Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Çiçek Açtı Yalnızlığım ve İmza Günü Anılarım


29 Aralık 2011 00:01

Yorum Yapılmamış

Yıllarını edebiyata, şiire adamış biriyim. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı yazdıklarımı okuyucuyla buluşturamamıştım. Aslında bu nedenleri yazarsam bundan da bir roman çıkar.

“Çiçek Açtı Yalnızlığım” adlı ilk şiir kitabımı yayımlamaya karar verdiğimde Adana Kız İlk Öğretmen Okulu’nda yatılı öğrenci iken tuttuğum sararmış şiir defterim vardı elimde… Bir dönem yazdıklarım şiir, öykü, oyun hatta bir de roman çalışmam hoyrat ellerce parçalanmış, yakılmış ve çöpe atılmıştı. Gizli saklı karalamalarımı daha sonraki tarihlerde kitaplarımın arasında buldukça nasıl sevindiğimi bilemezsiniz. Her türlü zorluğa rağmen elimde kalabilmiş bu defterimdeki şiirler benim öğrencilik yıllarıma aitti. O halde önce bu kitap çıkmalıydı.

Çukurova Edebiyatçılar Derneği’nde bir akşam şiir sohbetleri yapılırken Söylem Dergisi’nin sahibi Mehmet Çetinkaya, şiir dosyamı incelemek istedi. “Beğenmediğim bir kitabı asla basmam. “ dedi. Rüştümü ispat etmediğim yaşlarıma ait olan bu şiirleri beğenmeme ihtimali de vardı. Sonuç ne olursa olsun bu kitabı er veya geç bastırma kararındaydım. Birkaç gün sonra “Tamam, ben baskıya hazırlıyorum.” Dedi. İyi de benim kitabımın henüz adı bile yoktu ki! Bir süre isim aradım. Aslında kitabıma “ Gönül Bahçesi” adını koymak istiyordum çok eskiden beri… Şeref Taşlıova’nın 1990 yılında yayınlanmış “Gönül Bahçesi” adlı bir şiir kitabı vardı. O günlerde Taşlıova’ya çok kızıyordum içten içe… Ne vardı başka bir isim koysaydı ya kitabına… Lise son sınıftaki öğrencilerimle günümüz Halk Edebiyatı konusunu işlerken severek okuttuğum Karslı Murat Çobanoğlu ve yine Karslı Âşık Şeref Taşlıova ile yollarımın bir şekilde kesişeceğini o günlerde hayal bile edemezdim. Yıllar sonra kendisiyle Kars’ta tanışıp bu olayı anlattığımda güldü ve bana “ Gönül Bahçesi” adlı eserini imzalayarak hediye etti

Serbest tarzda yazılmış ilk gençlik şiirlerim baskıya hazırlanıyordu. Kitap isimleri de resmî geçit yapıyorlardı beynimde. “Labirent Feneri” ve “ Gözlerindeki Yakamoz” favorilerimdendi ama ikisi de tam anlamıyla içime sinmiyordu. Genellikle şiirler arasından öne çıkan üstelik ismi de dikkat çeken kısaca kitapta bulunan bir şiirin adı konuluyordu kitaba. Oysa kitabımdaki hiçbir şiirin başlığı bana göre bu özellikleri taşımıyordu. O halde güzel bir isim bulacaktım, sonra da onun şiirini oturup bir güzel yazacaktım. O gün için aklıma bundan iyi bir fikir gelmemişti. Şiirlerimde her konuyu severek işlemişimdir ama yalnızlık duygusu her zaman yoğun olmuştur. Kitabımın adını buldum en sonunda… Oturdum, şiirini de yazdım hatta o şiirim Azbuz adlı internet sitesinde en çok okunan, beğenilen dokuz şiir arasına girdi. Hem de çok önemli ustaların şiirlerinin arasında yer almış olması benim için inanılmazdı. Artık kitabımın adı belliydi: Çiçek Açtı Yalnızlığım

İmza günüm için hazırlıklar oldukça vaktimi aldı. Her şeyden önce öyle bir yer olmalıydı ki herkes her mesafeden kolayca gelebilsin ve bulabilsin. Adana’da Dörtyol Ağzı en işlek, en bilinen, en merkezî yerlerin başında gelir. Ankara’nın Kızılay’ı, Ulus’u ne ise Adana’nın da Dörtyol Ağzı odur. O tarihlerde Adana İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın Zeki Yılmaz ile görüştüğümde Dörtyol Ağzı’nda bulunan bürolarında imza günü yapabileceğimi, restore işlerinin devam ettiğini ama 25 Mart 2005’e kadar restoresinin biteceğini, hatta orada yapılacak ilk imza gününün de benimki olacağını söyledi. Bir yandan da arkadaşlarım A 3 formatında küçük afişler yaptırarak sanatseverlerin uğradığı yerlere asıyorlardı. Kitabın arka kapağı için fotoğraflar çektirdim. Habersiz çekilen poz en güzeliydi, onu arka kapağa koymaya karar verdim. Diğer yandan kitap biçiminde bir pasta siparişi vermeyi de unutmadım. Üzerine “Çiçek Açtı Yalnızlığım” yazdırdım. Açılmış bir kitap görünümündeki bu pastanın diğer tarafına da “Harika Ufuk “ yazıldı. “Mükemmellik ayrıntıda gizlidir.” Demiş bir düşünür… Ben de her ayrıntı üzerinde tek tek duruyordum. Açılışı şu an emekli olup Osmaniye’deki köyüne yerleşen o zamanki Vali Yardımcısı Sayın Mehmet Demir Beyefendi yaptılar.

Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim sanata, sanatçıya, halka onun kadar yakın olan bürokratlara pek rastlayamıyoruz nedense… Başta Adana İl Kültür Müdürü Zeki Yılmaz olmak üzere müdürlüğün pek çok personeli gelmişti. Adana’da şiire, sanata, edebiyata önem veren herkes imza günümdeydi. Rahmetli Turan Altuntaş, Adanalı ünlü öykücülerdendir bilirsiniz. O günlerde çok hastaydı, derneğe uğrayamıyordu. Bu nedenle zaman zaman onu evinde ziyaret ediyorduk. Nitekim 14 Aralık 2005’te onu kaybettik. İmza günümün öncesindeki ziyaretimde kitabımı imzalayarak ona hediye ettim ve “25 Mart 2005 Cumartesi günü saat 14.00’te imza günüm var, bekliyorum sizi!” dedim. Aslında geleceğini pek de düşünmüyordum, gerçekten çok rahatsızdı. Hâlbuki o gün “Harika’nın imza gününe gitmeliyiz.” Diyerek Nurten Teyze’mle hazırlamışlar, ellerinde bir buket çiçekle bir taksiye atlayıp gelmişlerdi. Böylesine ince biriydi o! Katıldığı son imza günü benimki oldu. “Hangi şiirimi okumamı isterdiniz?” diye sorduğumda hiç tereddüt etmeden “Uçurtma ve Kuş” dedi. Şimdi ne zaman o şiirimi okusam Turan Amca gelir aklıma.

Turan Altuntaş, kız kardeşim Yasemin’in öğretmeni, mahalleden komşumuz, babamın arkadaşı idi. Eşi Nurten Altuntaş ise Atatürk ve cumhuriyet sevdalısı aydın bir kadın olan annemin arkadaşıydı. İlkokul son sınıfa geçtiğim yılın yazında babamın memuriyeti dolayısıyla Adana’ya taşınmıştık. Birinci İnönü İlkokulu’nda 5. Sınıfa gidiyordum. Öğretmenimin adı Müşerref Aydoğan idi. Turan Hoca da 3. Sınıfları okutuyordu. Okulumun öğretmeniydi, benim de öğretmenim sayılırdı elbette…
Ne güzel dostlar vardı aramızda… Şimdilerde bir kısmını yitirmenin burukluğunu yaşasak da hayat bu, kabullenmek gerekiyor gerçekleri… Hani Yaşar Kemal’in “İnce Memed” romanının sonlarında, “Demirciler Çarşısı Cinayeti” nin ise girişinde yazdığı unutulmaz bir cümle vardır: “O güzel insanlar güzel atlarına binip gittiler.” Aynen öyle oldu. Farklı okullarda beraber çalıştığım öğretmen arkadaşlarım, eski öğrencilerim, komşularım, akrabalarım, üyesi bulunduğum derneklerin başkanları, üyeleri velhasıl tanıdığım tanımadığım pek çok şiir sever ilk imza günümde beni yalnız bırakmamışlardı

İlk kitabım yaklaşık üç ay içine bitmeye yaklaşmıştı. 2010 Tüyap Fuarında sergilenmek ve satılmak üzere Adana Büyükşehir Belediyesi Adanalı yazarlar ve şairlerden kitap alma kararını verdiklerinde komisyonca önerilen 10 şairin kitapları arasında benim ilk kitabım, ilk çiçeğim de vardı. “Çiçek Açtı Yalnızlığım” adlı eserimin elimde kalan son kısmını da onlar satın aldılar. Dokuz erkek edebiyatçı içinde tek bayan edebiyatçıydım. Kars’ta Murat Çobanoğlu adına düzenlenen Âşıklar Bayramı’nda şiir dalında “Türkiye’m” adlı şiirimle Türkiye ikincisi olduğum yıl Gürcistan’dan katılan edebiyatçı ve sanatçıların dikkatini çeken “Çiçek Açtı Yalnızlığım” Gürcistan’ın Borçalı bölgesinde yaşayan Dede Korkut Dergisi’nin sahibi Osman Derviş tarafından da çevirisi yapılarak Gürcistan’da yayınlandı. Daha sonra bu kitaptaki şiirlerin bir kısmı Almanya’da Profesör Doktor Silkhe Rahn tarafından Almancaya çevrilerek Berlin Arie Kunst Akademisi’nde ders olarak okutulmaya başlandı. Bu kitaptaki şiirlerin bazıları da Anna Krueger tarafından Rusçaya çevrildi. Şu anda Moskova Dostoyevski Akademisi’nde ders olarak okutulmaktadır. Pek çoğu da Azerbaycan’da Bakü Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Profesör Doktor Karina Minasyan Abdulvahabzade tarafından Azericeye çevrildi. Bu üniversitede doktora tezi konusu oldum.

Demem şu ki bir yola çıkıyorsunuz, o yol sizi nereye götürecekse götürüyor. Bu yolun sonunu asla tahmin edemiyorsunuz. 15- 16- 17 yaş şiirlerimi dolmakalemle yazdığım büyük boy kareli metot defterim artık bir kitaba dönüşmüştü. Bu da yetmemiş dünya dillerine çevrilmişti şiirlerim… Henüz düşlediğim yerin ilk basamaklarındayım. Ulaşırım, ulaşamam, ömrüm yeter veya yetmez sorun değil. Karıncaya sormuşlar: “ Nereye gidiyorsun?” Karınca “Hicaz’a…” demiş. Gülmüşler. “ Bu cılız bacaklarla sen Hicaz’a varamazsın.” Demişler. “ Olsun, Hicaz’a varamasam da uğrunda ölürüm ya!” diye cevap vermiş.
Çalışkan bir insanım, üretkenim. İlk adım çalışkanlık, üretkenlik; ikinci adım cesaret; üçüncü adım ise yılmamak… Düştüğünüzde yüzünüzü asmadan üstünüzü silkeleyip kalkabiliyorsanız ve yolunuza devam edebilme gücünü kendinizde buluyorsanız hedefe kesinlikle varırsınız. Gençlere öğüdüm; büyük düşünün, önünüze büyük hedefler koyun. Elli yaşımı geride bıraktığım şu günlerde ben de artık daha büyük düşünmeyi öğrendim. Nasrettin Hoca’nın göle yoğurt çalması gibi… Ya tutarsa!
HARİKA UFUK
ADANA
26 ARALIK 2011
SAAT: 13.00

Okunma Sayısı: 107
Kategori: Harika UFUK

Yazarın Diğer Yazıları

Babalar Günü

Baba! Çocukların ağzından çıkan anlamlı ilk söz belki… Baba; dede, mama gibi söylenmesi kolay sözcüklerden...

Adam Olma Günü

Sevgililer Günü, Anneler Günü, Babalar Günü, Öğretmenler Günü, Eczacılar Günü, Tıp Doktorları Günü, Hemşireler Günü,...

Eski Sevgili

Ayça’nın morali çok bozuktu. Kız kıza dertleşmek üzere evime gelmişti. Çok dertliydi ama henüz anlatmaya...

Çekmecedeki Meyveler

İstanbul’da oturuyorduk. Babamın Eminönü Postanesinde memur olması dolayısı ile ailece oraya yerleşmiştik. Zaman zaman anneannem...

14 Şubatlar

İşte yine bir 14 Şubat dayatması daha geliyor. Haftalar öncesinden insanların beynine sinyaller yollanmaya başlandı....