DALGALARIN TABLOSU
Sanatçı bir kız, hırçın dalgaları resmediyormuş, dediler.
Öğretmen okulunun resim atölyesine geçtik.
Atölyede, resim sanatını doruklara çıkaran, Ülkemizin ünlü ressamlarından bahsettik.
Atölyeye girdiğimizde, loş ışıkta çizim yapan, sanatçıyı yüksek okullu veya bitirmiş zannettik. Gördüğümüze inanamadık. Çünkü, “ilk öğretim son sınıftaymış.” Kabiliyet ve çalışmanın eseri, şahane bir tablo ortaya çıkıyordu.
Konu hırçın dalgaları, tabloya aktarmış ve bir sanat eseri ortaya çıkmıştı.
Küçük kız ilk okul öğrencisi ve resim sanatçısıydı. Ela gözlü ve sarışındı. Hiç müdahale etmedik yalnız bize hoş geldiniz, dedi. Dil üstü konuşuyordu.
Ressamın malzemesi: boya, bez ve fırça da kaliteliydi. Atölyede, ressamların nezaretinde yaptığı tabloları da beğenilmişti. İlk okul öğrencisi ama kabiliyeti tescil edilmişti.
Resim kabiliyeti yanında, yabancı dile olan yatkınlığı da önemliydi. Çünkü iki dil biliyordu. Dilleri ne zaman öğrendi diye sormadan edemedik.
Sanatçıyla ilgili her yoruma şaşırıyorduk. Şöyle ki, bu sene sonunda Fransa’da üniversiteye yazılacak ve iki sene içerisinde yüksek okulu bitirecekmiş. Okulda profesör olarak kalacakmış.
Böyle bir kabiliyeti yabancı kaçırır mı?
Dünya çapında ressam olan bir öğrenciyi, kaçırmak aptallıktır.
İki dil daha öğrense, dört dil bilen sanatçı, herkes öğrencisi olmak ister.
Sanatçı olan ilk öğretim öğrencisi günde on saat çalışıyor. Bizim çocuklarda oynuyor, bilgisayarla, on iki saat.
Sanatçıya temin edilen imkana bakar mısınız? İstediği her şeyi elde ediyor.
Şehrin banliyösünde bir villa vermişler ve yardımcıları yanında. Ana ve babası da yanında kız çalışıyor. Ülkeye birincilik getirdiğinde Ülkenin hangisi olduğunu anlıyorsunuz.
Öğrenciye yaklaştım ve başarılarının devamını diledim. Tüm iyilikler senin olsun.
Eserlerinizi takip edeceğiz, dedim.
Hasan TANRIVERDİ















