BUZDOLABINDAKİ YUMURTA: MİLYON YILLIK BİR BAKIŞMA
Felsefi Bir Deneme
Bugün buzdolabını açtım ve bir yumurtayla göz göze geldim. Ben yumurtaya baktım, yumurta bana baktı. İnsanlar buna “mutfakta sıradan bir an” der geçer. Ama ben geçemedim. O anın içinde kendimi bin yıl önce, bin yıl sonra, milyon yıl sonra buldum. Hepsinde aynı anda, aynı yerdeydim.
Çünkü biliyorum ki o yumurtayı oluşturan o öz, o madde, milyon yıl sonra da tam burada, bu dünyanın içinde bir yerlerde var olmaya devam edecek. Bizim “yumurta” dediğimiz sadece bir isim, bir şekil. Benim “insan” dediğim de sadece bir beden formu. Yumurta bana bakıyor ve diyor ki: “Bu sadece bir insan formu.” O da biliyor, ben de biliyorum; aslında biz sadece farklı kılıklara bürünmüş aynı gerçeğiz.
Düşünüyorum da, onca yıldır, onca asırdır hayata bakan belki de hep benim. Bu içimdeki sarsılmaz ölümsüzlük hissi başka nasıl açıklanabilir ki? Eğer bu kadar derinden bir “var olma” duygusu taşıyorsak, bunda bir gariplik yok; aksine büyük bir hakikat ovar. Biz belki de hiç yok olmuyoruz, hiç eksilmiyoruz, hatta hiç değişmiyoruz. Sadece Yaradan’ın o sonsuz hesabında bir formdan diğerine geçiyoruz.
Peki, bu his nereden geliyor? Neden bazı anlar bizi olduğumuz yerden koparır, daha büyük bir şeyin içine fırlatır? Belki cevap basit: Çünkü biz zaten o büyük şeyin içindeyiz. Hep içindeydik. Sadece unutuyoruz. Sonra bir sabah buzdolabını açıyoruz ve bir yumurta bize bunu hatırlatıyor.
Dışarıdan bir şey gelmiyor, buradan bir şey gitmiyor. Bugün tabaktaki o yumurta yarın toprağa karışacak, öbür gün başka bir canlıya can verecek. Ama o “bakan göz” hep burada kalacak. Milyon yıl geçse de ne o madde eksilecek ne de o “bakış” kaybolacak. Belki de yumurta bana bakmıyordu; belki ben kendime bakıyordum. Belki her baktığımızda, her gözümüzü bir şeye diktiğimizde aynı şeyi görüyoruz, sadece farklı pencerelerden.
Ve belki de işin en tuhaf yanı burada başlıyor: Madem ölümsüzüz, madem hep bu döngüdeyiz; peki ya şu dünyada “benim” diye sahiplenmek için çırpındıklarımız? Alıyoruz, biriktiriyoruz, sonra “dünyada bırakıp” gidiyoruz sanıyoruz. Ama o ölümsüzlük hissi hiç susmuyor. Belki de geri geldiğimizde o bıraktıklarımızı yeniden toplamak, onları geri almak için uğraşıyoruz. Aldıklarımız yine bizim belki de. Sadece isimler ve formlar değiştiği için onları tanımıyoruz ama o biriktirdiğimiz enerji, o madde, bu büyük döngünün içinde yine bizi bekliyor.
Sadece isimler var, sadece sahneler var. Bizler unvanlara, şekillere, geçici bedenlere takılıp kalıyoruz ama özünde hepimiz o aynı sarsılmaz bütünün parçalarıyız. Milyon yıl sonra da o yumurta aynı özle burada olacak, ben de belki başka bir formda ona bakmaya devam edeceğim.
Biz gitmiyoruz, biz bitmiyoruz. Biz hep buradayız, sadece kılık değiştiriyoruz.
Belki de milyon yıldır birbirimize bakıyoruz; sadece birbirimizi her seferinde başka bir kılıkla tanıyoruz.
— Nezahat Göçmen, 2026























