Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Burdur’da Türkiye’yi Anlatan Bir İnsan Öyküsü


16 Eylül 2008 10:44

Yorum Yapılmamış

Nevval SEVİNDİ

www.nevvalsevindi.com

Neden ülkemizde “akıl”, “bilgi” ve “kültür” kullanılmıyor? Hep ihale, paylaşım, rant ve parada sıkışıyor sistem. Burdur Organize Sanayi Bölgesi’nde bir atölye var. Alman disiplini, tertemiz ve düzenli. Erkan Usta ile abisi Hakan Usta, dünya kalitesinde keman, viyolonsel, kontrbas imal ediyorlar ve tamamını yurtdışına satıyorlar. Burdur Organize Sanayi Bölgesi’nde bir “aykırı” imalathane. Aykırı, çünkü, sanayii ve ticareti gelişmemiş (İnternet ansiklopedisi Vikipedi, Burdur ekonomisini tarif ederken, bir iki fabrika ve imalathane saydıktan sonra şöyle diyor: “Halk geçim kaynağını büyük oranda bölgedeki askeriyeden ve üniversite öğrencilerinden sağlar”). Yatırımcısı ve girişimcisi sınırlı kentte, bir usta kalkmış, kalitesi dünya çapında keman, viyola, viyolonsel ve kontrbas imal ediyor. Ve özel bir anlaşmayla, üretiminin tamamını Almanya’ya satıyor.

Araya mümkün olduğu kadar az girerek, işte Erkan (Küçükkaya) Usta’nın ve kardeşinin ağzından Küçükkaya kemanlarının hikayesi:

“Annem babam Almanya’da işçiydi. Biz 3 erkek kardeşiz. Babam ilkokulu burada okuyalım, Türkçe öğrenelim istedi. 12 yaşını bitiren Almanya’ya gidiyordu. Ben de gittim. Ortaokula orada başladım. Zar zor bitirdim çünkü gittiğimde Almanca bilmiyordum. Sonra, ya liseye gideceksin ya da meslek okuluna. Mecburi, ya biri ya diğeri. Ben de tesadüfen, bir arkadaşın Alman arkadaşı vasıtasıyla bu işe girdim. Bavyera bölgesinde bir aile işletmesiydi. Dededen kalma bir keman imalathanesi. Aslında aile dışından çırak almıyorlarmış ama çocukları ufak olduğu için, elemana da ihtiyaçları vardı, beni aldılar. Yaş 16. Sistem şöyle, 3 hafta çalışıyorsun, bir hafta okula gidiyorsun. Okulda da atölye var. Bölümün adı Keman Yapımı Bölümü’ydü. Üç buçuk yıl çıraklık eğitimi aldım. Okul bitti. Sonra aynı atölyede 6 yıl kalfa olarak çalıştım. Ama aslında orada kalmaya niyetim yoktu.” Otobüsçü olacaktım keman ustası oldum“10 yıl kadar çalıştıktan sonra patrona ’Ben Türkiye’ye gideceğim’ dedim. Niyetim, otobüs alıp otobüsçülük yapmaktı. Babam, kardeşlerim tamirci, ağır vasıta şoförü. Ama Almanya’daki işyerimin sahibi bir teklifte bulundu. ’Madem Türkiye’ye gidiyorsun, orada imalat yap, bana sat’ dedi. Önce aklım yatmadı, olmaz dedim, çok tereddüt ettim. Sonunda ikna oldum. Geldik gittik, şirket filan kurduk. Sonra doldurduk arabaya ilk malzemeleri. Ağaç ve imalat malzemesi. Antalya’da babamın bir işyeri vardı, orada başladık. Bu işte makineler, her şey özel. Hepsini burada yaptırdık, abim uğraştı.” (Erkan Usta, abisi Hakan Küçükkaya ile ortak çalışıyor. Hakan Usta, hem şirketin nakliye işlerini yürütüyor, hem de cila işini öğrenmiş ve üstlenmiş.) “Üretime başladım tek başıma. Başta epey zorluk çektik. Bürokrasi bizi çok zorladı. Git gel, git gel…”Küçükkaya kardeşler Alman firmayla bir taşeronluk anlaşması yapmışlar. Almanlar üretimi tamamen Erkan Usta’ya devretmişler. İmalat için gerekli ağacı ve her türlü malzemeyi temin ediyorlar ve üretimin hepsini satın alıyorlar. Erkan Usta niye böyle bir anlaşma yaptıklarını şöyle anlatıyor:“Türkiye’de ladin var da, akçaağaç yok. Çok büyük tomruklar lazım. Daha çok Bosna Hersek’te bulunuyor. Ve Almanya’nın bazı bölgelerinde. Bir de hemen kesip kullanamıyorsun. 6-7 sene dinlendirmen gerekiyor. Alman işletmecinin de dedesi başlamış ağaç stokuna, dev depoları var.”Yılda 800-1000 enstrüman
“Alman firma imalatımımızın tamamını alıyor. Alman işletme, dünyanın dört bir yanına, 60-70 kadar küçük işletmeye satıyor. Yani ürünlerimiz çeşitli markalar altında satılıyor. Meşhur keman yapımcıları Alman firmaya sipariş veriyor, “beyaz” (cilasız) olarak alıyor malı, cilasını yapıyor, yayını filan takıyor ve kendi markasıyla satıyor. Keman, viyola, viyolonsel, kontrbas ve barok saz (çello) imal ediyoruz. Yıllık 800 ila 1.000 adet. Yıllık 300-350 bin avro civarında bir ciro yapıyoruz.” (Ciro dedikleri aslında “artı değer” çünkü ağaç ve diğer malzeme bu rakama dahil değil. Küçükkayalar Almanya’dan aldıkları malzemeye para ödemiyorlar. Bu rakam aslında buradaki işçilik, elektrik vb giderleri ve kárlarını kapsıyor. İki Usta aksi takdirde cirolarının 1.5-2 milyon avroya ulaşacağını tahmin ediyorlar.)
Antalya rutubetli geldi uymadı
“4 yıl Antalya’da kaldık. Ama iklim bu iş için uygun değildi. Sıcak, rutubet fazla. Baktık ağaç çalışıyor, sabah aldığın ölçü akşam tutmuyor. Burdurlu olduğumuzdan, buranın havasını da biliyoruz, işi buraya taşıyalım dedik. Buradan (Organize Sanayi Bölgesi’nden) yer aldık, 1996’da taşındık. Bu arada, bürokrasiden o kadar yıldık ki, 50 kere Almanya’ya geri dönüyorduk az kaldı. Antalya’da eleman sorunu vardı. Turizm şehri olduğundan herkes rahatlıkla iş buluyor. Bizimki de öğrenmek gereken bir iş. Buraya gelince eleman bulmak daha kolay oldu. Genelde mobilya sektöründen gelen elemanları aldık. Onları eğitmek daha kolay. Şu anda 7 kişi çalışıyor, iki de biz (iki kardeş) dokuz kişiyiz burada.” (Personelin çoğu 10 yılı geçmiş. Kalıcılar, çünkü Burdur’da iş yok, rakip şirket yok, rakip iş kurmaları çok zor. Düzgün de bir maaş alıyorlar.)
Niye iç pazara sat(a)mıyorlar
“Türkiye’de okullara, üniversitelere demirbaş enstrüman alınıyor. İhaleye giren firmalar bizden de teklif istiyorlar. Ama ihale komisyonunda oturanlar sadece fiyata bakıyorlar. Hangisi ucuzsa, artık Çin malı mı, neyse, kalitesine bakmıyorlar. Görmeden alıyorlar. Aldıkları da bir işe yaramıyor. Sorun ihale kanununda. Boşuna para harcıyorlar.”
“Bir de orkestralar var, onlar ihaleyle almıyorlar. Ben Almanya’da isimli firmalara kontrbas yapıyorum (diyor Erkan Usta); bana geleceklerine, yurtdışına birini görevlendiriyorlar, 20’şer bin avro verip 3-4 katı fiyata iki tane kontrbas alıp geliyorlar. Ki büyük ihtimalle, benim yaptığım kontrbasları alıyorlar. Bana gelip sormuyorlar bile. Saz geliyor, beğenmezlerse geri de gönderemiyorlar artık; geri göndermek bir dünya para…”

“İş bölümü sayesinde (“akustikten ben sorumluyum” diyor Erkan Usta) herkes bir parçasını yapıyor. Ayda 50-60 ’beyaz’ alet imal ediyoruz. Cila, apayrı bir iş. (diye söze giriyor Hakan Usta) El cilası, organik cila. Bu işi hızlandırmak önemli bir yatırım gerekiyor. Şu anda tek tek cilalanıyor. O da ayda 5-6 alet demek. Çünkü 15 kat cila atılıyor, her katta da 1-2 gün beklemek gerekiyor. Mal cilaya hazır satılıyor. Son satıcı kendi cilasını kendi atıyor. Bir anlamda cila onun imzası, onun elinden çıktığının göstergesi. Aletlerin piyasadaki değeri ismine, etiketine göre değişiyor, 1.000 avroya da keman var, 30-40 bin avroya da. Cila, yapım kadar önemli, (diyor alçakgönüllülükle Erkan Usta); cila, seste yüzde 10’luk, yüzde 20’lik kalite getirir. Sekiz sene uğraştık cilayı yapmayı öğrenmek için; ayrıca görüntü de önemli tabii.” (Mesela Macar caz ustası, “kontrbasın Paganini’si, Aladar Pege, Erkan Usta’nın elinden çıkma bir enstrüman çalıyormuş. “Kim bilir daha hangi ustalar var ama…”)

Öyle 25 yılda marka olunmaz
“Türkiye’de bilen biliyor da, dışarıda (marka olmak) kolay değil. Marka dedikleriniz, 150 yıllık, 200 yıllık işletmeler. Dededen kalma işletmeler. Ben 25 yıllık ustayım, gülerler bana. Kolay değil dededen toruna bir işletmeyi devam ettirmek. Onların hakkı o! Belki ben değil de, çocuklarım, torunlarım…” (Hakan Usta’nın iki, Erkan Usta’nın da bir kızı varmış. Hakan Usta’nın bir kızı baba mesleğine ilgi duymaya başlamış. “Seneye Eskişehir Çalgı Yapım Bölümüne girecek gibi” diyor Hakan Usta.)

“Türkiye’de biraz mal satabilsek, Avrupa’ya kendi markamızla belki açılırız ama… (Peki Türkiye’de devletin, üniversitelerin dışında keman, viyolonsel satın alan yok mu?) Özel okullar var, öğrenciler var. O zaman da öğretmenler giriyor devreye. Onları ikna etmek (!) ayrı bir dert. Herkes uyanık Türkiye’de. Hoca ’bu iyi değil’ dedi mi, Stradivarius olsa satamazsın. (Ayrıca, Doğu Bloku’nun yıkılışından sonra Azerbaycan’dan ve eski komünist ülkelerden gelen hocalar girmiş devreye. Onlar da, tatil dönüşü keman, çello getirip öğrencilerine satıyorlarmış. “5-6 bin dolara satıyorlar. Öğrencinin eli mahkum, aleti öğretmenden almadı mı, sınıfı geçemiyor.”)

Bir lokanta ve bir halı saha
(Burdur OSB’nin içinde küçük ve sevimli bir lokanta var, adı Küçükkaya Lokantası. Başında, Erkan Usta’nın eşi duruyor. Küçükkaya kardeşler öğlen bizi ağırlamakta ısrar ediyorlar. Aynı tesiste bir de halı saha var.) “Yan iş olsun dedik ama yanlış yatırım. Biraz memleketimiz gelişsin diye yatırım yaptık ama… (Niye yan işe ihtiyaç duymuşlar?) İşimiz eskisi kadar iyi gitmiyor. Çin piyasaya girdiğinden beri Alman şirketin işleri düştü. Ayrıca 6-7 senedir Türk lirası avro karşısında (onlar öyro diyorlar) değer kazanıyor. Daha geçen gün avro 1,90 idi 1,70’e düştü. Bizim kazancımız da her gün eriyor. ” (En önemli giderleri personel ve enerji. İkisi de artıyor. Maliyetler yükseliyor ama birim fiyatlarını avro olarak arttıramıyorlar. Malı Almanya’da teslim ettikleri, oradan mal getirdikleri için de, petrol fiyatlarındaki artış da cepten gidiyor.)

“Artık zarar etmeye başladık!” (diyor Hakan Usta.) Yine de birlikte gülüyoruz: Türkiye’de iyi yapılan iş, cezasız kalmaz!

3 DEĞİŞİK AĞAÇ KULLANIYORUZ
“3 değişik ağaç kullanıyoruz. Göğüs kısmı ladin ağacı. Yanlık, sırtı ve salyangoz kısmı akçaağaç. Kelebek ağacı da deniyor. Siyah, gartinür denilen kesimler (burgular, tel takozu) abanoz ağacı. Hepsini yurtdışından getiriyoruz. Ladini denedik ama burası tuhaf bir memleket. (Özetle ormanda ihaleye sokmamışlar iki kardeşi.) Her yer, her şey paylaşılmış. Adam ihaleye girecek, ben ondan alacağım. Beş altı aracıyı besleyeceğim. Artvin’de, Borçka’da, yüz yıllık, ikiyüz yıllık güzelim ladin ağaçları çürüyüp duruyor. Odun yapıyorlar. Adam orada metreküpünü 150 milyona satıyor. Biz değerlendirsek, 2 bin, 3 bin avroya çıkarırız.”

İçlerinde keman çalan yok
Sizin bir müzik bilginiz yok, değil mi? deyince itiraz ediyor Erkan Usta: “Var canım, akort filan yapıyoruz biz. Ama çalma yok… İşin gerektirdiği kadar bilgimiz var! Akort yapmayı bilmek de yetmez, tahtadan nasıl bir ses çıkacağını öğrenmen lazım. Yani ağacına göre işlem yapacaksın, parmak ucuyla tık tık vuracaksın, orada bir ses oluşuyor. Malzemeyi işleyerek, rendeleyerek, sistre çekerek istediğin tınıyı bulacaksın. Bizim yaptığımız işte her parça tek parça, tek tek işleyeceksin.”

Tuhaf memleket
Burdur’da da üniversite açılmış: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. “Çalgı yapım bölümü açın, biz de bedavaya öğrenci yetiştiririz. Malzeme var, böyle bir bölümü açmak için ne lazım, biz biliyoruz, diye önerdik” diyor Hakan Usta. “Ama kulağımıza gelen doğruysa, YÖK’e vurgulu çalgılar bölümü açmayı önermişler!” Kardeşi içini çekiyor: “Tuhaf memleket!”

Okunma Sayısı: 124
Etiketler: , ,

Yazarın Diğer Yazıları

Çocuk Yetiştirmede Neredeyiz?

Bir milleti sürü olmaktan çıkaran milli eğitimdir. Bilimdir. Türkiye’nin acıyla yoğrulan gündeminde temel sorunlara ilişkin...

Gagavuz Türkleri İle İlgili Hiç Bilmediğimiz Gerçekler

Gagavuzya’yı yıllar önce gezdim, sanırım o dönemde hiç bu konuda kamunun bilgisi yoktu. Antropolojik zenginliği...

Paraya Tapan Sistemin Sonu

Her ellediğin altın olsa altın bir ekmeği nasıl yersin, altına dönen suyu nasıl içersin?Paraya tapma...

Türkiye Artık Türk Değil mi?

Türk kültürünün özelliklerini, tarihini, kahramanlarını, kurtuluşunu ve emperyalizme kafa tutuşunu ve rol model olmasını sindiremeyen...

Acı Ama Gerçek Üniversitelerin Hali bu

İlk 500 içinde Türk üniversiteleri yok. Bu herkesin dilindeydi. Neden yok? Nedeni anlamak için epey...