DEĞİRMENİN OLUĞU
Bahçede toprağı eşeledikçe, irili ufaklı taşları bir kenara topladık. Dere kenarında bulduğumuz taşlarla aynı özellikteydiler. Dikkatimizi taşların yapılarındaki benzerlik çekti.
Taşlar mı dereye varmış, yoksa dere mi bahçeden geçmiş, diye düşündük.
Taşların desenleri, çizgileri ve renkleri benzerdi. Birbirine sürtünmüş olacaklar ki cilalı bir yapı oluşmuştu. Taşları desenlerine göre ayırdık.
Dere kenarından taş toplayarak, denize indik.
Değirmenin kanalından geçtik ve tekrar dereye vardık. Deniz çakıl taşları arasında, renkli ve cilalı olanlarını aramaya başladık. Taşlar dere taşlarından daha parlak ve güzeldi.
Bir süre topladıktan sonra geri döndük. Değirmenin oluğuna geldik. Suyun değirmenin oluğundan, hızla döküldüğünü gözledik. Değirmenci ağabeyi yanımıza geldi. Bize daha parlak ve cilalı taşlar verdi. Dalgaların sürtünmesi taşları bu hale getiriyor. Bu taşlardan çocukken mile yapıyor ve satıyorduk, dedi.
Değirmendeki çocuklar dahi taşlardan, mile yaparlardı. Çocukluk anılarımız, derdik.
Değirmenin tek taşı mı kaldı? Diye sorduk.
Değirmenci ağabeyi, köylerde kimse kalmadı. Kalanlar da artık mısır ekmiyor. Mısır ekmeği çok sevildiği halde, hazır alınıyor. Dönen iki taşın bir tanesini bıraktık.
Değirmenden ayrıldık. Balık tutan arkadaşlara rastladık. Onlar balık, biz ise taşlarla ilgiliydik.
Yuvaların suyunu kesmeyin, onlara kaçma fırsatı sağlayın. Bu durumda, yuvaları bozarsınız. Hatta yakaladığınız küçük balıkları geri bırakın da bir dahaki sefere balık avı yapabilesiniz, dedik.
Balık tutanlara değirmenin kanalını kontrol edin, dedik. Onlar dereye yukarı çıktılar.
Evde deniz taşlarından çok güzel mile olacağına karar verdik. Taşları bir makineye versek acaba yuvarlak hale getiremezler miydi?
Mile için iki deniz taşını kırdık, onların yuvarlak olmasına çalıştık.
Hasan TANRIVERDİ















