara sapan baba, elimdeki parçayı ayıklamadan tarladan çıkamam, dedi.
Kanal bensiz de akacak, işimden olmayayım, dedi. Kanal dağdan gelmiş olabilir. Derenin kaynağını dağdan getirmişlerdir. Köylüler makineye yardım etmişlerdir. İçme suyunun yerine ıslamayla ilgili olmasını diledi. Bir sırayı bıraktı ve kahvaltıya çıkmak istedi.
Üzerini temizledi ve gömleğini çıkarmadı. Hüsnü gelseydi, suyun içmek için mi geldiğini öğrenirdim. Azanın gerekli bilgiyi kendine söylememesine üzüldü. Ona soracağım, söylese davul mu çalacaktım. Hafta günü şey şeyi ve şeyle pazarda gördüm. (Muhtarı kastediyor.) O’nun da dili çözülmedi. Sanki şey şeyin sırrı.
Kanalda sulama işi yapılacaksa, çok sevinirim. Son yıllarda havalar kurak geçiyor. Köyümüz dağın eteğindeki düzlükte kurulmuş. Sulama için hiçbir önlem alınmamış. İnsan su havuzu yapar. Olayı düşünmedik. Şeyin de şey zamanı yok.
Sebzeliğin çitini sağlamlaştırmalıydı. Köpekler toprağı yumuşak bulup eşeliyor ve fidanları kırıyordu. Oğluna kızdı, haberi doğru öğrenmedi, diye. Oğlu koşarak geldi. Baba, şey şeyle dedi. Derdimizi kanala söylemeni istedi. Yarın yapar, geç kalmasın, şey şeye dedi.
Baba, kendi kendine ben olmasan su akmayacak mı? Sabah karanlıktan beri çalışıyorum, yoksa sebzeler kırılır gider. Bir de kanal sıkıntısı çekemem, şeye selam söyle şey, dedi.
Oğluna seslendi ve azaya söyle biraz sonra zurnacıyla geliyorum, dedi. Zurnacı aşağı mahalledendi. İçme suyuna para vermemek için şeyle şey kavgası yapmış, araları serindi.
Yörede kuraklık önemliydi, köylünün aldığı ürünleri geçimine yetmiyordu. Mutlaka sulama için suyu bulmalıydık. Gerekirse suyu depolamak için havuz yapabilirdik.
Derenin suyunu köye akıtmak, kimin aklına gelmişse doğruydu. Tabii ki suyun bir miktarı, yerine de bırakılacaktı. Suyun tarlaya verilişi de önemliydi. Çünkü su geldiği gibi akarsa heyelan tehlikesi yaşanırdı. Oğlunun hatalı bir sözü babanın yanlışlarını gittikçe derinleştirdi. Baba, su daha farklı yerden akıtılabilirdi. Heyelanın önünde, kısa bacak şeyin şey mi, yoksa kambur, diğer şey Hüsnü mü duracaktı?
Kurak mevsimde kanal suyu ilaç, yağmurda ise tehlike, olayı şenlikli şeye anlatmak da mümkün değildi. Şey şeyleri şey, kanalının başında nutuk kırat ediyordur. Şey yaparız, şey. Muhtarın şeyleri bitmezdi.
Kanal çok şey katar. Sebze ve meyveler değerlenirdi. Dağların arasında olmamız köyümüzü kurak sınıfına sokuyordu. Bakalım şey şeyleri şey olarak ne kadar işleyecekti.
Baba giyindi kanalı görmek için, şeye şey diye gitti.
Hasan TANRIVERDİ






















